Herkese merhaba, bundan sonra bazı kitap yorumlarımı üçleme şeklinde yapmaya karar verdim. Ayrı ayrı post girmek çok yorucu oluyordu. Hem de böyle kategorize edersem daha hoş olur diye düşündüm. Bu ilk üçlememde sevip sevmediğime bir türlü karar veremediğim kitaplara seçtim. Umarım seçtiğim kitapların yorumlarını arayanlar, arada kalmışların akıllarını daha da karıştıracak bu yazım sizlere yardımcı olur :)
Gözlerinin Ardında, ilk çıktığından itibaren dikkatimi çeken kitaplardan birisiydi. Elime hemen geçsede yorumları bekleyip okumaya karar verdim çünkü iş psikolojik gerilime gelince ben sinirlerim bozulup, kafayı yemeye başlıyorum nedense. 😂
Entrika dolu kitapları severim ama Gözlerinin Ardında çok pis oyunlar içeriyordu. Hatta bir ara hangi karakter iyi hangisi kötü bir türlü çözemedim. Elim kalbimde, tırnaklarımı yiyerek okudum kitabı bitirene kadar. Yazar gizem unsurunu çok güzel kullanmış kitap boyunca ama iş sonuna gelince batırmış diyebilirim. Bana göre aşırı mantıksız, hiçbir sonuca varmayan çok uçuk bir sondu. Gereksizdi. Abartıydı.
Buna rağmen türün kitaplarını okumayan bana keyifle okutturdu diyebiliyorum çünkü okurken gerçekten çok eğlendim.Sayko karakterli, entrika dolu kitapların hayranıyım sanırım.
Gölge Ve Kemik, uzun zamandır okuma listemde olan fakat bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Geçen aylarda eski baskılarını çok ucuza bulmam dolayısıyla elime geçince serinin ilk kitabını yani Gölge Ve Kemik'i okudum ancak beğendim mi tam emin değilim işte.
Kitabın fantastik dünyası çok farklı. Bir süre uyum sağlamakta zorlandım çünkü yazar evreni tanıtmaktansa konuya girip karakterleri maceradan maceraya savurmayı uygun bulmuş. Ancak ben bunu doğru bulmadım işte. Fantastik serilerin ilk kitaplarında var olan evreni yazarların kurguya yedirerek tanıtması taraftarıyım ben. Böylece hem kurguyu hem de evreni ilk kitabın sonunda öğrenmiş oluyoruz. Ancak dediğim gibi Gölge Ve Kemik de bu yoktu. Küçük ayrıntılara yer verilmese kurgu tam bir muammaydı.
Kitapta bir diğer sıkıntım ise karakterin çelişkili davranışları. Yani tamam ergen karakterlerin mantıksız davranışlarına alışkınız ama bu serideki iki karakterdi afedersiniz ama salaktı yani
Kitabın benim için en iyi tarafı ise hiç kuşkusuz Karanlıklar Efendisi'ydi.
İçinde minnoş bir kalbi barındırsa da haysiyetsiz bir şerefsiz olan bütün kötü karakterlere bayılıyorum.
Ötediyar renkli fantastik dünyası, bir o kadar ilginç karakterleri ve anlatmak istediği naif hikâyeyle durgun bir anlatıma sahip olsa da keyif aldığım bir kitap oldu benim için.
Ferenorman denilen renklerin bir üstünlük belirtisi olduğu bir ülkede, renk pigmentlerine sahip olamayan Alice'in var olabilme çabasını okuyoruz en başta biz. Ama sonra küçük bir macera yaşamak için karakter ile birlikte gittiğimiz Ötediyar'da daha önemli bir şey fark ediyoruz: kendin olmanın kendini kabul etmenin hayatta en nadide gerçek olduğunu.
Karakterlerin yaşları dolayısıyla azıcık sıkıntı çeksem de kitabın sihirli dünyasını gerçekten çok sevdim. Özgün, kendine has bir fantastik evren, bu türde benim en büyük kriterim zaten.
Her yaştan okuyucunun keyifle okuyacağı ve zevk alacağı bir kitap Ötediyar, bu yüzden benim de okuyun demekten başka çarem kalmıyor. Umarım sizler de okurken çok eğlenir, kendinizi bir noktada kitapta bulabilirsiniz.
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Şubat 2019 Pazartesi
19 Nisan 2018 Perşembe
CADILARIN KEŞFİ - KİTAP YORUMU (A DİSCOVERY OF WİTCHES #1)
ARKA KAPAK
Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk
ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması
Oxford’un Bodleian Kütüphanesi’ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana’nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.
”Onu affetmek zorundasın. İncinmeni istemiyordu.”
“Ben çocuk değilim, Diana. Annemin beni kendi karımdan koruması gerekmez.”
“Bir şey mi kaçırdım? Biz ne zaman evlendik?”
“Eve gelip sana, seni seviyorum dediğim anda. Belki mahkemede resmen kabul olmaz ama vampirler için biz evliyiz.
“Sana telefonda seni seviyorum dediğimde, senin de bana karşılık verdiğinde değil de yalnızca eve gelip yüzüme karşı söylediğinde mi oldu bu?”
“Vampirler, aslanlar ya da kurtlar gibi çiftleşir. Dişi, eşini seçer, erkek de onaylar, işte bu kadar. Hayat boyu çift kalırlar, topluluğun geri kalanı da onların bağını onaylar.”
“Ah,” dedim hafifçe.
“Ama sen vampir değilsin. Seni karım olarak düşünmemin sakıncası var mı?”
Hani bazen kal gelir, bir süre kitap okuyamazsınız, kitaplar sizin için kaçış olurken okumak birden eziyet hâline gelmiştir. Heh, işte öyle bir dönemimde sadece küçük bir alıntı ile çekildim Cadıların Keşfi'ne. Açıkçası ne bitireceğimden ne de beğeneceğimden umudum vardı çünkü tamamen en kötü anımda elime almıştım, bir de açıkçası çok güvenmiyordum kurguya. Eh yani vampir mi kaldı artık, bir de cadılar varmış meh! deyip kitabı adeta harcamak için elime aldım.
M E H! D E D İ M ve tükürdüğümü afiyetle yedim.
Pişman da değilim!
Cadıların Keşfi, kısa bir zaman dilimi içerisinde geçse de kitaptaki ayrıntılı tarih ve bilimsel anlatıları nedeniyle geniş bir okuma serüveni içeriyor. Ha, bu şey değil tabi ki kurgu ilerlemiyor, yazar sadece bilgi verip okuyucuyu bu bilgiler ile sıkıp bunaltıyor. Karakterlerin ve kurgunun içine, hikâyeyi oluşturacak bütün ayrıntılı bilgileri yavaş yavaş okuyucuya sindiriyor. Her bir tarih bilgisi ve her bir bilimsel ayrıntı kitabın bir noktasında illa ki karşımıza çıkıyor. O yüzden kitabın hiçbir noktasında "sıkıldım" kelimesini dillendiremiyorsunuz, çünkü aklınıza bile gelmiyor.
Cadıların Keşfi, paranormal üç türün gizlice yaşamını sürdürdüğü dünyada her türü ilgilendirecek gizemli bir el yazması kitabı, genç bir akademisyen ve ayrıca cadı olan Diana'nın bulması ile başlıyor.
Bu keşif, köklü bir cadı ailesine mensup, güçlerine arkasını dönmüş Diana için çok önemli bir olay olmasa da, bilmeden bütün türleri karşısına almış ve bunu düzeltmek ve el yazmasının sırrını çözmek için düşman tür olan vampir ırkına mensup akademisyen Matthew ile birlikte hiç dâhil olmak istemediği olayların içinde kendini buluyor.
Aslında konumuz bu kadar kısa ve basit bir şekilde dillendirilse de okuması gerçekten zorlu, olay ve kurgu açısından âdeta kapağı kilitli bir kutu bana göre. Çünkü kitabın başında hâkim olduğumuz şeyler bilimsel ve tarihi olaylar ile desteklenince yalana çıkıyor ve tahmin ettiğimiz, bu olacak işte dediğimiz noktalar yüzünden kitap sonunda elimiz bomboş bir şekilde öylece kalakalıyoruz.
Cadıların Keşfi'ni okumak başlı başına bir serüven, bu yüzden de hızlı hızlı okumak yerine yavaş yavaş sindirerek okumanın daha doğru olduğunu savunuyorum. Çok bilgi çok detaylı kurgu ve bol karakter olunca hızlı okumanın hiçbir yararı olmuyor, unutup gidiyorsunuz ve illâ ki karşımıza çıkacak bir olayı unuttuğumuz için kafamızdaki soru işaretlerinden zerre kurtulamıyoruz.
Kitabın kurgusunu ne kadar konuşursam konuşayım boşluk bir şey bulamadığım için kitabın bana göre en farklı yönlerinden biri olan karakterlerine değinmek istiyorum.
Bazı kitap karakterleri bence kitabın kurgusunun içinde değil de haricinde düşünülmeli, eh işte bu karakterlerden birisi de sapyoseksüellerin tam anlamıyla gözlerinden kalpler çıkartacak, kalbimizi un ufak edip yerlerde tepinse bile sesimizi çıkarmayacağımız serinin ilk kitabının yıldızı Matthew bana göre.
Bir adam düşünün yüzyıllar (bin de olabilir bilmiyorum 😂) boyunca yaşamının tamamını bilime ve türlerin kökenini bulmaya adayıp vampir olduğu hâlde tıp ile ilgilenip kalplerimizi eriten bir tam zamanlı bir doktor, zekâsı ile hayrete düşüren bir bilim adamı, dehşete düşüresi koku algısı ile usta bir yarı zamanlı şarap tadımcısı, rahatlamak için yoga yapıp tam bir anne kuzusu, sevdiceğinin kedisine "ma petite" diyerek okuyucuyu tam anlamıyla bu kadar da olmaz dedirten dağlara taşlara haykırmamızı sağlayan aşık olunası bir herif. Ha işte bu adamı düşündünüz mü, çok tatlı ve hayran olunası, değil mi? Ama bunların dışında sizi çıldırtacak bir haberim var ki bu adam aşırı sahiplenici bir âşık, ayrıca gözleri ve kalbi kadınından başkasını göremediği için tamamen hata yapmaya meyilli bir karakter. Matthew tamamen kusursuz bir kusurlu olarak yaratılmış ve bu olay o kadar çok sevdiğim bir şey ki kitabın konusunu sevmeseydim bile sadece Matthew için beşi basabilirdim.
Matthew aşırı derece düz bir karakter (düz heriflere aşığım), eğrisi doğrusu yok. Kendi içinde sakladığı birçok yalanı ve sırrı olsa da bunu sadece sevdiği kişilerin yararı ve zararına göre ortaya çıkarıyor. Koruma iç güdüsü gibi bir şey bu. Bazen tam anlamıyla şapşal bir âşık bazen de tuttuğunu koparan bir alfa olması Diana'yı ne kadar kendine hayran bıraktıysa biz zavallı okurları bunun bin katı falan bırakmıştır herhalde. Kitabı bitirdiğimden beri kalbimde kelebeklerim eksik olmuyor.(Ah, zavallı minik Matthew'siz kalbim 😭)
.
Bir yazarın hem karakterlerini hem kurgusunu dengede tutmasına her zaman hayret etmişimdir. Deborah Harkness bunu tam anlamıyla başarabilen sayılı yazardan birisi bence.
Kurgunun gidişatı aşırı derecede merak edilesi, çünkü kitabı bitirdiğimde tam anlamıyla elim ve beynim bomboş kaldı.
Hakkında en ufak bir fikir yürütemiyorum, ne dersem yanlış çıkacakmış gibi his var içimde.
Zeki karakterler, zekice işlenmiş bir kurgu, kusursuzluğun aslında birçok kusuru beraberinde getirdiğini en iyi şekilde anlatan fantastik kurgu okumak isterseniz Cadıların Keşfi'ni okumanızı bütün kalbimle öneriyorum.
Lütfen okuyun.
Ama Matthew'e aşık olmadan.
O benim.
B E N İ M ! 😂
14 Şubat 2018 Çarşamba
KAPLUMBAĞA KABUĞUNDA DÜNYA - KİTAP YORUMU
ARKA KAPAK
Nadir olan, sizinle aynı dünyayı gören birini bulmaktır.
On altı yaşındaki Aza, kaçak milyarder Russell Pickett’ın peşine düşmeye hiç de niyetli değildi aslında. Düşüncelerini ve dünyasını ele geçiren korkularıyla uğraşmak yeterince zordu zaten. Ancak bulana yüz bin dolar ödül vereceklerdi ve En İyi ve Korkusuz Arkadaşı Daisy paraya göz koymuştu bir kere. Böylece birlikte evlerinin yakın, dünyalarının uzak olduğu Pickett’ın oğlu Davis’in yanına gittiler.
Aza çabalıyordu. İyi bir evlat, iyi bir arkadaş, iyi bir öğrenci, hatta iyi bir dedektif olmaya çabalarken bir yandan da daraldıkça daralan düşünce sarmalının içinde sıkışıyordu…
Yeni kitabı uzun zamandır dört gözle beklenen John Green sevgi, direnç ve ömür boyu sürecek arkadaşlıkları konu aldığı bu romanında Aza’nın hikâyesini sarsıcı ve gözü kara bir açıklıkla paylaşıyor.
“Şeytanlarınızla yaşamayı öğrenmek ve mükemmel olmayan benliğinizi sevmek üzerine bu roman çok yerinde ve çok önemli.”
YORUM
Antik Yunanlıların mavi için kullandıkları bir kelime yokmuş. O renk onlar için yok hükmündeymiş. Onu karşılayan bir kelime olmadığından onu görmemişler.
Sürekli onu düşünüyorum.Onu gördüğümde midem altüst oluyor. Ama bu sevgi mi yoksa kelime karşılığı olmayan bir şey mi?
Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, elinize aldığınız anda bu kitap kesinlikle bu yazarın kitabı diyeceğiniz, klasikleşmiş bir John Green eseri.
John Green, okumayı sevdiğim, özellikle genç kesime hitap eden yazarlardan birisi. Okuyucu yormadan, belki de "her kesime" hitap eden bir sorunu büyüleyici dili, içten kurgusu ile anlatabiliyor. Öyle ki istemeseniz bile kitabında bahsettiği sorunları bir şekilde araştırırken buluyorsunuz kendinizi.
Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, ana karakteri Aza'nın bir nevi hayatı bir ucundan yakalamaya çalışma öyküsü. Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan Aza, sürekli virüs kapacağı endişesiyle yaşayan ve bunu sonucunda farkında olmasa bile kendine zarar veren bir karakter. Yıllar sonra çocukluk arkadaşının babası birden bire ortadan kaybolunca, en yakın arkadaşı ile dedektifçilik oynayıp bu gizemin peşine düşüyorlar ve kitabımız böylece başlıyor.
Kitabımız, her John Green kitabı gibi olabildiğince durgun, tamamen fikirlere ve düşüncelere odaklı ilerliyor. Ama bu akıcılığından zerre bir şey götürmüyor bunu açıkça söyleyebilirim. Her satırın altını çizip yüzünüzde hüzünlü bir gülümseme ile dalıp gidiyorsunuz kitaba.
Aza, her insanın başına gelebilecek bir sorundan muzdarip. Sorunu çözmeye çalışmıyor, bununla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor bir nevi. John Green de aslında bunu aktarmak istiyor kitabında okuyucuya, bir sorununuz olabilir, bu çok normal, bu duruma önlem almak zorunda hissettiğinizde mutlaka yardım alın ama sorunun hayatınıza vurgun yapmasına da izin vermeyin. Yaşayın, "sorun"u hayatınızın problemi yapmaktan çok onunla birlikte yaşamayı öğrenin.
Şu zamana kadar John Green hayranı bir okur olmadım. Ama yazarı sevdiğimi, kaleminin hissettirdiklerinden hoşlandığımı söyleyebilirim. Günümüz gençlik problemlerini bir kurguya döküp her yaştan kesime hitap etmeyi başardığını net olarak görüyorum.
Uçuk bir sonun ya da hayatı yaşamaya engel teşkil edecek bir hikâyenin yazarı değil John Green. Okuyucuya gerçekleri, Kaplumbağa Kabuğunda Dünya'da olduğu gibi açıkça aktarıyor. Kandırmıyor. Hayal kurdurmaktan öte çözüm odaklı bir yazar. Bu yüzden de ana kurgusunun eksiği olsa bile fikirleri, naif kaleminin etkileyiciliği ile her yaştan okuyucuya öneriyorum ben.
John Green, okumayı sevdiğim, özellikle genç kesime hitap eden yazarlardan birisi. Okuyucu yormadan, belki de "her kesime" hitap eden bir sorunu büyüleyici dili, içten kurgusu ile anlatabiliyor. Öyle ki istemeseniz bile kitabında bahsettiği sorunları bir şekilde araştırırken buluyorsunuz kendinizi.
Kaplumbağa Kabuğunda Dünya, ana karakteri Aza'nın bir nevi hayatı bir ucundan yakalamaya çalışma öyküsü. Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan Aza, sürekli virüs kapacağı endişesiyle yaşayan ve bunu sonucunda farkında olmasa bile kendine zarar veren bir karakter. Yıllar sonra çocukluk arkadaşının babası birden bire ortadan kaybolunca, en yakın arkadaşı ile dedektifçilik oynayıp bu gizemin peşine düşüyorlar ve kitabımız böylece başlıyor.
Kitabımız, her John Green kitabı gibi olabildiğince durgun, tamamen fikirlere ve düşüncelere odaklı ilerliyor. Ama bu akıcılığından zerre bir şey götürmüyor bunu açıkça söyleyebilirim. Her satırın altını çizip yüzünüzde hüzünlü bir gülümseme ile dalıp gidiyorsunuz kitaba.
Aza, her insanın başına gelebilecek bir sorundan muzdarip. Sorunu çözmeye çalışmıyor, bununla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor bir nevi. John Green de aslında bunu aktarmak istiyor kitabında okuyucuya, bir sorununuz olabilir, bu çok normal, bu duruma önlem almak zorunda hissettiğinizde mutlaka yardım alın ama sorunun hayatınıza vurgun yapmasına da izin vermeyin. Yaşayın, "sorun"u hayatınızın problemi yapmaktan çok onunla birlikte yaşamayı öğrenin.
Şu zamana kadar John Green hayranı bir okur olmadım. Ama yazarı sevdiğimi, kaleminin hissettirdiklerinden hoşlandığımı söyleyebilirim. Günümüz gençlik problemlerini bir kurguya döküp her yaştan kesime hitap etmeyi başardığını net olarak görüyorum.
Uçuk bir sonun ya da hayatı yaşamaya engel teşkil edecek bir hikâyenin yazarı değil John Green. Okuyucuya gerçekleri, Kaplumbağa Kabuğunda Dünya'da olduğu gibi açıkça aktarıyor. Kandırmıyor. Hayal kurdurmaktan öte çözüm odaklı bir yazar. Bu yüzden de ana kurgusunun eksiği olsa bile fikirleri, naif kaleminin etkileyiciliği ile her yaştan okuyucuya öneriyorum ben.
Etiketler:
john green,
kaplumbağa kabuğunda dünya,
kitap yorumu,
pegasus yayınları
15 Eylül 2017 Cuma
KAZANANIN SUÇU - KİTAP YORUMU ( THE WİNNER'S TRILOGY #2 )
ARKA KAPAK
Kalbinin sesini dinlemek, en büyük suçun olabilir.
Kraliyet düğünleri denince akla, şafağa kadar bitmek bilmeyen balolar, havai fişekler ve şenlikler gelir. Çoğu genç kızın hayali olan böyle bir düğün Kestrel için esaretten farksızdır. İmparatorluk sarayında gizlice casusluk yaparken, artık aldığı her nefeste hile ve yalanlarla sarılı olduğunu hissetmektedir. Üstelik özlemini duyduğu Arin’e bile sırrını emanet edememektedir…
Arin ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak için mücadele ederken Kestrel’in gereğinden fazla şey bildiğinden kuşkulanmaktadır. Genç kız şoke edici bir sırrı açığa çıkarmaya yaklaşırken, Arin’i en çok yaralayan şey, karanlıkta ona saplanan hançer değil gerçeğin kendisi olacaktır.
“Kazananın Suçu, müthiş bir romantizm ile korkunç bir yıkım arasında gidip gelen, bıçak sırtı bir roman. Rutkoski akıl oyunları, iktidar mücadeleleri ve casuslukla dolu dünyasıyla beni kendine esir etti. Kestrel ile Arin’in aşkının nasıl sonlanacağını merakla bekliyorum.”
-Marissa Meyer, New York Times çoksatan yazarı-
“Hikâyenin şaşırtıcı konusu entrika ve hilelerle akıllıca örülmüş. Büyüleyici, yıkıcı ve göz kamaştırıcı.”
-Kirkus Reviews-
YORUM
"Gitmek istemiyorum," dedi Arin. "Seninle oynamak istiyorum. Tek bir oyun."
Ya ayartılmaya razı gelecek ya da akıllıca davranmayı seçecekti ancak Kestrel için doğru kararı vermek gittikçe zorlaşıyordu. "Ne zaman?" demeyi başardı.
"Mümkün olan ilk fırsatta."
Bu yalnızca oyun değil miydi? Yalnızca bir el? Ağzından "Pekâlâ," sözcüğü döküldü.
"Kazanan her şeyi alır," dedi Arin.
Kestrel ona baktı. "Nesine?"
"Gerçeklere."
Bir kitap yorumu için çok şiirsel olacak ama, Kazananın Suçu'nu elime alıp ilk bölümü okumaya başladığım anda sanki maddeleşip kalbimi ellerine aldı sonra da onu sımsıkı sarıp un ufak etti. Kitap boyunca, yaşanılan olayların heyecanı sırasında bile kitabın bende bıraktığı kalp sancısı ile uğraştım. Ancak bu kalp sancısı dediğim hüzün, okuyucuyu salya sümük ağlatan cinsten bir hüzün değil. Kalp acıtan, acısı ile yaşatan, kitaba ayrı bir renk katan bir hüzün.
İlk kitabın sonundaki malum olay yüzünden geri dönülemez kararlar alan Kestrel, kendini bir anda sarayın şaşalı dünyasında, her tehlikeye atabilecek türlü entrikaların içinde buluyor Kazananın Suçu'nda.
Hem çok sevdiği babasını hem de ülkesini özgürlüğe kavuşturmak için her türlü mücadeleyi verebilecek cesaretteki Arin'i korumaya çalışırken, daha önce hiç karşılaşmadığı insanların tuzaklarından kurtulmaya, esaretini özgürlüğe çevirmeye uğraşıyor.
Serimizin, ilk kitaba nazaran aksiyon oranı bu kitapta düşük hâlde. Bunu sebebi de yazarın bu kitapta tamamen Kestrel'e odaklanması.
Kestrel'in giriştiği birkaç dövüşte, rakibini yumrukları ile değil de tamamen zekâsı ile yendiğini ilk kitapta da görmüştük. Heh işte ikinci kitap Kestrel'in kendi zekâsına uygun, hatta bazı noktalarda ondan bile zeki karakter ile zihnen savaşmasını işliyor. Okuyucular ise bu savaşı, kazananın kim olduğunu öğrenene dek eli kalbinde okuyor. Entrika, daha da kısıtlarsak sarayda dönen entrikalar okumaktan daima rahatsız olduğum bir konu. Çünkü karakterler zekaları ile sürekli birbirlerini kışkırtır hâldeler. Zihin devreye girdiğinde işler bircok noktada çirkinleşiyor. Kazananın Suçu, işlerin çirkinleştiği asıl noktayı, sadece ana karakterlerin gözüyle okuduğumuz için göremiyoruz, anlayamıyoruz. Bela geliyor bunu hissediyoruz, tehlikeli bir rakip var ortada ancak bu belanın nereden gelip, neleri yıkacağını anlayamadığımız için kitap bittiğinde tamamen dağılmış hâlde buluyoruz kendimizi.
Kitabın sonuna doğru işler o kadar içinden çıkılmaz bir hale geliyor ki yazarın hissettirdiği gerilimin yanında Kestrel'in acısını, ihanete uğramış kalbininin ağrısını bir süre içimizde taşıyoruz.
Kitapta tamamen Kestrel'e odaklanıldığı için Arin'i dolu dolu bekleyen okuyucuların şimdiden beklentisini en aza indirmesini öneriyorum. Benim gibi kadın karakterin zekâsına hayran okuyucular ise buna tamamen doyuyor. Bunun yüzündendir ki en sevdiğim devam kitaplarından biri oldu benim için Kazananın Suçu.
Son kitap için aşırı heyecanlıyım ama bir mazoşist gibi kendime bu acıyı çektirip aylarca gözleyeceğim yolunu üçüncü kitabın. Tabi ki arada hiç kuşkusuz kendime eziyet etmek için her iki kitabı da defalarca okuyabilirim.
Entrikanın, zeki karakterlerin, alabildiğine hüznün yanında tutkulu bir çiftin özgürlükleri ve aşkları uğruna savaşını okumak isteyenlere tarihi-fantazya türünün en sevdiğim kitaplarından olan Kazananın Suçu'nu hiç kuşkusuz öneririm.
Sevgiler.
20 Şubat 2017 Pazartesi
YABANCI - VEYL KİTAP YORUMU ( YABANCI #2 )
ARKA KAPAK
Tanrı, şeytanın inini cennete sakladı.
Kahverengi gözleri bana kabuk bağlamış yaraları anımsatan küçük bir kız çocuğu tanıdım. Onu parçaladım, mahvettim, yok ettim. Onu korudum, kurtardım, var ettim. Zihnimi durduramadım. Bir rüzgâr esti ve tavandaki lamba uğursuz bir ses çıkararak yavaşça sallandı. Gökyüzümü kara bulutlar kapladı, yağmur yağdı. Terk edilmiş bir kasabada geceler kimsesizdi, güneş yok oldu, ay sabah olunca doğdu. Boş bir arazide bir yel değirmeni döndü, döndü, döndü…
Sonra sana bir masal anlattım.
Ve seni ölüm uykusuna yatırdım.
![]() | ||||||||
"Onun sesinde özgürdüm.
Onun sesinde bir ölü kadar özgürdüm.
Ben mi gariptim , Ediz mi garipti , yoksa hayat mı garipti , bilmiyordum.
Pırıl pırıl bir örtü olan gökyüzü üzerime serilmeye başlarken bir salıncakta bilinçsizliğe doğru sallanıyordum.
Ediz , " Senin ruhun küçüğüm..." diye fısıldadığında gökyüzü üzerime kapanmak üzereydi. "Senin ruhun büyüdükçe güzelleşen o çirkin ördek yavrusu gibi . Ölümün büyüdüğün an olacak ve sen beyaz bir kuğuya dönüşeceksin. "
Yoruma başlamadan önce Yabancı Serisi'nin ilk kitabında da söylediğim gibi bu kitap , bu seri benim için hep ayrı bir yerde olup , ister 17 yaşında ergen olayım ister 21 yaşında üniversite öğrencisi olayım her zaman ismini duyduğum anda bile içimi titretecek bir güce sahip.
Sanırım bunun nedenini hiçbir zaman anlayamayacağım.
İlk kitabı okuduğumda da beni yerle bir eden hislerle bir süre uğraştım , ikinci kitabı bitirip kapağını kapattığımda da .
Öncelikle Veyl'in ilk kitaba nazaran daha güçlü, daha oturaklı bir kurguyla başladığını söylemek isterim. Yazarın kalemini , onun ağdalı bir dil kullanmasını okumaktan daima zevk aldım. Ama Veyl de bu betimlemeler , kullanılan dil beni gerçekten kendine hayran bıraktı.Üstelik bir kaç kısım hariç , ilk kitap da rahatsız olduğum anlamsız tekrarlara gidilmemişti.
Ben kitabı ,yani ikinci kitapta olan kısmı zaten Wattpad de okumuştum. Bu yüzden kurgu açısından (sonu haricinde ) bir şaşırma hissetmedim .
Eklemeler de olmuştu tabi . Küçük ip uçları , okuyucuya kafasında soru işaretleri bıraktıran bazı detayları okurken , Wattpad de okuduğum kurgunun tekdüzeliğini aşmıştı.
Var olan bir kurgunun üstüne yeni bir şey eklenmesini beklemiyordum tabi ki.Kitabı elime aldığımda da okunan kısımları tekrar okumak beni rahatsız etmedi bu yüzden. Zaten asıl olayın , asıl detayların , asıl kurgunun 3.kitapta olacağını mantıken tahmin ettim .
Veyl bir geçiş , asıl kurgunun ilk basamağı bana göre.
Karakterlerin kendilerini keşfetmesi , sona doğru yaklaşırken birbirlerine daha da kenetlenemebilmeleri için olan olayları okumak açıkçası beni tatmin etti.
- Veyl'in karakter incelemesini yaparken bir şekilde hep tıkanıp kaldım. Zaten beni kitaba çeken , içimi sızlatsa da bir mazoşist gibi kitabı elimden bıraktırmayan detayı karakterleri.
Özellikle Doğa , benim okumaktan korktuğum , canımı alabildiğince acıtan bir karakter.
Serinin ilk kitabından bu yana olan olayların altından kalkmaya çalışması , her yıkılışında okuyucuya aktarılan o sessiz çığlıkları okumak daima beni yaralamıştır.
Her zaman söylerim , bir kitabın benim beğenimi kazanmasının tek nedeni bende bıraktığı hislerdir . Duyguyu aktaramayan , karakterlerini hissedemediğim bir kitap ne kadar çok satsada bu öğeler olmadıkça benim umrumda olmaz .
Veyl'in sevip , ona bu kadar hayran olmamın nedenlerinden biri bu işte .
Bu kitap feryat ediyor.
İçimi sızlatıyor.
Bir şekilde kitabın içindeki karakterler ile özdeşleşiyorsunuz okurken. Bu yazarın saygı duyduğum bir başarısı bence.
Yabancı Serisi'nin kurgusunu hiçbir zaman klişe bulmadım . Olayların gidiş yönü bunu da bir şekilde sonunda kanıtladı zaten.
Hiçbir tahminim tutmayıp , beni yerle bir eden sonuyla , kafamda soru işaretleri ile üçüncü kitabı merakla beklememi sağladı.
İşte burada kurgunun asıl zekası Ediz'e geçiyoruz . Doğa'nın üzerinden giden duygusal yoğunluk , Ediz ile kitabı farklı bir kulvara sokuyor. Geriliyoruz, heyecanlanıyoruz.
Kitabın sonu hakkında tabiki detaylı yazmayacağım ama yazarın keskin zekası Ediz'e aktarılınca ortaya gerçekten şaşırtıcı bir son çıkmış. İlk kitapta ki ip uçlarını hatırlarsak tahmin edilir ama kurgu , yazarın betimlemeleri ile o kadar farklı yerlere odaklanıyor ki tahminler tutmuyor. En azından benim tutmadı.
Sonuç olarak o son beni acayip kırdı.
İlk kitap ile karşılaştırınca Veyl bence daha profesyonel ,daha detaylı daha duygusal daha iyi olmuş. - Dediğim gibi her ne kadar birbirleriyle kıyaslasam da ikisinde her zaman farklı bir yeri olacak benim için .
Bir bütün olarak bakınca eksikler tabi ki var. Betimlemeler sürekli aynı imgeler etrafında dönüyor . Kurgunun bazı kısımlarında detaylandırmalar yok ancak biz zaten kusurlu karakterler okuyoruz .
Okurken , daima seveceğim bir seri devamı oldu benim için Veyl.
Yıllar geçse de elime aldığım anda hem çocuk gibi sevindiren hem de derin bir hüzne boğan bu hikaye daima özel olacak.
Puanım ; 4/5
Etiketler:
kitap yorumlarım,
kitap yorumu,
öznur yıldırım,
pegasus yayınları,
yabancı veyl
8 Eylül 2016 Perşembe
İSYANKAR - KİTAP YORUMU ( İSYANKAR #1 )
ARKA KAPAK
O, KARDEŞİ İÇİN HAYATINI TEHLİKEYE ATACAK KADAR CESURDU.
O, HAPSOLDUĞU KAFESİN PARMAKLIKLARINI YIKMAYA ÇALIŞAN BİR KUŞTU.
O, SADECE ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN SAVAŞAN BİR KÖLEYDİ.
VE SONRA O KÖLEDEN BİR KRAL OLDU.
Edith Rosa Lofts, o gün gözlerini açtığında her zaman olduğu gibi bir Köle’ydi ve o sıradan günlerden birinin onu beklediğini düşünüyordu. Onun günlük rutini belliydi: Kalkacak, Elitler’e hizmet edecek, eve dönecek, uyuyacak ve yeniden kalkıp bu kısır döngü içerisinde yuvarlanacaktı.
Peki, sıradan maskelerin ardına sığınmış o günde, Edith’in hayatının büsbütün değişeceğini kim tahmin edebilirdi ki? Cevabın, Edith olmadığı kuşkusuzdu.
Başına yediği bir mermi ile zihni tepetaklak olan Edith’in, kendini ölü zannederken canlı bulması; boyun eğdiği düzeni paramparça edecek ilk adımdı. İkinci adımsa, gözlerini açtığı yerin ona bugüne dek ne denli kör ve sağır, gerçeklerden uzak yaşadığını gösteren bir nevi ayna olduğuydu. Üçüncüyse…
Edith’in içindeki isyankar ruhun gözlerini açışıydı.
Azılı düşmanlarla, adaletsizlikle, kalbindeki karşılıksız aşkla ve kendi değerleriyle çatışan bir kızın hikâyesi olan İsyankar’ı bir solukta okuyacaksınız.
YORUM
Merhabalar! Ephesus Yayınları'ndan çıkan , distopya üçlemesinin ilk kitabı olan İsyankar'ın yorumuyla sizlerleyim🙏
Kitap daha çıkmadan , hatta yazarı ile imzalar yeni atılmışken ; distopya üçlemesi diye bahsedilen İsyankar ı merak içinde bekliyordum .Biliyorsunuz , distopya ve fantastik üzerine yazılmış kitaplar ülkemiz yazarları tarafınca nadir ele alınıyor.
Özellikle "Distopya" türün de kitaplar , büyük bir bilgi birikimi , tecrübe isteyen tür de kitaplar . İsyankar , yazarın genç yaşına ve dahası ilk kitabı olmasına rağmen, çok güçlü bir sisteme , orijinal diyemesek de türdaşlarından bir tık özgün bir kurguya sahip.
Kitabımız dört kasta bölünmüş halkın en düşük kastında yaşayan Edith Rosa Lofts'un kardeşini kurtarmak için küçük bir isyan girişiminde bulunmasıyla başlıyor.Bu küçük girişim , kafasından vurulup , yaşadığı kentten çok uzak da kalan hapishaneye gönderilmesi son buluyor maalesef . İsyankârlar arasın da , yeni bir düzen kurmak amacıyla toplantılar yapıldığını gören isyanın yüzü Edith Rosa Lofts'un acımasız düzeni yıkmak için planlar kurup , savaş hazırlıklarına başlamasıyla kitabımız devam ediyor.
İsyankâr ; distopik bir kitap olması nedeniyle oldukça acımasız bir kitap.Kast sisteminin o acımasız düzeni , sizi okurken titretip , bir yerden sonra size bu kadar da sadistlik olmaz be 😂 dedirtiyor.
Sistemdeki var olan acımasızlığa örnek verecek olursak ; toplumun en düşük, en acımasız bölümünde yaşayan Kölelerin doktora gitmesi yasak.Hasfa olurlarsa , yaralanırlarsa kendileri iyileşmek zorunda . Hiçbir yardım , hiçbir merhamet göstergesi yok.
En yüksek bölüm de yaşayan Elitler ise her türlü üst düzey teknolojiye , yiyeceğe, barınağa sahip.Ama bunları Köleler yapmak zorunda . Elitler , adları gibi elit yaşama sahip. Köleler ise hizmetkarları.
İlk başta sistemi çözmeye çalışırken, sizlere daha önce de söylediğim gibi olağan kast sistemini Platon'un Devlet'ın de ki Ütopik kast sistemine benzettim. Rahipler , Askerler , benzerdi. Ancak İsyankar da ki acımasızlık, devlet büyüklerinin umursamazlığı yönüyle zerre alakası olmadığını gördüm.
Kitap ilk 50 sayfadan sonra alışılmışın dışında bir tempoyla başlıyor , distopik kitapların klişeleşmiş ilk 100 sayfa durağanlığına sahip değil.
Var olan sistemi yazar oldukça açık bir şekilde okuyucuya yansıttığı için, aklımız da ne soru işareti ne de başka bir şey kalıyor. Öylece dalıveriyoruz kurguya .
Ana karakterimize gelecek olursak , Edith Rosa Lofts ,son sayfadaki davranışları ile beni kendinden açıkça nefret ettirdi.
Özellikle ana karakter olması nedeniyle seveceğime inandığım , ancak kitap boyunca hiçbir davranışını onaylamadığım , eh söylediğim gibi o son sayfalarda ki yaptığı delilik , neticesinde benden tam puan alamadı.
Bir kitabı okuyucuya sevdiren , genellikle karakterleridir biliyoruz ki. Ancak İsyankâr, benim için kurulan sistem , zafere giden yol , yazarın genç yaşın da satırlara döşediği o acımasızlık bakımından etkiledi.
İlk kitap , ilk heyecan olmasına rağmen, ülkemizde işleniş bakımından pek tutulmayan bir türü , ince şekillendirip okuyucuya sunması gerçekten cesaret gerektiren , tebrik edilesi bir durum.
Karakterlerinin gelişimini , devam kitabın da daha iyi işleyip, olgun olan bir kitaba yakışan , daha olgun karakterler ile gelirse z gerçekten ama gerçekten iyi bir üçleme olacak. Buna gerçekten inancım tam.
Puanım ; 3/5
Etiketler:
ephesus yayınları,
İsyankar,
kitap yorumu,
tolga ra
25 Ağustos 2016 Perşembe
KAPKARANLIK ORMANDA - KİTAP YORUMU
ARKA KAPAK
Karanlık ormanda
Karanlık, kapkaranlık bir ev vardı;
Ve o karanlık evde karanlık, kapkaranlık bir oda...
O karanlık odada...
Bazen korkulacak tek şey... insanın kendisidir. Nora on yıldır geçmişinden kaçıyordu. Evini, arkadaşlarını ve özlememesi gerektiğini düşündüğü bir hayatı geride bırakmıştı. Hiç beklemediği bir anda gelen bir bekârlığa veda partisi daveti, onu geçmişiyle yüzleşmeye zorluyordu. Bu, Nora'nın geçmişini nihayet bir kenara bırakması için bir işaret miydi? Ama bir şeyler yanlış gidiyordu. Çok ama çok yanlış... Bazı sırların sonsuza dek saklanması mümkün müydü?
"Final, başarıyla yaratılmış karakterlerin de etkisiyle insanda büyüleyici ve yavaş çekimde gerçekleşen bir araba kazası etkisi yaratıyor."-
-The Guardian-
"Ware'in, kadınlara özgü güç oyunları ve bazı arkadaşlıkların yarattığı çalkantılar üzerine yaptığı analizler, Sophie Hannah'yı, Christobel Kent'i, hatta Gillian Flynn'i anımsatıyor."-
-Independent-
"Ware gizem öğelerini yavaşça ortaya çıkarmış ve alttan alta kendini hissettiren tehlike hissiyle gerçekten tekinsiz bir ortam yaratmayı başarmış... Kitabı fırtınalı ve karanlık bir akşamda okuyun ama sonra ışıkları açık bırakın."-
-Kirkus Reviews-
"Kapkaranlık Ormanda, Gillian Flynn'in Kayıp Kız'ını ve Paula Hawkins'in Trendeki Kız'ını sevenleri büyüleyecek."-
-Publishers Weekly-
(Tanıtım Bülteninden)
YORUM
Merhabalar ! Uzuuun zaman sonra birikmiş onca yorumumdan biri olan , zerre beklentiyle başlamayıp beni içeriği ile adeta şoke eden Kapkaranlık Ormanda yorumuyla sizlerleyim:)
Kapkaranlık Ormanda , uzun zaman önce lisedeki arkadaşları ile irtibatı kesmiş cinayet romanları yazan Nora ' nın , lisedeki en yakın arkadaşı Clare'nin bekarlığa veda partisi için ormandaki gizemli yazlığa gitmesiyle başlıyor.Ve biz bu parti sürecinde işlenen cinayeti , katili ve ev ortamında ki psikolojik çözümlemeleri okuyoruz .
En en en başından söylediğim gibi Kapkaranlık Ormanda 'ya zerre beklentisi , ne okuyacağımı bilmeyerek başladım.Ve beni tamamıyla şaşırttı. Şehir dışında olmam nedeniyle kitaba uzun bir ara vererek okuduğum için ancak kitabı 2 kere elime alabildim. Ve 2. seferde 2. oturuşta bitti. Eğer hiç ara vermeden okusaydım sanırım bir kaç saate kolaylıkla biterdi. Mükemmel bir akıcılığı var kitabın.
İlk 100 sayfa aşırı durağan ilerliyor , ana konuya dair ufak ufak ip uçları verilsede , yavaş yavaş ilerlediğimiz için hiçbir şey çözemiyoruz. Bu 100 sayfa da her bekarlığa veda partisinde olduğu gibi bolca entrika , kıskançlık, kadınların gelgitli ruh hallerini okuyoruz.Ancak ara bölümler de ana karakterimiz Nora 'nın gelecekte ki halini de okuyoruz biz bu 100 sayfada . İşte bu da okuduğumuz aşırı durağan kısmı sabırla okumamızı , heyecanın daha da artmasını sağlıyor.
Ve efsanevi son 100 sayfa da heyecan hiç eksilmiyor , deyim yerindeyse kafamız bir dünya , çünkü ne nedeni ne sonucu bir türlü öğrenemiyoruz.
Kitabı okuduğum türdaşlarından ayrı bir kefeye koyan da bu zaten. Bilinmezliğin çıldırtıcılığı. Kimin öldürdüğünü bile çözemiyoruz.
Cok güzeldi , kurgu olağanüstüydü , farklıydı ama aynı zamanda da melankolikti. Okuduğum gerilim romanların arasında sanırım en hüzünlü hikaye Kapkaranlık Ormanda 'ya aitti.
Gerçekten önerebilecegim kitaplardan biri benim için , mutlaka okuyun :')
Etiketler:
Kapkaranlık Ormanda,
kitap yorumu,
yabancı yayınları
18 Ağustos 2016 Perşembe
İHTİYAÇ - KİTAP YORUMU (NEED #1)
ARKA KAPAK
On altı yaşındaki Zara White, çok sevdiği üvey babasının ani ölümünün ardından annesi tarafından apar topar babaannesinin yanına gönderilir. Annesi her ne kadar bunu onun iyiliği için yaptığını söylese de burası Zara için pek de güvenli bir yer değildir çünkü burada çocuklar hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolmaktadır. Tuhaf bir adamın gittiği her yerde onu izlediğini düşünen Zara çok geçmeden bu şüphesinde haklı olduğunu anlar. Üstelik bu adam arkasında altın rengi bir toz bırakmaktadır. Bu esrarengiz kasabada neler olup bittiğini anlamak için kolları sıvayan Zara çok geçmeden aslında hiç kimsenin ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlayacaktır.
YORUM
Merhabalar! Dün sabah başladığım, İhtiyaç serisinin ilk kitabı " İhtiyaç " aynı günün akşamına bitti.
Şu sıralar vampirlerin dünyasından kaçıp farklı bir fantastik roman arayışındaydım ki bir kitap alışveriş sitesinde gezerken yeni çıkan kitaplarda İhtiyaç'ı gördüm.Konusunun farklılığı , kapağının güzelliği beni kendine çekti ve aldım tabi ki. Aldığım gibi de başladım hemen.
Kitaba ilk başladığımız da bölüm başlarında ana karakterimiz Zara'nın özel ilgisi olan Fobi tanımlamaları mevcut. Bu fobi tanımları bizlere bölüm hakkında küçük ip uçları veriyor. Sanırım İhtiyaç da en sevdiğim şey fobi tanımları oldum.Durun bi dakika ! Aslında sevdim diyemem bu kelime yanlış olur :) Bayıldım , hem de ciddi anlamda .
İhtiyaç 'ı okurken hafif Alacakaranlık havası sezdim ilk başta ben. Soğuk bir bölge , gizemli kaybolmalar ...
En son kitabı bitirip , kenarda yazan yorumu okuduğum da ise bir tek benim bu olayı düşünmediğimi anladım .
Kitaba ilk başladığımız da "Gizem" had safhada olsada karakterlerin davranışları ile verdiği ip uçları kitabı son derece tahmin edilir yaptı maalesef. Neyin ne olduğunu kitabın ortalarına varmadan çözdüm ben vallahi .
Hah bir de Zara'nım doğaüstü olayları "pat " diye kabul etmesi , sanki senelerdir bu olayın gerçekleşmesini bekliyormuş gibi tavırları okurken beni bir miktar üzdüm . Büyük bor tepki bekledim ama azıcık şoka bile girmedi. Olağan şaşırma durumu en az derecedeydi karakterimiz de.
Hah bir de Zara'nım doğaüstü olayları "pat " diye kabul etmesi , sanki senelerdir bu olayın gerçekleşmesini bekliyormuş gibi tavırları okurken beni bir miktar üzdüm . Büyük bor tepki bekledim ama azıcık şoka bile girmedi. Olağan şaşırma durumu en az derecedeydi karakterimiz de.
Ama bunu dışında Zara'nın olaylara karşı bakış açısı, zekice çözüm arayışı takdir ettiğim bir davranıştı.
Kapaktan ve arka kapaktan tahmin edebileceğiniz üzere kitabımız daha önce benim hiçbir kitap da rastlamadığım "Periler"i içeriyor.Tabi ki her kitapta olağan bir durum olan bir karşı ırk daha var.
İlginç bir bileşen , kitabı gerçekten özgün kılıyor bu olay.
Farklı bir tat , farklı bir konu , farklı bir fantastik arayanlara İhtiyaç 'ı öneririm ben . Serinin devamında neler olur , neler düşünürüm bilmiyorum ama sevdiğim diyebileceğim bir kitap.
ALINTI
^^ İnsanlar her zaman karanlığa bakar , Zara. Ne görebileceğimizden korkarız.Dışarı karanlık olabilir , bu kendi ruhumuzun karanlığı da olabilir ama bence hiç bilmemektense , bakarken yakalanmak daha iyidir. Anladın mı ? ^^
6 Ağustos 2016 Cumartesi
TUTSAK - KİTAP YORUMU - (TAKEN #1)
ARKA KAPAK
Duvarı aştıktan sonra, geri dönmek imkânsız.
On sekizine basan her erkeğin ortadan kaybolduğu, duvarlarla çevrelenmiş bir kasaba…
Claysoot'ta hiç yetişkin erkek yoktur çünkü on sekizine gelen her genç erkek doğum gününün gece yarısında ortadan kaybolur. Zemin sallanır, rüzgâr uğuldar, kör edici bir ışık saçılır… ve on sekiz yaşındaki erkek yok olup gider.
Kasaba halkı buna Yükselme demektedir.
On sekizine basmasına yalnızca birkaç ay kalan Gray Weathersby kaderiyle yüzleşmeye hazırdır; ta ki annesinden kalan bir notu bulup çocukluğundan beri kabul ettiği her şeyi sorgulamaya başlayana dek: Konsey liderleri ile bariz sırlarını. Yükselme'nin kendisini.
Ve Claysoot'un etrafını saran Duvar'ın ardında ne olduğunu.
Gray'in kaçmak için tek şansı Duvar'a tırmanmaktır. Kimsenin ötesine geçip de hayatta kalamadığı Duvar'a…
"Baştan sona macera dolu bir yolculuk. Bu kitabı bir oturuşta okurken heyecandan birkaç tırnağımı kemirmiş olabilirim. Devamı gelsin, lütfen!"
-Marie Lu - Efsane Serisinin Yazarı-
"Merak uyandırıcı bir serüven. Okurlar sıradaki kitabı hevesle bekleyecek."
-Kirkus Reviews-
"Hareket dolu, duygu yüklü, bol sürprizli bir macera."
-Booklist-
"Distopya hayranlarını cezp edecek, çarpıcı bir kitap."
- School Library Journal-
"Bu sürükleyici çıkış romanı bulmacalarla okurunun merakını canlı tutan ve sonunda daha fazlasını istemelerini sağlayan hızlı bir serüven."
-Shelf Awareness-
(Tanıtım Bülteninden)
YORUM
Selamlar ! Şimdi sizlere okuyup , okuyabileceğiniz genç yetişkin- distopya karması romanların karışımından oluşan , ilk elli sayfa hariç hızlı temposuyla kalp spazmı geçirmenize sebep olacak Tutsak 'ı yorumlayacağım.
Kitabımız 17 yaşında olan Gray'ın yaşadığı şehir de olağan bir durum haline gelen "Yükselme" adı verilen gizemli yolla abisi Blaine' ın kaybomasıyla başlıyor.Şehirde 18 yaşına girmiş her erkeğin gizemli bir şekilde kaybolması, Gray'ın bu durumu sorgulamasına neden oluyor . 18 yaşına bir kaç ay kala sehrin en gizli noktasında kalan duvara tırmanması ile de "Yükselme"nin yaşadıklarının en basiti olduğunu , kendisini daha büyük sırların beklediğini keşfetmesi ile romanimiz devam ediyor.
Yoruma başlamadan önce de söylediğim gibi Tutsak ; için de bir çok distopik öğenin bulunduğu, Açlık Oyunları ve Uyumsuz serilerinin karmasından oluşan bir kitap.
Yazar 3 ayrı kitaba konu olabilecek distopik malzemeyi tek kitapta birleştirince kitabın yoğun temposu sizi hem şaşırtıyor hem de heyecanlandırıyor. Önceki sayfa ve bir sonraki sayfa arasında inanılmaz bir değişim var. Şöyle anlatayım ; ilk önce bir sistem kurup onu bir arada tutmaya çalışan ve bunu da halkını köleleştirerek yapan bir devlet adamı okurken bir sonraki sayfada bu devlet adamının deney yapmak için halkının bir kısmını 4'e bölüp bir çok farklı şartta yaşayış biçimlerini gözlemlediğini okuyoruz. Tabi yapılan bu deneyin ilk ve son sayfada ki olayları tutarlı bir şekilde sebep sonuç ilişkisi olduğunu da okuyoruz.
Haliyle bu yoğun tempo sizde bir yerden sonra olağan bir kafa karışıklığı yapıyor , bir de üstüne genç yetişkin serilerin olmazsa olmazı "aşk üçgeni" eklenince kitabımız bizi bir yerden sonra "kafayı yemek" denilen olaya sürüklüyor.
Eh bu kadar saydırdın kitabı beğenip beğenmediğini bir türlü öğrenemedik , artık söylesen diyecek olursanız, ben de sizi sinir eden bir şey söyleyeyim.
Kitabı sevdim . Yoğun temposunu , karakterin ehlileştirelemez derecede asi oluşunu , ani kararlarını , tipik aşk üçgenini okurken bir "sadist" gibi keyif aldım .
Yazar hanım bizlere en az 10 kitaba sığacak malzemeyi verdiği halde serinin 3 (?) kitap olduğunu görünce 2 ve 3. kitaplarının da bu kadar yoğun olacağını tahmin ediyorum .
Son olarak 2. kitabı merakla ve heyecanla bekliyorum.
Son olarak 2. kitabı merakla ve heyecanla bekliyorum.
Puanım :4/5
Etiketler:
distopya,
KİTAP YORUMLARIM,
kitap yorumu,
pegasus yayınları,
taken,
tutsak
31 Temmuz 2016 Pazar
EFSUNLU ADAMLAR "KOD ADI:1.88" - KİTAP YORUMU ( Efsunlu Adamlar #1)
ARKA KAPAK
Şahmelek Ve Senli'nin Yazarı Merve Akıncı'dan Serinin ilk kitabı Efsunlu adamlar kod adı 1.88
Yanımızdan geçip giden adamlar var… Bir de dönüp baktıklarımız, durup izlediklerimiz… Onlar Efsunlu Adamlar… Sırası geldikçe anlatılacaklar... Efsunlu Adamlar'ın ilki; Gökdeniz. Nam-ı diğer 1.88.
Gözlerinin mavisinden, tutkuyla bağlı olduğu Harley'inden ve görür görmez sizi rengârenk bir efsunun içine çekmesinden tanıyabilirsiniz O'nu. Tanırsınız! Güneş'i ise ona bakan güzel, yemyeşil, hüzünlü gözlerinden bilirsiniz… Diğer yarısını bulma ümidini çoktan kesmiş, yalnızca kendine güvenen eksik bir ruhtu o… Kendini rengârenk efsun kuşağının içinde bulana kadar… Güneş hazır değildi. Gafil avlanmıştı. Peki ya siz? Siz hazır mısınız? "Sakin… Çok sakin…"
(Tanıtım Bülteninden)
YORUM
Selamlar 🙆 Büyük bir heyecanla başlayıp, bir kaç saat sonra gözlerinden kalpler fışkırtarak bitirdiğim , adı misali efsunlayıp , beni kendine hayran bırakan Efsunlu Adamlar 'ın ilk kitabı Kod Adı : 1.88 yorumuyla sizlerleyim😌
Kitaba başlamadan önce sizlerle de paylaştığım gib Efsunlu Adamlar Watpadd'de takip ettiğim hikayelerden biriydi . Eh.. En heyecanlı bölümden sonra kitap olma süreci başladı ve ben hayranı olarak takibi kitabı aldım 😂
Ve şimdide 2. kitabın yani Cambaz'ın çıkışına az bir zaman kala ilk kitabı bitirip , heyecanla Tim'i beklemek istedim.Gözüm yollarda onu hikâyesini acayip merak ediyorum.
Efsunlu Adamlar 'ı bana sevdiren en büyük etkenlerden biri hiç şüphesiz karakterlerin içimizden biri olmaları , samimiyetleri.Kitabımızda ne yerlere göklere sığdıramadigimız - ben kötüyüm, benim hayattaki tek amacım kızlara acı çektirmek - tarzı "havalı kötü (!) adamlar " ne de - çok güzelim ama azcık da ezik olabilirim - düşüncesinde kızlarımız mevcut.
Gayet bizden , aklı başında , kendine güvenen karakterler ; Güneş ve Gökdeniz 💙
İçimizdenler...İçtenler 😃
Kitabı okurken hissettiğim o samimiyet hissi , yazarın kalemiyle butunlesince gerçekten kendini ayrı bir kategoriye sokmuş.
Karakterlerin arasında gelişen ilişkinin pata küte değilde , ağır ağır ortaya çıkması , birbirlerine olan duygularının hissedilme anı beni büyüleyen ayrı bir olay zaten.😍
Özellikle Efsunlumuz "Gökdeniz "in Klişeye kafa atarak " seviyorum ulan " tarzı düşüncesi beni benden aldı yemin ederim.Adam net, sorgulamiyor , kabul ediyor 😌 Çok güzel bir şey değil mi sizce de 😍
Sanırım Merve Akıncı'dan okuduğum en iyi kitaptı , sanki giderek kendini bize hayran bıraktıran karakterler birakacak gibi.
Üstelik ana karakterlerin yanında yan karakterlerin ilişkisini de işlemesi "işte bu be " dedirtti . İpek ve Oğuz çok tatlılardı .
Hah bir de hikayenin karakterleri gibi net olup , anlatmak istedigi şeyi anlatıp, gereksiz yere uzatılmaması da benim için kitabı ayrı yere koyan özelliklerinden biri.
Cok cok severek okudum , okurken eğlendiğim , bazen kıkırtılar eşliğinde bazen de buruk gülümseme ile sayfalarını çevirdiğim kitaplardan biriydi Efsunlu Adamlar.
Cambaz'ı gerçekten dört gözle bekliyorum 😌
Etiketler:
Efsunlu adamlar,
kitap yorumu,
kodadı188,
müptela yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















