FAVORİ KİTAPLARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FAVORİ KİTAPLARIM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2021 Çarşamba

KÜL KRALLIĞI - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #7)

 


ARKA KAPAK

Ateşyürek Aelin, halkını kurtarmaya söz vermişti ama bedelinin bu kadar büyük olacağını tahmin edemedi. Fae Kraliçesi tarafından bir demir tabutun içinde kilitlenen Aelin, aylarca işkence görürken harlanan iradesinin gücüyle inanılmaz savaşlar vermeye devam ediyor. Maeve’e teslim olmuyor çünkü aksi takdirde tüm sevdiklerinin yok olacaklarını biliyor ama o demirden iradesi her geçen gün eriyor…
 
Vahşi, zeki ve genç suikastçı Aelin’ın intikam yolculuğu ile başlayan öykü, giderek çoğalan, karmaşıklaşan, renklenen; türlü yaratıkların, sürpriz doğaüstü olayların, inanılmaz evrenlerin ve sonsuz sayıdaki muhteşem karakterlerin destansı şölenine dönüştü.
 
Sarah J. Maas’ın New York Times’ın çok satanlar listesinden inmeyen epik fantastik klasiği Cam Şato efsanesi, içimizde bir keder bırakarak yedinci kitabıyla inanılmaz bir sona ulaşıyor.
 
Şimdilik!..
 
Ama… Yeni bir dünya için, daha iyi bir dünya için savaşmaya devam!




YORUM


Aelin dakikalardır, durmaksızın ağladığını fark etti. Fakat bu ayrılık, bu son veda. Aelin, Chaol ve Dorian'a bakıp hıçkırdı. Onlara kollarını açtı ve sarılırken ağladı.

“İkinizi de seviyorum,” diye fısıldadı.

“Ve her ne olursa olsun, birbirimizden ne kadar uzakta olursak olalım bu hiç değişmeyecek.”

“Seni yine göreceğiz,” dedi Chaol. Fakat ağlamaklı olduğu için onun sesi bile boğuk çıkıyordu.

Dorian titreyerek, “Birlikte,” dedi. “Bu dünyayı birlikte yeniden kuracağız.”


Cam Şato serisini o kadar uzun zamandır okuyorum ki son kitap olan Kül Krallığı'nın son sayfasını okuyup kitabın kapağını kapattığımda içimde geri döndürülemez  bir boşluk hissettim. 

Bütün hisleri, olumlu olumsuz bütün duyguları hissettiren bazen düşmana bile empati yaptıran, kahramanları adeta içselleştirmemizi sağlayan bu evren, okuyup okuyabileceğim en iyi serilerden biriydi son kitabın yorumuna başlamadan önce açık yüreklilikle söylemek istiyorum.

Kül Krallığı, beşinci kitap Fırtınalar İmparatorluğu'nun hemen sonrasından başlıyor. Bütün karakterler artık neyin geleceğinden, düşmanın kim olduğunun farkında. Sadece tek bir yere odaklılar bu da "Daha iyi bir dünya" için savaşmak.Ancak bunun öncesinde bazı karakterlerin kendi içlerinde vereceği savaşlar var ve bize de bunları yavaş yavaş kurguya yedirerek okutuyor yazar.Ben normalde çoklu karakter bakış açısı sevmem. Kurgu da kim ana karakter ise onun anlatıcı olmasını daha çok severim. Ama Cam Şato serisinde bu olaya hiç kızmadım. Çünkü yazar son kitaba gelene kadar bakış açılarından okuduğumuz bütün karakterleri bize sevdiriyor, onları da kitabın bir nevi ana karakteri olduğunu sonuna kadar vurguluyor.

Kitabın ilk yarısı benim için duygusal olarak tam bir işkenceydi. Aelin Galathynius okura 6 kitap boyunca çok güçlü bir karakter okutulduğu için o ilk yarıda ki mental ve fiziksel olarak düşmüş bir kraliçe okumak kalbimi o kadar kırdı ki bir yerden sonra kitabı kapayıp azıcık gözyaşı dökmüş olabilirim. Aaelin gibi bir kadının normal ve haklı olarak çöküşünü okumak beni kırdı ama bu hem kitap için hem de okur için gerekliydi bence.

Kitabın son yarısı ise bir fantastik hikâyenin son kitabına kadar ne beklediysek onu veriyor. Okuması zevkli bir savaş kurgusu, can acıtıcı kayıplar,  bazı fedakarlıklar ve zekice örülmüş bir final örgüsü. Yani son yarı da ilk yarı gibi okuması keyifli, zor nefes aldıran ve bir hamlede biten keyif verici bir hikâyeydi.

Ne desem nasıl övsem yine bir şekilde harikaydı diyerek geçiştirecekmiş gibi hissediyorum o yüzden artık yorumu burada kesip veda edeceğim seriye.Karakterleri, olay örgüsü, büyük finale kadar süregelen olaylar silsilesi ile bir fantastik seriden almak istediğiniz bütün keyfi veriyor Cam Şato Serisi. Son kitap olan Kül Krallığı da tabi.

Canı gönülden önerdiğim, keşke unutsam da yeniden okusam dediğim nadide serilerden. 


2 Ocak 2019 Çarşamba

| 2018 FAVORİLERİM |



2018'in başlarında okuma hedefim ile ilgili bir yazı yazmışım defterime.120 kitap okumak gibi bir hedefim varmış.Hatta bu hedefin yüzde ellisini klasik okuyarak geçirmek istediğimi yazmışım. Amacım hem güncel kitap okuyup hem de klasik okuyarak "yetkin" bir sene geçireceğimi  kendime kanıtlamakmış.

Bu yazıyı hazırlamak için defteri elime aldığımda bunları yazdığıma şaşırdım çünkü okuma hedefimi tamamlamama rağmen kendimi belli bir tür okuma yapacağım şeklinde kendimi kısıtlamam beni gerçekten üzdü.

Bu sene kitapları tükettim. Hızlı okumak istemesem de bitirene kadar mutlu olmadığı farkettim ve elime aldığım kitabı bitirmeden bırakmadım. Klasik okumak için kendimi zorlayıp, günün sonunda elime aldığım kitabın fantastik bir aşk kitabı olduğunu gördüğümde saldım gitti.😂

Kitap okumayı seviyorum. Bu sene, zevk almayacağım hedefler koyduğumda çok sevdiğim bu hobiden uzaklaştığımı anladım. Bu yüzden belli bir türe kendimi adamayıp, hiçbir türe yabancı kalmayacağım bundan sonra. Bu sene ki hedefim de bu, bunu buraya yazmak kendimi kısıtladığım gerçeğini yüzüme vurması açısından kanıt olarak burada duracak hep.

2018 yılı okuma açısından doyurucu olsa da favorilerime giren kitapların sayısı beni eksik hissettirdi diyebilirim. Ancak muhteşem yazarlarla tanışıp muhteşem kitaplar da okuduğumu değiştirmiyor bu durum.



Mesela 2018 yılında muhteşem bir seri okudum. Benim için gelmiş geçmiş en muhteşem fantastik roman olma özelliğini taşıyan Cadıların Keşfi serisinden bahsediyorum. Ama her seri de olduğu için bu seride de en kitabım var o da Gecenin Gölgesi. Bu yüzden fotoğrafta en çok sevdiğimden başlayıp çok sevdiğim şekilde dizildi seri :')


Serilerden bahsetmişken 2018 yılı içerisinde okuduğum favori seri devamlarından da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Dikenler Ve Güller Sarayı serisinin ilk kitabını vasat bulmuştum ancak ikinci kitap benim için kusurlarına rağmen şahaneydi. Öyle ki kitabın son 100 sayfasını okumamak için direndim. Ama direnişim sadece 10 gün sürdü maalesef. Kazananın Öpücüğü her ne kadar veda etmek istemesem de sonucunda dayanamayıp okuduğum, seriye yakışan tam da istediğim gibi bir final olduğu için 2018 favori listemde. Beni Yakma ise Aaron Warner faktöründen dolayı listemde 🙊 (ayrıntılı hayranlık yazım çok yakında gelecek 😻🙊)


2018 işte bu yüzden güzel geçti ya! dedirten kitaplar ise Eleanor Oliphant Gayet İyi ve Rüya Dağıtan Çocuk. Her ikisininde ortak özelliği acıyla doyasıya dalga geçmeleri bana göre. İki muhteşem karakter iki muhteşem kurgu. Mutlaka okumanız gereken kitaplardan ikisi onlar.


Nefret Oyunu ve Kusursuz Elmas ise bu sene beni doyasıya güldürdükleri için ve beni mutlu ettikleri için 2018 favori listemdeler. Bu kitapları okuyupta mutlu olamayacak bir kişi bile düşünemiyorum çünkü kıkır kıkır gülmekten kendinizi alamıyorsunuz okurken. 🙊


2018 yılı benim için bir güzellik daha yaptı ve muhteşem iki çocuk kitabı ile tanıştırdı. Balino, hayallerimden yakalarken, Canım Kardeşim düştüğümde aile desteği ile kalkmamı, küçük kardeşime sımsıkı sarılmamı sağladı.



Acısıyla tatlısıyla okuma açısından gerçekten iyi bir sene geçirdiğimi düşünüyorum ben.Klasik okumayı da sevdiğimi anladım, Bestseller okumayı da. Berbat romantik romanlara, tutarsız polisiyelere, mantıksız fantastik kitaplara bayıldığımı bir kez daha anladım.Tezer Özlü ile tanıştığım için çok mutluyum mesela. Onun melankolik ruh halinden yansıyan yazılarını anlamamayı çok seviyorum. Kemik Mevsimi gibi aşırı durgun bir kurguyu okumak çok zevk aldığım bir durum oldu.

Umarım sizlerde 2018 yılını güzel geçirmiş, okuma açısından şahane bir yıl yaşamışsınızdır. 💜

11 Haziran 2018 Pazartesi

GECENİN GÖLGESİ - KİTAP YORUMU (All Souls Trilogy #2)

ARKA KAPAK

Tarih ile büyünün zengin dünyasında kök salan aşk hikâyesi, geçmiş ve tutkuyla örülmüş bir masala sürükleniyor.
Düğüm yavaş yavaş çözülüyor…

Her şey Cadıların Keşfi’yle başladı… Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinden ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Diana, Bodleian Kütüphanesi’nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew’la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.

Güvenli bir yer arayan Diana ile Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra’sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe’nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot’ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır.
Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra’sının altını üstüne getireceklerdir.





“...bunun ne anlama geldiğini ya da kim olduğumu bilmiyorum.”“Sen Diana Bishop’sın, bir tarihçi ve bir cadı.” Omuzlarımı kavradı. “Önceden ne olduğun veya gelecekte ne olacağının hiçbir önemi yok. Senin kim olduğun belli. Sen benim hayatımsın.”“Senin karınım,” diye düzelttim.“Hayatımsın,” diye yineledi. “Sadece kalbim değilsin, onun çarpmasısın. Daha önce bir gölgeydim, Alsop Nine’nin gölgesi gibi.” 

YORUM 

Gecenin Gölgesi, serinin ilk kitabı Cadıların Keşfi'ne göre daha canlı, daha fantastik ve daha karakter odaklı başladı. Genellikle seri devamları, bilirsiniz, ilk kitabın sonu kafa karıştırıcı bitmişse onu ilk iki bölümde tamamlar, soru işaretlerini okuyucunun kafasından silip yeni bir olayla birlikte ikinci kitabı devam ettirir. Ancak Gecenin Gölgesi bu klişeleşmiş devam kitabı çizgisini alt üst etti.

İlk kitabın yorumunu okuduysanız eğer bu kitabı okumak başlı başına bir serüven demiştim. Hah, işte bu durum Gecenin Gölgesi'nde artarak devam etti. Soru işaretleri okuyucunun kafasından bir an bile gitmedi çünkü cevabı ortada da olsa tam olarak gösterilmedi. Olay çerçevesinde açıklama yapılsa bile tekrar yeni bir muamma yaratıp kurgusunu hiç sekteye uğratmadan devam ettirdi yazar.

İlk kitabın sonunda verilen zaman geçişi,  (spoiler değil kesinlikle rahat olun) beni rahatsız etmişti açıkça söyleyeyim. Bazı yazarlar sadece geleceği iyi yazarken bazıları da geçmişi daha iyi yazarlar bana göre. Yazarın kaleminin yatkınlığının bu tarihsel geçiş olayında başarısız olacağını düşünmüştüm ben. Ama tabi ki her zamanki gibi beni yanılttı kitap, sevgili yazarımız hakkında ne düşünsem bir sonraki kitabında o düşünceyi yerle bir etme özelliğine sahip.

Gecenin Gölgesi, yer yer aşırı bilimsel ve tarihsel ayrıntıya girip okuyucuyu sıkma eğilimi gösterse de olay üstüne başka bir olay yaratılması ile bu anlatımsal durgunluğu devam kitabında da aşmıştı. Yazarın karakterler üzerinden verdiği duygusal yoğunluk ile de birleşince okumak hepten güzel oldu.

İlk kitabın sonunda karakterlerimizi bekleyen büyük bir yolculuk vardı. Bu yolculuk hem kendi ilişkilerinin sınavı hem de var olan türlerin gizemini kaldıracak birtakım ipuçları olarak dönecekti okura.

Matthew'e ilk kitapta bayılmıştım hatırlarsanız, onun yüzeyde vampir aristokrat tavrı, gizemli alfa yırtıcılığı ile birleşince mükemmel bir karakter tiplemesi oraya çıkmıştı. Okuması zevkliydi, kitabın romantizm kısmının Diana odaklı değil de Matthew odaklı olmasına bayılmıştım.

İkinci kitapta ise bu durum tam tersine döndü. Kadın karakterimiz olan Diana'nın zekâsının ve güçlü kişiliğinin âşık olduğu adam için her türlü fedakârlığı yapacak bir kadına dönüştürmesini okuduk. Çok güzel yansıtılmıştı bu durum bana göre, birden bire sahiplenici, affedici bir kadın olmadı Diana, yedire yedire onunla birlikte bir ilişkinin evrelerine şahit olduk.

Son olarak söylemek istediğim şey ise kitabın benim için gerçekten güzel olmuş dedirten fantastik kısmı. İlk kitapta fantastik boyut biraz azdı, gelişim evresindeydi ve okuyucu hâlâ birtakım olayları anlamakta zorluk çekiyordu. Ama ikinci kitap ilk kitaptaki fantastik olayların bir nevi açıklaması gibiydi. Birçok yerde aşırı heyecanlandım, şaşırdım; beklemediğim, hayretle okuduğum yerler oldu. Her açıdan doyurucu bir kitap olmuştu Gecenin Gölgesi.


Üçüncü kitap için heyecanlıyım ama bir süre ertelemek durumundayım. Ama aklım, kalbim daima okumak ister hâlde. Yorum (yorum olmadı aslında bir nevi hayranlık yazısı) yazarken bile ara ara göz atıyorum, okusam mı acaba ya diye. 😂 Her açıdan doyurucu, karakterleri (her türden yan sağ sol) kurgusu harika bir seri okumak isterseniz bu seriyi öneriyorum sizlere. Üçüncü kitabı okuyup bitirdiğimde bile daima hatırda kalacak birçok özelliği mevcut çünkü.


19 Nisan 2018 Perşembe

CADILARIN KEŞFİ - KİTAP YORUMU (A DİSCOVERY OF WİTCHES #1)


ARKA KAPAK

Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk
ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması
Oxford’un Bodleian Kütüphanesi’ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana’nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.





 ”Onu affetmek zorundasın. İncinmeni istemiyordu.”
“Ben çocuk değilim, Diana. Annemin beni kendi karımdan koruması gerekmez.”
“Bir şey mi kaçırdım? Biz ne zaman evlendik?”
“Eve gelip sana, seni seviyorum dediğim anda. Belki mahkemede resmen kabul olmaz ama vampirler için biz evliyiz.
“Sana telefonda seni seviyorum dediğimde, senin de bana karşılık verdiğinde değil de yalnızca eve gelip yüzüme karşı söylediğinde mi oldu bu?”
“Vampirler, aslanlar ya da kurtlar gibi çiftleşir. Dişi, eşini seçer, erkek de onaylar, işte bu kadar. Hayat boyu çift kalırlar, topluluğun geri kalanı da onların bağını onaylar.”
“Ah,” dedim hafifçe.
“Ama sen vampir değilsin. Seni karım olarak düşünmemin sakıncası var mı?


Hani bazen kal gelir, bir süre kitap okuyamazsınız, kitaplar sizin için kaçış olurken okumak birden eziyet hâline gelmiştir. Heh, işte öyle bir dönemimde sadece küçük bir alıntı ile çekildim Cadıların Keşfi'ne. Açıkçası ne bitireceğimden ne de beğeneceğimden umudum vardı çünkü tamamen en kötü anımda elime almıştım, bir de açıkçası çok güvenmiyordum kurguya. Eh yani vampir mi kaldı artık, bir de cadılar varmış meh! deyip kitabı adeta harcamak için elime aldım.

M E H! D E D İ M ve tükürdüğümü afiyetle yedim.

Pişman da değilim!

Cadıların Keşfi, kısa bir zaman dilimi içerisinde geçse de kitaptaki ayrıntılı tarih ve bilimsel anlatıları nedeniyle geniş bir okuma serüveni içeriyor. Ha, bu şey değil tabi ki kurgu ilerlemiyor, yazar sadece bilgi verip okuyucuyu bu bilgiler ile sıkıp bunaltıyor. Karakterlerin ve kurgunun içine, hikâyeyi oluşturacak bütün ayrıntılı bilgileri yavaş yavaş okuyucuya sindiriyor. Her bir tarih bilgisi ve her bir bilimsel ayrıntı kitabın bir noktasında illa ki karşımıza çıkıyor. O yüzden kitabın hiçbir noktasında "sıkıldım" kelimesini dillendiremiyorsunuz, çünkü aklınıza bile gelmiyor.

Cadıların Keşfi, paranormal üç türün gizlice yaşamını sürdürdüğü dünyada her türü ilgilendirecek gizemli bir el yazması kitabı, genç bir akademisyen ve ayrıca cadı olan Diana'nın bulması ile başlıyor.

Bu keşif, köklü bir cadı ailesine mensup, güçlerine arkasını dönmüş Diana için çok önemli bir olay olmasa da, bilmeden bütün türleri karşısına almış ve bunu düzeltmek ve el yazmasının sırrını çözmek için düşman tür olan vampir ırkına mensup akademisyen Matthew ile birlikte hiç dâhil olmak istemediği olayların içinde kendini buluyor.

Aslında konumuz bu kadar kısa ve basit bir şekilde dillendirilse de okuması gerçekten zorlu, olay ve kurgu açısından âdeta kapağı kilitli bir kutu bana göre. Çünkü kitabın başında hâkim olduğumuz şeyler bilimsel ve tarihi olaylar ile desteklenince yalana çıkıyor ve tahmin ettiğimiz, bu olacak işte dediğimiz noktalar yüzünden kitap sonunda elimiz bomboş bir şekilde öylece kalakalıyoruz.


Cadıların Keşfi'ni okumak başlı başına bir serüven, bu yüzden de hızlı hızlı okumak yerine yavaş yavaş sindirerek okumanın daha doğru olduğunu savunuyorum. Çok bilgi çok detaylı kurgu ve bol karakter olunca hızlı okumanın hiçbir yararı olmuyor, unutup gidiyorsunuz ve illâ ki karşımıza çıkacak bir olayı unuttuğumuz için kafamızdaki soru işaretlerinden zerre kurtulamıyoruz.

Kitabın kurgusunu ne kadar konuşursam konuşayım boşluk bir şey bulamadığım için kitabın bana göre en farklı yönlerinden biri olan karakterlerine değinmek istiyorum.

Bazı kitap karakterleri bence kitabın kurgusunun içinde değil de haricinde düşünülmeli, eh işte bu karakterlerden birisi de sapyoseksüellerin tam anlamıyla gözlerinden kalpler çıkartacak, kalbimizi un ufak edip yerlerde tepinse bile sesimizi çıkarmayacağımız serinin ilk kitabının yıldızı Matthew bana göre.

Bir adam düşünün yüzyıllar (bin de olabilir bilmiyorum 😂) boyunca yaşamının tamamını bilime ve türlerin kökenini bulmaya adayıp vampir olduğu hâlde tıp ile ilgilenip kalplerimizi eriten bir tam zamanlı bir doktor, zekâsı ile hayrete düşüren bir bilim adamı, dehşete düşüresi koku algısı ile usta bir yarı zamanlı şarap tadımcısı, rahatlamak için yoga yapıp tam bir anne kuzusu, sevdiceğinin kedisine "ma petite" diyerek okuyucuyu tam anlamıyla bu kadar da olmaz dedirten dağlara taşlara haykırmamızı sağlayan aşık olunası bir herif. Ha işte bu adamı düşündünüz mü, çok tatlı ve hayran olunası, değil mi? Ama bunların dışında sizi çıldırtacak bir haberim var ki bu adam aşırı sahiplenici bir âşık, ayrıca gözleri ve kalbi kadınından başkasını göremediği için tamamen hata yapmaya meyilli bir karakter. Matthew tamamen kusursuz bir kusurlu olarak yaratılmış ve bu olay o kadar çok sevdiğim bir şey ki kitabın konusunu sevmeseydim bile sadece Matthew için beşi basabilirdim.

Matthew aşırı derece düz bir karakter (düz heriflere aşığım), eğrisi doğrusu yok. Kendi içinde sakladığı birçok yalanı ve sırrı olsa da bunu sadece sevdiği kişilerin yararı ve zararına göre ortaya çıkarıyor. Koruma iç güdüsü gibi bir şey bu. Bazen tam anlamıyla şapşal bir âşık bazen de tuttuğunu koparan bir alfa olması Diana'yı ne kadar kendine hayran bıraktıysa biz zavallı okurları bunun bin katı falan bırakmıştır herhalde. Kitabı bitirdiğimden beri kalbimde kelebeklerim eksik olmuyor.(Ah, zavallı minik Matthew'siz kalbim 😭)
.
Bir yazarın hem karakterlerini hem kurgusunu dengede tutmasına her zaman hayret etmişimdir. Deborah Harkness bunu tam anlamıyla başarabilen sayılı yazardan birisi bence.

Kurgunun gidişatı aşırı derecede merak edilesi, çünkü kitabı bitirdiğimde tam anlamıyla elim ve beynim bomboş kaldı.
Hakkında en ufak bir fikir yürütemiyorum, ne dersem yanlış çıkacakmış gibi his var içimde.

Zeki karakterler, zekice işlenmiş bir kurgu, kusursuzluğun aslında birçok kusuru beraberinde getirdiğini en iyi şekilde anlatan fantastik kurgu okumak isterseniz Cadıların Keşfi'ni okumanızı bütün kalbimle öneriyorum.

Lütfen okuyun.
Ama Matthew'e aşık olmadan.
O benim.
B E N İ M ! 😂

15 Eylül 2017 Cuma

KAZANANIN SUÇU - KİTAP YORUMU ( THE WİNNER'S TRILOGY #2 )


ARKA KAPAK

Kalbinin sesini dinlemek, en büyük suçun olabilir.


Kraliyet düğünleri denince akla, şafağa kadar bitmek bilmeyen balolar, havai fişekler ve şenlikler gelir. Çoğu genç kızın hayali olan böyle bir düğün Kestrel için esaretten farksızdır. İmparatorluk sarayında gizlice casusluk yaparken, artık aldığı her nefeste hile ve yalanlarla sarılı olduğunu hissetmektedir. Üstelik özlemini duyduğu Arin’e bile sırrını emanet edememektedir… 

Arin ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak için mücadele ederken Kestrel’in gereğinden fazla şey bildiğinden kuşkulanmaktadır. Genç kız şoke edici bir sırrı açığa çıkarmaya yaklaşırken, Arin’i en çok yaralayan şey, karanlıkta ona saplanan hançer değil gerçeğin kendisi olacaktır. 

“Kazananın Suçu, müthiş bir romantizm ile korkunç bir yıkım arasında gidip gelen, bıçak sırtı bir roman. Rutkoski akıl oyunları, iktidar mücadeleleri ve casuslukla dolu dünyasıyla beni kendine esir etti. Kestrel ile Arin’in aşkının nasıl sonlanacağını merakla bekliyorum.” 

-Marissa Meyer, New York Times çoksatan yazarı- 

 “Hikâyenin şaşırtıcı konusu entrika ve hilelerle akıllıca örülmüş. Büyüleyici, yıkıcı ve göz kamaştırıcı.” 


-Kirkus Reviews- 





YORUM

"Gitmek istemiyorum," dedi Arin. "Seninle oynamak istiyorum. Tek bir oyun."

Ya ayartılmaya razı gelecek ya da akıllıca davranmayı seçecekti ancak Kestrel için doğru kararı vermek gittikçe zorlaşıyordu. "Ne zaman?" demeyi başardı.

"Mümkün olan ilk fırsatta."

Bu yalnızca oyun değil miydi? Yalnızca bir el? Ağzından "Pekâlâ," sözcüğü döküldü.

"Kazanan her şeyi alır," dedi Arin.

Kestrel ona baktı. "Nesine?"


"Gerçeklere."


 Bir kitap yorumu için çok şiirsel olacak ama, Kazananın Suçu'nu elime alıp ilk bölümü okumaya başladığım anda sanki maddeleşip kalbimi ellerine aldı sonra da onu sımsıkı sarıp un ufak etti. Kitap boyunca, yaşanılan olayların heyecanı sırasında bile kitabın bende bıraktığı kalp sancısı ile uğraştım. Ancak bu kalp sancısı dediğim hüzün, okuyucuyu salya sümük ağlatan cinsten bir hüzün değil. Kalp acıtan, acısı ile yaşatan, kitaba ayrı bir renk katan bir hüzün.

İlk kitabın sonundaki malum olay yüzünden geri dönülemez kararlar alan Kestrel, kendini bir anda sarayın şaşalı dünyasında, her tehlikeye atabilecek türlü entrikaların içinde buluyor Kazananın Suçu'nda.

Hem çok sevdiği babasını hem de ülkesini özgürlüğe kavuşturmak için her türlü mücadeleyi verebilecek cesaretteki Arin'i korumaya çalışırken, daha önce hiç karşılaşmadığı insanların tuzaklarından kurtulmaya, esaretini özgürlüğe çevirmeye uğraşıyor.

Serimizin, ilk kitaba nazaran aksiyon oranı bu kitapta düşük hâlde. Bunu sebebi de yazarın bu kitapta tamamen Kestrel'e odaklanması.

Kestrel'in giriştiği birkaç dövüşte, rakibini yumrukları ile değil de tamamen zekâsı ile yendiğini ilk kitapta da görmüştük. Heh işte ikinci kitap Kestrel'in kendi zekâsına uygun, hatta bazı noktalarda ondan bile zeki karakter ile zihnen savaşmasını işliyor. Okuyucular ise bu savaşı, kazananın kim olduğunu öğrenene dek eli kalbinde okuyor. Entrika, daha da kısıtlarsak sarayda dönen entrikalar okumaktan daima rahatsız olduğum bir konu. Çünkü karakterler zekaları ile sürekli birbirlerini kışkırtır hâldeler. Zihin devreye girdiğinde işler bircok noktada çirkinleşiyor. Kazananın Suçu, işlerin çirkinleştiği asıl noktayı, sadece ana karakterlerin gözüyle okuduğumuz için göremiyoruz, anlayamıyoruz. Bela geliyor bunu hissediyoruz, tehlikeli bir rakip var ortada ancak bu belanın nereden gelip, neleri yıkacağını anlayamadığımız için kitap bittiğinde tamamen dağılmış hâlde buluyoruz kendimizi.

Kitabın sonuna doğru işler o kadar içinden çıkılmaz bir hale geliyor ki yazarın hissettirdiği gerilimin yanında Kestrel'in acısını, ihanete uğramış kalbininin ağrısını bir süre içimizde taşıyoruz.

Kitapta tamamen Kestrel'e odaklanıldığı için Arin'i dolu dolu bekleyen okuyucuların şimdiden beklentisini en aza indirmesini öneriyorum. Benim gibi kadın karakterin zekâsına hayran okuyucular ise buna tamamen doyuyor. Bunun yüzündendir ki en sevdiğim devam kitaplarından biri oldu benim için Kazananın Suçu.

Son kitap için aşırı heyecanlıyım ama bir mazoşist gibi kendime bu acıyı çektirip aylarca gözleyeceğim yolunu üçüncü kitabın. Tabi ki arada hiç kuşkusuz kendime eziyet etmek için her iki kitabı da defalarca okuyabilirim.

Entrikanın, zeki karakterlerin, alabildiğine hüznün yanında tutkulu bir çiftin özgürlükleri ve aşkları uğruna savaşını okumak isteyenlere tarihi-fantazya türünün en sevdiğim kitaplarından olan Kazananın Suçu'nu hiç kuşkusuz öneririm.


Sevgiler.

1 Ocak 2017 Pazar

2016 FAVORİ KİTAPLARIM ~



Herkese merhabalar . Uzuuun bir aradan sonra bloguma bu seneki favori kitaplarımı yazmak için giriyorum. Üniversite son sınıf öğrencisi olduğum için yterince ilgilenemiyorum sosyal medya hesaplarımla. Ancak hepsini bir düzene oturtup, planlayarak gideceğim bundan sonra , umarım hiçbir şeyi aksatmam.


Gelelim fasülyenin faydalarına diyerekten... :)  Sizlere yavaş yavaş bu seneki favori kitaplarımı aktaracağım bakalım :)

2016 senesi okuma açısından benim için dolu dolu bir sene oldu. Hedefim 120 kitap okumaktı. 126 kitap ile bu seneyi bitirdim.

Bir çok yeni yazar keşfettim... 
Yeni kitaplara , yeni karakterlere aşık oldum.
Hayatım da okuduğum en iyi kitapları bu sene için de okumuş bile olabilirim.

Öncelikle hiçbir sıralama yapmadığımı , favorim olan bu kitapların hiçbirini en tepeye koymayacağımı söylemek istiyorum.
Bu listede ki kitapların hepsi benim için özel . 





İlk olarak bu sene psikolojik - gerilim türünde okuduğum , anlatılan konu itibariyle oldukça dikkatimi çeken kitaplardan biri olan Asla Ayrılmayacağız dan bahsetmek istiyorum . Bu tür , her satırı gerilim dolu , içinde hüznü ve heyecanı aynı anda barındıran kitapları çok seviyorum . Özellikle "okuyanlar bilirler " kitapta anlatılan asıl olay hep dikkatimi çeken noktalardan biri olmuştur. Sanırım bu tür kitaplar beni hep cezbedecek bir noktada . Her ne kadar sonunu tahmin edip , puan kırmama neden olsa da Asla Ayrılmayacağız elime aldığım da daima severek okuyacağım kitaplardan biri olacak.



Bu sene ki diğer favori kitabım Cora Carmack'ın Esinti 'si. Ben Esinti 'yi ilk önce E kitap olarak okudum ancak çok beğenince , şanslı bir takas sayesinde edindim. Esinti , bu sene beni en çok şaşırtan kitaplardan biri oldu öncelikle. Cora Carmack'in yazım tarzını , konu seçimini az çok okuyanlar bilirler. Genellikle genç yetişkin yazıyor
ve kalemi klişeye aşırı kaçan yazarlardan. Ancak Esinti bence Cora Carmack'in ustalık eseri. Fantastik türde bir kitap ve kendi içinde oldukça özgün olduğunu söylemeliyim . Hissedilebilir ve aşırı sevilesi Ana karakterleri var. Şans verilesi ve aşık olunası kitaplardan biri bence , okumayanlar için öncelikli önerilerim arasında .



Genç Elitler için bir şey söylemek istemiyorum, çünkü yazmaya başlayınca kendimi tutamıyorum. Zaten yorumumu okuyan herkes nasıl hayran kaldığımı , devam kitaplarını heyecanla beklediğimi biliyorlar. Arada sırada hala bazı sayfalarını açıp açıp okuyorum. Benim için aşırı özel kitaplardan biri olacak daima.


Bir diğer favori kitabım Kazanın Laneti . Hem özgün kurgusu hem de ana karakterinin keskin zekası ile gönlümü fethedenlerden. İlk başta Zengin kız fakir oğlan klişesi gibi gözüksede , sayfalar ilerleyip , gerçekler ortaya döküldükçe oldukça ilginç bir hale geliyor kitabımızı.


Başta da dediğim gibi bu sene bir çok yeni yazarla tanışma fırsatım oldu. Bunlar arasında en sevdiklerim Stefan Zweig , Hasan Ali Toptaş ve George Orwell. 

Stefen Zweig 'ın her kitabı benim için özel ancak Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu içimde tarifi imkansız bir yara bırakan , hayran olunası bir eser. 

Ben Bir Gürgen Dalıyım ise iç burkan , yürek sızlatan , yazarın naif kalemiyle gerçeğin masalsı anlatımına sahip okuduğum en iyi kitaplardan biri.Kısacık ama içinde bir çok derin şeyler barındırıyor. 


George Orwell'ın Hayvan Çiftliği ise çocuklar için yazılmış bir masal diye lanse edilse de büyüklerin dünyasını en sert şekilde anlatan yine okuduğum en nadide eserlerden birisi oldu.



Son olarak bu sene bir çok kişinin favori listesinde olan Outlander serisinin ilk kitabı Yabancı , 2016 favorilerim arasına girdi. Tarihi gerçeklik ve bilim kurgunun en iyi harmanlandığı eserlerden birisi. Karakterlerinin aklı başında oluşu , kurgusu hayran kalmama neden olan söylenebilecek nedenlerden sadece bir kaçı.



Evvettt , 2016 'nın favori kitapları benim için bu kadar değil tabi ki. Bunlar sadece en göze çarpanlar , en üstte olanlar benim için. Umarım 2017 de böyle dolu dolu geçer. Son olarak bana favorilerim hakkında soru sormak , kitaplar hakkında fikrini belirtmek isterseniz , yorum atmanız ve ya DM den iletişime geçmeniz yeterli.


 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang