11 Mayıs 2019 Cumartesi

Gölge Ve Kan - Kitap Yorumu (Stalking Jack the Ripper #1)



ARKA KAPAK

Asil bir İngiliz ailesine mensup 17 yaşındaki Audrey Rose ayrıcalıklı bir hayatı sürmektedir, ama toplumun beklentilerinin aksine gizli ve tekinsiz bir dünyası da vardır. Çünkü genç kız, amcasına adli tıp laboratuvarında otopsi konusunda yardım etmektedir. Ama Audrey bir gün kendini amansız bir katilin peşinde bulur ve hayatı tek kelimeyle tersyüz olur…

Kerri Maniscalco’nun satış rekorları kıran serisinin ilk kitabı Gölge ve Kan, hafızalarda iz bırakacak karakterleri, sürpriz gelişmeleri, eşsiz İngiltere tasvirleri ve görkemli finaliyle yılın kesinlikle favori kitaplarından biri!




YORUM

”Bugün çok güzel görünüyorsun, Audrey Rose.” Thomas bana doğru bir adım daha attı, gözlerimi yummamak için kendimle savaştım. “Belki sen de takım elbisemin kusursuz kesimine değinmek istersin. Bugün ben de oldukça yakışıklı görünüyorum. Sen de öyle düşünmüyor musun?”

“Dikkat etmezsen,” dedim, yanaklarımdaki kızarıklığı mahcubiyet değil, bir tür öfke olarak göreceğini umut edip binici kıyafetimin önündeki hayali kırışıklıkları düzeltmeye çalışırken. “Vücut parçalarını inceleyeceğimiz kişi sen de olabilirsin.”
Thomas bir parmağıyla çenemi kaldırdı. Gözlerimin içine bakınca alev aldığımı hissettim. “Böyle kötücül konuşmana bayılıyorum, Wadsworth. Kalp atışlarımı hızlandırıyor.”


Uzun zamandır çevirisini beklediğim nadir kitaplardan biriydi Gölge Ve Kan.  Kitap hakkında olumlu yorumların çoğunlukta olduğu kadar olumsuz yorumlar da olduğu için ya okuyucuyu gıcık edecek bir konusu ya da okurken canımızdan bezdirecek karakterlerin barındığını düşündüm başlamadan önce. Kısaca büyük bir önyargı ve aynı zamanda şaşırtıcı bir heyecanla kitaba başladım.

Kitabın sürpriz unsuru hemen kendini belli etti ve yukarıda söylediğim önyargı sebeplerimi ezdi geçti bunu baştan söylemekte yarar var. Gölge ve Kan büyük bir sırrı ortaya koymasada kurgu gidişatı ve karakterlerinin kalitesi ile zevk alma düzeyimi üst sıralara taşıdı bunu açıkça söylebilirim sanırım.

Kitabımız 1800'lü yılların İngiltere'sinde kadın olmanın zorluklarını dibine kadar yaşayan, tek istediği amcasının yanında Adli Tıp eğitimi almak olan Audrey Rose'un etrafında dönüyor. Ayrıntıya girip  sizlere merak unsurunu kaybettirmek istemiyorum ama Karındeşen Jack adlı seri katilii Audrey Rose'un etrafında pusu kurmuş halde buluyoruz. Haliyle ana karakterimiz bu katilin peşine düşüp,  aynı zamanda gizemli Adli Tıp öğrencisi Thomas Cresswell ile laf dalaşına girip bir yandanda kendini dönemin kalıplaşmış yargılarına baş kaldırmış halde buluyor.

Kitapta ana konunun gidişatından çok her iki karakterin gelişimini okumayı sevdiğimi söyleyebilirim herhalde. Ana kurgu ilk 100 sayfada açıkça sonu getiriyor yani okur bir şekilde olayları çözüyor ama sebepler zinciri öyle ilginç ki kitabı okumaktan alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Bir de Thomas ve Audrey Rose atışmaları ilginizi çekince kitap elinizden kendini bıraktırmıyor. Hem durağan hem de akıcı ilerliyor. Ve garip bir şekilde polisiyelerde ki ana unsuru kaybetsekte bir şekilde heyecanla sona geliyoruz. Açıkçası kitabın gizem kısmı biraz yavan. Ancak macera,  Audrey'nin okuru tatmin edecek zekası ile birleşince o yavan kısım çok da göze batmıyor. Severek, eğlenerek hatta heyecanla okuyacağınıza eminim bu yüzden.

Kitapta bir diğer sevdiğim kısım toplum eleştirisini hem göze sokarak hem de alttan alttan iğneleyerek vermeleri. Audrey Rose kadın olmanın zorluklarını ilk baştan okurun gözüne sokarak, hınçla okura bu düşünceyi okutturuyor ama sonra bir şey oluyor ve olağan kalıplaşmış düşünceler bir yerde çözülüyor. Herkes aslında olması gereken bu inancıyla yaklaşıyor olaya. İlk başta saldırganca gelen bu olay sonradan kitaba öyle güzel yediriliyor ki okuduğumda şaşırdığımı itiraf etmeliyim sanırım.


Gölge Ve Kan güzeldi. Eğlenceliydi. O vahşet hissini çok güzel yansıtmıştı. Çevirisi hakkında bir şey söylemek bana düşmez ama editoryal kısımda biraz sorunu olduğunu söylemekte yarar var. Benim gibi yazım yanlışı özürlü bir okurun bile gözüne çarptıysa gerçekten bir sorun vardır demektir. Umarım ikinci baskıda bu kısımlar düzeltilir. Romanya da geçecek olan ikinci kitabı da merakla beklediğimi söyleyerek yorumu burada bitiriyorum. Önerimdir, sevgiler :')


25 Mart 2019 Pazartesi

RENKLİ GÖĞÜN ALTINDA - KİTAP YORUMU


ARKA KAPAK

Yıl 1849: Samantha, New York’a geri taşınıp profesyonel bir müzisyen olmanın hayalini kuruyordu. Cinsiyetinden ötürü işi zaten zordu fakat Çinli olması durumunu daha da zorlaştırıyordu. 

Bir gün ani bir kaza hayalini yıkınca, hayatı da büyük bir tehlikeye girmişti. Kendisiyle beraber gelmeyi kabul eden Annamae isimli bir köleyle bulundukları kasabadan kaçmışlardı fakat iki kız Oregon Yolu’nda seyahat etmek tehlikeli olduğundan kılık değiştirerek kendilerini Sammy ve Andy isimli, California’daki altın arayışına katılan iki oğlan olarak tanıtmışlardı. 

Sammy ve Andy geçmişlerine giden bir yol ararken ve istenmeyen bakışlardan kaçarken güçlü bir bağ kurmuşlardı. Kanun peşlerine takılmışken ve her gün yeni bir sorunla karşılaşırken iki kız saklanabilecekler miydi? 
 
“Duygusal ve eğlenceli… Hayatta kalma, arkadaşlık ve dayanıklılık üzerine yazılmış bu roman okurlarını kendine bağlayacak.” 

- Kirkus Reviews, starred review

“Tarihi macera ve biraz romantizm severler için birebir.” 

- Booklist

“Çin kültürü ve bilgeliği ile müziği, arkadaşlığı, çeşitliliği ve hayatta kalmayı birbirine ustaca örmüş bir hikâye."

- Publisher’s Weekly, starred review



YORUM

"West geçtiğimiz hafta boyunca huysuz ve öfkeliydi, büyük ihtimalle benim yüzümden. Sen o züppe Jack'in bançosunu elinden alıp ona gününü gösterdiğinde West birdenbire kahkahalarla gülmeye başladı. Hiçbirimiz banço çalabildiğini bilmiyorduk. Ama sonra ağlamaya başladı. Çok tuhaftı."



Uzun zamandır buralardan uzak kaldığım için cümlelerim biraz tuhaf olabilir ama buraya dönüşüm Renkli Göğün Altında ile olmalı diye düşündüm az önce yorumlanacak kitaplarıma baktığımda.

Sevdiğim kitaplara yorum yapmak beni çok zor zorluyor, sürekli övgü içeren kelimeleri buraya yazınca kendimi kötü hissediyorum ama Renkli Göğün Altında bu övgü cümlelerinin hepsini hak eden cinsten bir kitap.

1849 yılının Amerika'sında göçmen olan Çinli bir kızın hayatta kalma, direnme ve aile kurma öyküsü Renkli Göğün Altında. Talihsiz bir takım olaylar sonucunda karşılaştığı köle kız Annamae ile maceralı bir o kadar eğlenceli ve bir yerinde kalbinizin ortasında kocaman bir delik açacak dramı ile  hayallerinin peşinden giden bu iki kızın yolculuğu gerçekten okuyucuyu hem şaşırtıyor hem de yaşadığı hayatı bir süre sorgulamasını sağlıyor.

Kitabın benim için en özel yanı sanırım iki kızın her şeye rağmen direnişi ve karşılaştıkları şapşal oğlanlara hadlerini sonuna bildirmeleriydi. Bunun nasıl olduğunu açıklayamam ama beş kişilik bir ailenin kan bağı olmadan nasıl kurulduğunu aşama aşama gördük biz okuyanlar.

Cesaret öyküsü bir yandan da Renkli Göğün Altında. Kızların o dönemde ayrımcılığa karşı  kendilerince savaş açmaları beni hem mutlu etti hem de duygulandırdı. Gerçi kitabın birçok yerinde ya kahkaha attım ya da ağladım ben.

Gerçekten bütün duyguları dolu dolu hissettiren, 2019'un unutulmayacak kitapları arasına girdi Renkli Göğün Altında. Klişe bir konu gibi görünse de aşka birle bir yerde direnen dostluğun, ailenin ön planda olduğu bu güzel kitabı canı gönülden öneririm.

18 Şubat 2019 Pazartesi

SEVİP SEVMEDİĞİME BİR TÜRLÜ KARAR VEREMEDİĞİM 3 KİTAP - GÖZLERİNİN ARDINDA, GÖLGE VE KEMİK, ÖTEDİYAR

Herkese merhaba, bundan sonra bazı kitap yorumlarımı üçleme şeklinde yapmaya karar verdim. Ayrı ayrı post girmek çok yorucu oluyordu. Hem de böyle kategorize edersem daha hoş olur diye düşündüm. Bu ilk üçlememde sevip sevmediğime bir türlü karar veremediğim kitaplara seçtim. Umarım seçtiğim kitapların yorumlarını arayanlar, arada kalmışların akıllarını daha da karıştıracak bu yazım sizlere yardımcı olur :)




Gözlerinin Ardında, ilk çıktığından itibaren dikkatimi çeken kitaplardan birisiydi. Elime hemen geçsede yorumları bekleyip okumaya karar verdim çünkü iş psikolojik gerilime gelince ben sinirlerim bozulup, kafayı yemeye başlıyorum nedense. 😂

Entrika dolu kitapları severim ama Gözlerinin Ardında çok pis oyunlar içeriyordu. Hatta bir ara hangi karakter iyi hangisi kötü bir türlü çözemedim. Elim kalbimde, tırnaklarımı yiyerek okudum kitabı bitirene kadar. Yazar gizem unsurunu çok güzel kullanmış kitap boyunca ama iş sonuna gelince batırmış diyebilirim. Bana göre aşırı mantıksız, hiçbir sonuca varmayan çok uçuk bir sondu. Gereksizdi. Abartıydı.

Buna rağmen türün kitaplarını okumayan bana keyifle okutturdu diyebiliyorum çünkü okurken gerçekten çok eğlendim.Sayko karakterli, entrika dolu kitapların hayranıyım sanırım.




Gölge Ve Kemik, uzun zamandır okuma listemde olan fakat bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Geçen aylarda eski baskılarını çok ucuza bulmam dolayısıyla elime geçince serinin ilk kitabını yani Gölge Ve Kemik'i okudum ancak beğendim mi tam emin değilim işte.

Kitabın fantastik dünyası çok farklı. Bir süre uyum sağlamakta zorlandım çünkü yazar evreni tanıtmaktansa konuya girip karakterleri maceradan maceraya savurmayı uygun bulmuş. Ancak ben bunu doğru bulmadım işte. Fantastik serilerin ilk kitaplarında var olan evreni yazarların kurguya yedirerek tanıtması taraftarıyım ben. Böylece hem kurguyu hem de evreni ilk kitabın sonunda öğrenmiş oluyoruz. Ancak dediğim gibi Gölge Ve Kemik de bu yoktu. Küçük ayrıntılara yer verilmese kurgu tam bir muammaydı.

Kitapta bir diğer sıkıntım ise karakterin çelişkili davranışları. Yani tamam ergen karakterlerin mantıksız davranışlarına alışkınız ama bu serideki iki karakterdi afedersiniz ama salaktı yani 
Kitabın benim için en iyi tarafı ise hiç kuşkusuz Karanlıklar Efendisi'ydi.


İçinde minnoş bir kalbi barındırsa da haysiyetsiz bir şerefsiz olan bütün kötü karakterlere bayılıyorum.




Ötediyar renkli fantastik dünyası, bir o kadar ilginç karakterleri ve anlatmak istediği naif hikâyeyle durgun bir anlatıma sahip olsa da keyif aldığım bir kitap oldu benim için.

Ferenorman denilen renklerin bir üstünlük belirtisi olduğu bir ülkede, renk pigmentlerine sahip olamayan Alice'in var olabilme çabasını okuyoruz en başta biz. Ama sonra küçük bir macera yaşamak için karakter ile birlikte gittiğimiz Ötediyar'da daha önemli bir şey fark ediyoruz: kendin olmanın kendini kabul etmenin hayatta en nadide gerçek olduğunu.

Karakterlerin yaşları dolayısıyla azıcık sıkıntı çeksem de kitabın sihirli dünyasını gerçekten çok sevdim. Özgün, kendine has bir fantastik evren, bu türde benim en büyük kriterim zaten.


Her yaştan okuyucunun keyifle okuyacağı ve zevk alacağı bir kitap Ötediyar, bu yüzden benim de okuyun demekten başka çarem kalmıyor. Umarım sizler de okurken çok eğlenir, kendinizi bir noktada kitapta bulabilirsiniz.

Beni Yakma (Shatter Me #3) - Kitap Yorumu




ARKA KAPAK

Uyan! Tanıdığın herkes ölüyor!
 
Omega Noktası’nın kaderi belirsiz. Juliette’nin tüm dostları hatta tanıdığı herkes, ölmüş olabilir. Savaş daha başlamadan bitebilir.
Juliette, Yeniden Kuruluş’un önündeki tek engel. Kendisi hayatta kalmayı başarabilirse Yeniden Kuruluş’un var olamayacağını biliyor.
Ama Yeniden Kuruluş’u yıkmak ve az kalsın canını alacak olan adamı ortadan kaldırmak için Juliette’in aklının ucundan bile geçmeyen birinin yardımına ihtiyacı var: Bu kişi Warner.
Düşmanlarını yok etmek için birlikte mücadele ederlerken, Juliette bildiğini sandığı her şeyin -Warner, yetenekleri ve Adam- yanlış olduğunu da keşfediyor.
Tahereh Mafi’nin Bana Dokunma ve Beni Bırakma kitaplarıyla başlayan Juliette’in macerası Beni Yakma ile tehlikeli, romantik, macera dolu ve şok edici bir zirveye ulaşıyor!


YORUM

"Babanı öldüreceğim," diyorum ona, "Ve Yeniden Kuruluş'u yok edeceğim."
Hâlâ gülümsüyor.
"Yapacağım bunu."
"Biliyorum," diyor.
"O hâlde neden sırıtıyorsun?"
Yavaşça, "Sırıtmıyorum," diyor. "Sadece merak ediyorum, yardımımı ister misin?"


Bana iki ay önce gelip bir serinin çıkmış bütün kitaplarını 5 gün gibi bir sürede bitirebilir misin diye sorsanız sanırım kocaman bir hayır çeker, sizi lanetlemeyi düşünürdüm 😂

Ama şimdi düşüncelerimi yazmak için Beni Yakma'yı elime aldığımda iyi ki okumuşum, iyi ki şimdilik veda etmişim diyorum. Çünkü kendime bekleme eziyetini çektirmek Bana Dokunma serisi için imkânsız bir şey.

Vedalardan nefret ediyorum. Kitaplığımda yarım bırakılmış tonla seri var. Belki de en nefret ettiğim özelliğim bu ama iş bir şekilde serilerin son kitaplarına geldiğinde nutkum tutuluyor, elim gitmiyor.

Beni Yakma, önceden "final" kitabı olarak adlandırıldığı için kendimce yasakladığım bir kitaptı ama serinin ikinci kitabını okuduktan sonra kendimi durduramayıp elime aldım. Bütün takıntılarım ilk satırı okuyup kitaba saplanıp kaldığımda uçup gitti. Beni Yakma okumaktan deli gibi zevk aldığım en iyi seri sonu kitaplarından biriydi işte bu yüzden.

Serinin distopik kısmının çok zayıf olduğundan ve bir şeylerin tam oturtulamadığından diğer kitapların yorumlarındada da bahsetmiştim. Bu kitapta da distopik kısım toparlanamadı bana göre. Ne beklediysek, ne hissetiysek onlar oldu. Ama bu hissettirilen olayların işleniş biçimi kitabı bir üst noktaya taşıdı. 
Yazarın kalemini seviyorum, şiirsel bir dokunuşla hisleri, olayları ele alış şekline bayılıyorum. Karakterlerin gelişimini, aralarındaki ilişkileri çok basit ama bir o kadar da etkili bir şekilde işliyor. Özellikle duygular işin içine girdiğinde kalemi parlıyor bana göre. Özellikle Juliette ve Warner arasındaki o tutkulu bağı, okura o kadar gerçekçi hissetiriyor ki kitabı okurken karakterleri yanımızda hissediyoruz.

Çok sevdim, çok keyif alarak okudum ben Bana Dokunma serisini. Basit, ara sıra tutarsız, tahmin edilebilir bir hikâyeyi şiirsel bir kalem, etkileyici karakterler ile birleştirince bence çok güzel bir kitap dizisi ortaya çıkmış.

Eh sonuç olarak;

#teamwarner 😍

Beni Bırakma (Shatter Me #2) - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Geriye sayım başladı, çok az zamanın kaldı.


Juliette, sonunda Omega Noktası’na ulaştı. Onu seven ve özel yetenekleri olan insanların yaşadığı, yeraltı direnişinin merkezine. Yeniden Kuruluş’tan ve silah olarak kullanılmanın verdiği acıdan kaçmayı başarmıştı. Artık Adam’ı sevmekte özgürdü. Ama ölümcül dokunuştan asla kurtulamayacaktı; düşündüğünden de çok onu isteyen Warner’dan da. Bana Dokunma ile başlayan nefes kesici serinin bu bölümünde, Juliette yaşamını değiştirecek kararı vermek zorunda. Asıl istediği ile olması gereken arasında bir seçim yapmalı ve sonucun tüm yaşamını değiştireceğini unutmamalı. Kalbi ve Adam’ın yaşamı arasında korkunç bir seçim Juliette’i bekliyor.




YORUM

"İsmimi söylemen çok hoşuma gidiyor, aşkım," diyor. "Sebebini bilmesem de."
"Adın Warner değil," diye çıkışıyorum. "Adın Aaron."
Şimdi gülümsemesi biraz daha yayvanlaşıyor. "Tanrım, bu çok hoş."
"Adın mı?"
"Sadece sen söylediğinde."
"Aaron mı? Warner mı?"
Gözleri kapanıyor. Başını geriye atıp duvara yaslıyor. Gamzeleri beliriyor.

Bana Dokunma serisini ilk bitirdiğimde amacım aslında seriyi teker teker yorumlamak değil de bir bütün olarak düşüncelerimi aktarmaktı ama üzerine tekrar düşündüğümde her kitabının benim için farklı bir anlamı olduğunu keşfettim.

Normalde serilerin ikinci kitaplarında ilk kitabın yoğunluğundan sonra bir durgunluk olur ama Beni Bırakma kısıtlı bir zamanda olaysız bir kurgu işlediği için ilk kitabın bütün heyecanı ikinci kitaba geçmiş gibiydi. Üstelik hangi karakterin ana karakter olduğunu keşfettiğimiz, mükemmele yakın bir geçiş kitabıydı bana göre.

İlk kitapta ne keşfettiysem, ne düşündüysem bütün tahminlerim tuttu. Adam'dan geç, Juliette'in karakter gelişimine kadar kitaptaki birçok olay öngörülebilirdi. Sürpriz bir kurgu değil yazarın elindeki kurgu. Ama bunu nasıl işleyip okuyucu nasıl keyiften dört köşe yapacağını çok iyi biliyor bana göre.

Beni Bırakma'yı sevmemin iki faktörü var. 
Birisi Warner. Bir diğeri ise Kenji :')
.
İkisi de olayların bu kadar içinde olup nasıl dışarıda kalmayı beceriyorlar zerre fikrim yok ama kitabı Juliette'ten sonra bu ikisinin götürdüğün seriyi okuyan herkes söyleyebilir bana göre.

Çok keyifli bir kurgu üzerine, ilginç karakterler de işlenince çok güzel bir kitap olmuş Beni Bırakma. Zevkle okuyacağınıza bahse girerim :')

Bana Dokunma (Shatter Me #1) - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.

En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.

Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.

Juliette karar asamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.

Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.




YORUM


"...Nefret dolusun değil mi? Öfke? Hayal kırıklığı? Bir şey yapmak için can atıyorsun değil mi? Birisi olmak için?"
"Hayır."
"Tabii ki öyle. Tıpkı benim gibisin."



Bana Dokunma yıllar önce okuyup (yemiş de olabilirim, zerre hatırlamıyordum kitabı çünkü) devam kitaplarını merak etmediğim kitaplardan biriydi. Bana bir şey vermediğini, bir heyecan katarak bitmediğini düşünmüştüm bitirince, bunu net bir şekilde hatırlıyorum. Yeni baskıları satın alıp ilk kitabı ikinci kez okuduğumda bu düşüncem değişmedi çünkü yazar gerçekten okuyucu yerinden oynatan bir kurgu üretmemiş bana göre. Durgun, duyguların daha ön planda olduğu, karakter odaklı bir distopya. Hatta okuduğum en naif dile sahip distopya sanırım Bana Dokunma. En azından başlangıç kitabı olarak böyle olduğunu düşünüyorum. KÖTÜ ÇEVİRİSİNE RAĞMEN!

Normalde ben düşünce okumaktan nefret ederim ama kurgudan çok Juliette'in o sevgiye aç, yıpranmış iç sesini okumaya gerçekten bayıldım. Çok duygulu, böyle içimi darmaduman eden çaresizliğe sahip bir karakter, umarım onun kendini tamir etmesini de okuruz çünkü buna gerçekten ihtiyacım var :')
.
Bir diğer karakterimiz Adam'a karşı nötrüm sanırım. Ama bana çok fazla mıymıntı geldi.🙊 Bu da iki ve üçte Juliette'nin başına çorap öreceğini hissettiriyor bana 😂

Neyse sonuç olarak ikinci adamların, asilzade piçlerin, karaktersiz ama kalbi minnoş heriflerin kölesiyiz.

#TeamWarner

3 Ocak 2019 Perşembe

IŞILTI SARAYI - KİTAP YORUMU (The Glittering Court #1)



ARKA KAPAK

Vampir Akademisi* serisinin uluslararası çoksatar yazarı Richelle Mead’den tarihi bir atmosferde geçen  baş döndürücü, romantik bir seri.
*Mead bu sürükleyici, heyecan dolu mitolojik fantezide macera, gizem ve romantizmi buluşturuyor.*
- Voya
Richelle Mead Uluslararası çoksatar *Vampir Akademisi* ve *Kanbağı* serilerini yazdı. Hayatı boyunca iyi bir okur olan Richelle, kitaplarından kendini ayırabildiğinde, televizyon izlemeyi, seyahat etmeyi, ilginç kokteyller denemeyi ve kitap tanıtımlarında giyeceği elbiseler için alışverişe çıkmayı seviyor. Kendisiyle barışık bir kahve bağımlısı olan yazar, pijamalarıyla çalışıyor, tuhaf ve komik her şeye bayılıyor. Michigan’da doğan Richelle, Seattle’da yaşıyor ve yeni romanları üzerinde çalışıyor. 



YORUM
Ruhumu öldürdükten sonra lüks bir hayat sürmenin bana ne faydası dokunacaktı?

Işıltı Sarayı, çıkar çıkmaz almama rağmen bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Yazarla tanışma kitabım olan Vampir Akademisi serisini çok sevsem de ilk okuduğum kitaplardan olduğu için zevklerimin değiştiğini düşünmüştüm açıkçası. Bu düşünce ise kitaba başlayınca geçti çünkü yazarın fantastik olmayan tek kitap serisi Işıltı Sarayı. Bu yüzden de normal bir tarihi aşk kitabı gözüyle okuduğumda gerçekten zevk aldım okurken.
Amerika kıtasının keşfedilmesiyle "yeni dünya" da yaşayan zenginler için çöpçatanlık yapan bir şirket ,İngiltere de yaşamakta zorlanan genç kızlara bir tür evlilik okulu açıyor. Kahramanımız Elizabeth (Adelaide) ise iflas etmiş bir dükün kızı ve hayatını kurtarmak için zengin bir adamla evlenmek zorunda. Ancak bunu istemiyor, özgürlüğüne düşkün hayatını yaşamak isteyen bir karakter. Bir gün hayatının fırsatını yakalıyor ve Işıltı Sarayı'ı için çöpçatanlık yapan karakterimiz Cedric ile yolları kesişiyor.

Konunun ayrıntısına girmeyeceğim, bence bilmeyerek okumak daha doğru olur. Kitabı birçok yerde Seçim Serisi ile kıyaslamış okurlar ancak ben birkaç benzerlik dışında çok bir şey  bulamadım. Bir de kurgunun öyle bir yol ayrımı var ki bu benzerlik o yol ayrımında gerçekten sıfırlanıyor bana göre.

Kitabın en sevdiğim yönü klasik tarihi aşk romanlarından farklı bir yol izlemesiydi. Özellikle o dönemin erkek egemen toplumunda feminist unsurlarla bezeli bir dünya yazılması beni gerçekten mutlu etti. Tek sıkıntım ise ana karakter odaklı gelişen kurgunun aşk açısından inandırıcı gelmemesi. Bunların dışında keyif alarak okudum Işıltı Sarayı'ını. Özellikle bu türün seveniyseniz bence kaçırmamanız gerekiyor.
Ama birden kalbim benim yerime konuştu. "Ben seni nerede olsa tanırım. Yüzün görünmese bile. Başını tutuşundan anlarım. Yürüyüşünden ve... kokundan."
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang