2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Haziran 2020 Perşembe
Zalim Prens - Kitap Yorumu (The Folk of the Air #1)
ARKA KAPAK
Anne babası bir peri general tarafından vahşice öldürüldüğünde Jude yedi yaşındaydı. Kız kardeşleriyle
Periler Diyarı’na sürüklendi ve şimdi burada yaşamak zorunda.
Jude, ait olmadığı bu dünyaya kendini kabul ettirmek için saray hanesinden biri olmalı.
Diyar’daki taç giyme töreni kendini kanıtlaması için iyi bir fırsat. Fakat önce acımasız prens Cardan’dan anne babasını öldüren gaddar Madoc’a, birçok engelle başa çıkmalı Jude iyi dövüşürse şövalye, güzel yalanlar söylerse casus olacak.
Peki ya ikisini de yapamazsa?
Peri Halkı serisinin ilk kitabı Zalim Prens, çoksatan yazar Holly Black’ten bambaşka bir peri masalı.
YORUM
"Bomba beni yandan dürtüyor. "Sana bir takma isim bulduk," diyor. Kilitli kapıları aşıp da geldiğini görmedim bile.
"Ne?" diyorum cırtlak bir sesle. Hiç olmadığım kadar yorgunum, buna karşın yedi yıl boyunca dinlenemeyeceğim.
Yalancı demesini bekliyorum. Hınzırca sırıtıyor, ketumluğu üzerinde.
"Başka ne olabilir?
Kraliçe."
Çok uzun zamandır kitaplığımda beklettiğim, devamı gelsin diye kendimi adeta sabır testinden geçirdiğim Zalim Prens'i sonunda okudum. Ama ne okumak, ne okumak.
Kitabın en başından sonuna kadar yaratılan evrene, karakterlerin özgünlüğüne, hiçbir şekilde duraklamayışına bayıldım.
İlk olarak şunu söyleyeyim, kitabı elime aldığımda normal bir fantastik-genç yetişkin kurgu okuyacağımı düşünüyordum. Hatta bekletme sebebim de az biraz bu sorundu. Periler alemi çok orijinal bir kurgu değil bildiğiniz üzere. Birçok örneğini ayıla bayıla okuduk biz fantastik severler.
Ancak Zalim Prens'in Periler Diyarı evreni çok da bilindik değil bana göre. Perilerin o kendilerine has güzelliklerini okuruz biz çoğu zaman ancak bu kurgu da güzel oldukları kadar çirkinler de, zalimler de, hatta dibine kadar kötüler de.
Kitabımız çok üzücü bir olay ile başlıyor aslında. Kurgunun içine birden dalıyoruz haliyle. Hatta ilk bölümü okuyanlar devam kitabı hissi bile alırlar çünkü sanki reklama girmişte filmin son dakikalarını izlemiş gibi oluyoruz. Ama böyle değil tabii ki. Kitap vurucu bir başlangıçla, okuyucu diken üstünde tutup karakterleri yavaş yavaş tanıtıyor, evreni betimliyor.
Kahramanımız Jude, ikiz kardeşi ile birlikte Periler Diyarı'nda yaşamaya başlıyor 7 yaşında ki kötü olaylardan sonra. Diyara hayran, hatta içten içe onlardan biri olmak istiyor. Diyar da insanlara sadece köle gözüyle bakılıyor, Jude saygın bir aileden olsa da insan olduğu için okul da ve yaşamında birçok talihsizlikler ile karşılaşıyor. İşte bu talihsizliklerden birisi de diyarın prenslerinden biri olan Cardan. Kıza yapmadığını bırakmıyor, eziyor, hırpalıyor, küçük görüyor ama içten içe hayran da çünkü ana karakterimiz Jude, hiç kimseye pabuç bırakmıyor. Karşısındaki bir prenste olsa haddini bildirecek cesarete sahip. İşte bu özelliği ile de kalbimi çalıyor. Çünkü cesur, kendine güvenen kadın karakterlere hayranım ben.
Kitap son 100 sayfada şekil değiştiriyor adeta. Taht için savaşan prenslerin ve entrikaların arasında buluyoruz kendimizi. Bir entrika ve kaos severek olarak son 100 sayfa kitapta en sevdiğim kısım olabilir. Jude'un zekası ve cesareti işin içine girince daha da cezbedici oluyor bu taht kavgası çünkü.
Zalim Prens'te en sevdiğim şeylerden biri de her karakterin mantıklı davranması diyebilirim. (Jude'un kız kardeşi hariç 🙄) Her davranışın bir sebebi, her kararın sonucunu gören zeki karakterler okuyoruz. Kadın karaktere hayran olmak ile birlikte, Cardan ile birden ilişkiye dalmamaları her şeyin olabildiğince yavaş ilerlemesi beni kalbimden vurdu. Gözlerimin önünde yavaş yavaş karakter gelişimi veren yazarlara hayranım ben. Safi aşk kitabı değil, safi fantastik kitap değil. Var olan bir ilişki bile okumadık henüz. Karakterlerin o evreye gelmelerini o kadar merak ediyorum ki. Fantastik dünyanın içinde olsakda aa büyü yapıyorlar oleey havasında da değiliz çünkü var olan bir taht oyunu var.
Her yerden dolu bence kitap. Ana konuya gelene kadar yazar tüm detayları ince ince işlemiş, hiçbir boşluk bulamadım ben. Aklımda soru işareti bile kalmamıştı bittiğinde.
Çok uzattım yorumu biliyorum ama benim sevdiğim kitaplara upuzun methiyeler dizmeden asla bırakmadığımı birçoğunuz biliyorsunuzdur. Çok eğlendim, elim kalbimde sayfaları adeta jet hızıyla geçtim. Kötü çevirisine rağmen. (Eski kelimeler kullanmak güzel bir çeviri yaptığınız manasına gelmez.) Devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum, umarım en kısa sürede okuyabiliriz.
Sevgiler. ♥️
Etiketler:
2020,
dex yayınları,
kitap yorumlarım
27 Mayıs 2020 Çarşamba
NEFTİ - KİTAP YORUMU ( AV ZAMANI #1)
ARKA KAPAK
Bir vampir masalı fısıldıyor gaz lambasının titrek alevi... Karanlığı aydınlatmak için kendi kendini yakıyor, kendi kendini avutmak için anlattığı masalı dinliyor. Gece yanıyordu, gündüzün dibi tutmuştu. Dolunay geceye gömülürken ikiye bölündü. Biri maviye, diğeri karanlığa düştü. Gaz lambasının fısıltısı hemen yanında yatan genç kadının yazgısının satır aralarını doldururken güneşin yanık teni gökyüzüne vurdu. Kadın uyandı, gaz lambasını kapattı. Masal yarım kaldı. Kadının karanlığı mı maviyi mi seçeceğini kimse bilemedi. Bu ikilem kadının kalbini söktü. Dolunay bir daha hiç bembeyaz ve bütün olarak kalmadı. Gaz lambasının kirli sisi dolunayı kanla boyadı. Kadın öldü, dolunay kendini geceye astı.
YORUM
Av Zamanı - Nefti, uzun soluklu bir fantastik serinin ilk kitabı. Kitabımız her ayın belli zaman diliminde büyük şehirlerde meydana gelen faili meçhul cinayet haberleri ile başlıyor. Bu cinayetlere toplum tarafından o kadar alışılmış ki halk o gece evlere kendini kilitleyip bu cinayetlere de Av Geceleri adını veriyor.
İşte bu cinayetlerin gölgesinde kitabımızın kahramanı Alkım Okçu, Fransa da bir maskeli baloya katılıyor. Hikayemiz de böylece başlıyor.
İtiraf edeyim, Türk yazarlardan fantastik seri okumak beni her zaman germiş ama bir o kadar da sevindirmiştir. Ben kurgu ve karakter odaklı olduğum için, bir fantastik hikâyede ilk olarak kurgunun mantığa uygun olup olmadığına ve karakterlerin davranış biçimlerine odaklı olurum.
Nefti de kurgu çok sağlam oluşturulmuştu. Bilirsiniz binanın temeli ne kadar sağlam olursa bina da o kadar sağlam olur. Temeli sağlam, kadim efsaneler ile renklendirilmiş ve Fransa ve Türk vampir kökeni çok iyi kurgulanmıştı. Bunun içindir ki şaşırdım kitabı okurken, ben bu kadar sağlam bir kurgu beklemiyordum.
Eh Büşra, iyi güzel de karakterlerden neden bahsetmedin derseniz işte burada kitabı az buçuk eleştireceğim, çünkü karakterlerine karşı nötrüm. Alkım, intihara meyilli kendi içinde yaşamayı bırak, dış dünya ile de yaşamayı beceremeyen biri. Onun içindir ki düzgün kararlar almasını beklemedim ben kitap boyunca. Ancak beklediğim bir şey vardı o da karakterin gelişimi. Öylece yerinde saydı, mantıksız kararlar aldı, sorgulamadı ve sorgulanmadı. Kitabın içinde ki hiçbir karakter gelipte demedi ki Alkım senin aldığın kararlar uygun değil, kendine gelmelisin. Kitapta sürekli ben bencilim diyen bir karakterin etrafındaki onu seven insanlar tarafından hiçbir şekilde uyarılmaması açıkça söyleyeyim beni sinirlendirdi.
Bunların dışında yazarın kalemini sevdim ben. Zaten kitaplarda betimleme okumayı seven bir okuyucuyum. Kalemi de bana hitap ediyordu. Kurgu azıcık daha heyecanlı olsaydı benim için gerçekten iyi kurgulardan birisi olacaktı.
Fantastik okumayı seven okuyuculara özellikle tavsiyemdir. Kalemi daim olsun, devamını heyecanla bekliyorum 💙
Etiketler:
2020,
kitap yorumlarım
SESİNİ DUYUR - KİTAP YORUMU ( SESİNİ DUYUR #1)
ARKA KAPAK
Gözleri artık kapalıydı. Gitarı çalmıyor, âdeta yaşıyordu. Bora Ateş, gözlerini sahneden tam benim olduğum yere dikince o an kalbimin duracağını hissettim. Mahşerî kalabalığın içinden beni bulabilmişti. Şarkıyı söyleyen Uygar’ın sesi ve baterinin başındaki Alar’ın ritimleri çok uzaklardan geliyor gibiydi. Bedenim uyuşmaya başlamıştı. Bora’nın dudakları yavaşça kıvrıldığında, gülüşü bedenime bir gök gürültüsü gibi çarptı.
Dudaklarından dökülen samimi cümlelere rağmen gözlerinde dolaşan arsız parıltılar, güzel hislerin habercisi gibi gelmiyordu. Bu adam ya beni göklere çıkaracaktı ya da cehennem ateşine atacaktı.
Sonrasında bir adım attım ve bir adım daha... Rüzgâr, saçlarımı dans ettirdiğinde dudaklarım, onlara eşlik edecek bir melodiyi mırıldanmak istiyor gibi kıpırdıyordu.
Ben Maya Erez.
Ailenin baş belası, annesinin ölene kadar uslandıramadığı yaramazı, babasının umurunda olmayan ortanca kızı, ablasının bakmakla yükümlü olduğu küçük kardeşi... Gözlerimi açtığımda ben buydum. Şimdiyse müzikle çevrelenen çetin bir savaşın içine giriyor, şeytani bir Rock grubu liderine meydan okuyordum. Savaş başlasın!
YORUM
"Büyük patlama oldu ve evren oluştu.İsmini fırtına ve alevden alan bir yıldız,bir fırtınayla yanıma düştü ve benimle beraber tutuşmaya başladı."
Çevrenizin büyük bir rock grubu hayranlığı ile dolup taştığını ama sizin özel sebepleriniz yüzünden bu hayranlığı bir türlü anlayamadığınızı düşünün. Heh düşündünüz mü? Birde bu ünlü rock grubunun harçlığınızı çıkarmak için şarkı söylediğiniz barda sizi keşfetmesini. Sonra gelen vokalistlik teklifini. Düşünemediniz değil mi? Öyle imkansız öyle garip ki hayat işte Maya Erez de bu olayların tümünü yaşayacağını düşünmüyordu.
Sesini Duyur, yukarıda bahsettiğim tesadüfler silsilesi ile başlıyor, 3 erkek kardeşin kurduğu rock grubuna ana karakterimiz Maya Erez'in vokalist olarak girmesi ile yani. Uçuk kaçık, azıcık hüzünlü dibine kadar eğlenceli bir romanın başlaması ile de okuru bir eğlencedir sarıp gidiyor.
Kitapta tek sıkıntım Maya gibi özgür bir kadının eniştesi ve Yiğit konusunda tavrını net bir şekilde koyamaması oldu. Özellikle ablasının eniştenin bu baskıcı tutumuna azıcık da olsa tepki göstermesini okumayı isterdim. Çünkü kitap bize az buçuk bunu vaat ediyor. Zincirleri kırmayı, özgürlüğü, gençliği doyasıya yaşamayı.
Özellikle rock grupları ile hikâyeler okumayı seven, yeni yetişkin okuyucularına önerimdir. Kahkaha ve eğlence garantili bir kitap Sesini Duyur.
Etiketler:
2020,
ephesus yayınları,
kitap yorumlarım
SAHTE KRALLIK - KİTAP YORUMU (SIX OF CROWS #2)
ARKA KAPAK
Kosullar her zamankinden daha zor, kaybedilecek seyler ise daha degerli. Kaz Brekker ve ekibi, hayatta kalacaklarına inanmadıkları bir soygunun üstesinden gelmeyi başarır. Fakat büyük ödülü paylaşamadan kendilerini tekrar ölüm kalım savaşının ortasında bulurlar. Grisha dünyasının kaderi, şehrin karanlık sokaklarındaki intikam savaşına bağlıdır. Kaz ve ekibinin ise ne pahasına olursa olsun bu savaşı kazanmaktan başka çaresi yoktur.
YORUM
"Senin için gelirdim," dedi ve İnej'in ona attığı temkinli bakışları görünce tekrar söyledi. "Senin için gelirdim. Yürüyemeseydim bile sürünerek gelirdim. Ne kadar yaralı olursak olalım oradan birlikte savaşarak çıkardık. Bıçaklar çekili. Ateş ederek. Çünkü biz böyleyiz. Mücadeleyi asla bırakmayız."
Bir romanın ilk cümlesini yazmak çok zor der yazan herkes. Sahte Krallık için yorum yazmak istediğimde anladım bu cümlenin anlamını. Çünkü sevdiğin, paylaşmak istediğin ve sevilmesini istediğin bir şeyi anlatmak için nasıl başlayacağını gerçekten bilemiyor insan.
Sahte Krallık, bir seri devam kitabına göre oldukça hızlı başlıyor bana göre. İki kitaplık serilerde de zaten olması gereken bu zaten. Yazarın anlatmak istediği konular için sayfalar kısıtlı ve bir yerden sonra her şeyi birbirine bağlaması gerekiyor. Karakterler misyonlarını tamamlamak zorundalar çünkü okurlar macera istemek yerine akıllarında ki soru işaretlerin tamamlanmasını istemeye daha yatkınlar.
Sahte Krallık, ilk yarısında o bilindik aksiyon içinde azıcıkta olsa yer olan durgunluğu ile devam etti. Ancak bu durgunluğu yazar öyle güzel kurgulamış ki ikinci yarıda, kitabın bitmesine yakın okuyacağımız aksiyonu ilk kitapta Kargalar Meclisi dünyasının kaos ortamındaymışız gibi okuduk. İkinci yarısı ise karakterlerin misyonunu tamamlamasına ayrılmış oldu. Böylece yazar hem kitabı bitirip hem de okuru heyecandan bir an bile eksik bırakmamış oldu. Yani sonuç olarak muhteşem bir final kitabıydı Sahte Krallık. Gelecek hikâyeler için ufak ip uçları verip tanıdık karakterler ile karşılaştırınca tadından yenmedi diyebilirim.
Kitabı bitirdiğimde gerçekten en yakın arkadaşlarıma veda etmiş gibi hissettim ben. Hem buruk hem mutlu hem doyasıya üzgün hem de çılgınlar gibi mutlu hissediyordum. Hoşuma gitmeyen bu da olmamış dediğim tek şey Kaz - İnej sahnelerine hasret olmuş olmam. Onları birazcık daha okumak, ikisinin kendi hikayelerinden ayrı olarak birlikte bir hikayelerinin olması en çok istediğim şeylerden bir tanesiydi diyebilirim. Onu da ağzıma bir parmak bal çalınarak hissettim son sahnede ama olsun belki çıkması beklenen üçüncü kitapta bir nebze de olsa doyarız belki.
Leigh Bardugo'nun finallerinde bu kitapla birlikte bir şeyi hissettim ben. Yazar finali o kadar güzel kurguluyor ki bitirdiğinde bu da olmamış yahu, eksik kalmış dediğin hiçbir şey bulamıyorsun. Çünkü her şey aslında olması gerektiği gibi oluyor. Kitap bitmesi gerektiği gibi bitiyor. Kaz ile İnej böyle daha güzel diyebiliyorum mesela. Fazla sahneleri olsa daha güzel olabilirdi ama bu da yeterli, bu da güzel diyebiliyorum. Matthias ve Nina için de işte bunu hissettim. Gereksiz bir son değildi ama olmasaydı daha güzel olurdu. Ama o zaman Nina'nın hikâyesi eksik kalırdı. Yani sonuç olarak hiçbir açık bırakmıyor yazar öylece okuyup tamam bitti, çok güzeldi hissi ile uyuşuyorsunuz bitirdiğinizde. Ancak üzerine düşünüldüğünde memnun etmeyen konuları çıkıyor bu da bende de gördüğünüz üzere çok da fazla değil.
Sonuç olarak muhteşem bir final, muhteşem bir veda okudum Sahte Krallık da. Tam ekibe yaraşır bir şekilde acı - tatlı bir son. Canı gönülden öneriyor, en kısa zamanda tanışmanızı diliyorum.
Yas yok.
Cenaze yok.
Etiketler:
2020,
kitap yorumlarım
KARGALAR MECLİSİ - KİTAP YORUMU ( SIX OF CROWS #1)
ARKA KAPAK
İntikam duygusuyla yanıp tutuşan bir mahkûm. Bahis düşkünü bir keskin nişancı Ayrıcalıklı hayatını geçmişte bırakan bir kaçak, Hayalet ismiyle tanınan bir casus Hayatta kalmak için sihir kullanan bir cellat Ve hepsini bir araya getiren kaçış uzmanı bir hırsız, 6 Tehlikeli serseri 1 Imkânsiz görev. Bu ekip büyük bir felaketi önleyebilecek tek seçenek, tabii önce birbirlerini yok etmezlerse.
"Kargalar Meclisi, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, nadir bulunan kitaplardan. Bir çırpıda çevirdiğiniz sayfalarda karakterlerin sıradaki hamlelerini öğrenmek için sabırsızlanacaksınız."
YORUM
"Duanı istemiyorum," dedi Kaz.
"Ne istiyorsun öyleyse?"
Eski yanıtlar hemen aklına geldi. Para. İntikam. Jordie'nin kafamın içindeki sesinin sonsuza dek susmasını. Fakat içinde farklı bir yanıt oluştu; şiddetli, ısrarcı ve nahoş. Seni, Inej. Seni.
Eğer Kargalar Meclisi hakkında yazabileceğim kelimeleri bulabilseydim, kitap hakkında düşüncelerim daha hızlı gelecekti ama oturup düşündüğümde güzel bir kitaba nasıl yorum yapacağımı gerçekten bilmiyorum.
Bu kitap hakkında söyleyebileceğim şeyler o kadar değişken ki sürekli hareket halinde aslında. Çok değişken, çok farklı ve hepsi inanılmaz derecede karmaşık. Ama sonunda karmaşık olmayan tek bir şey var o da harika bir kurgu olduğu.
Üstelik bu durum harika bir kurgu oluşu ile de bitmiyor. Sevinerek söylüyorum, hatta ağlayarakta söyleyebilirim bilmiyorum. Çünkü kitap hakkında düşündüğüm ve yapmak istediğim şeyler ya çılgınlar gibi çığlık atmak ya da haykırarak ağlamak.
Kitap bir bütün olarak bakıldığında her açıdan mükemmel bana göre. Leigh Bardugo, Grisha Serisi'ndeki acemiliğini o kadar başarılı bir şekilde yenmiş ki Kargalar Meclisi'ne baktığımda mükemmel olan bir kurguya aslında mükemmel olmayan ama kitaba sindirilerek yazılan her biri farklı yerlerden hasarlı karakterler yedirilmiş mükemmel olması beklenilen bir kurgu görüyorum. Geçmişleri, gelecekleri titizlikle oluşturulmuş, tek bir fire vermiyor kitap. Bir yerden sonra Grisha Evreni ile bağlanması, zaten onun dünyasında var olduğu için eski kitaba bolca atıfları beni gerçekten mutlu etti. Ve ben Kargalar Meclisi'nu okuduğumda aslında Grisha Serisi'nin harcandığını da hissettim. Haykırarak ağlamak kısmı da işte burada devreye giriyor.
Kitabımız Kettardam sokaklarında bir hırsızlar çetesinin boylarından büyük bir işe atılması ile başlıyor. Çok tehlikeli, ölümü bile getirecek güçlükte bu iş. Ama ekibimiz birbirlerinden ne kadar farklılık gösterselerde ana gayeleri her çetenin en büyük isteği yani para. Hem de büyük para.
İşte bu büyük macerayı okuyoruz biz Kargalar Meclisi'nde. Basit bir soygun değil bu. İşin içinde büyücüler, büyük adamlar ve açgözlülük girince kitap boyunca kaos eksik olmuyor okuduğumuz sayfalarda. İlk yüz sayfası durgun olsa da son beş yüz sayfasını adeta aç gibi okuyorsunuz. Çünkü işin içine kaos ve bir miktar Kaz Brekker zekası girince ortalık epey curcuna haline dönüyor.
Renkli karakterleri, eğlenceli yazım tarzı, zekice oluşturulmuş altı dolu olan harika bir kurgu Kargalar Meclisi. Grisha Serisi'nde aldığım olmamışlığın kekremsi tadını hiçbir sayfasında almadım. Canı gönülden öneriyorum.
Yas yok.
Cenaze yok.
Etiketler:
2020,
kitap yorumlarım
2 Mart 2020 Pazartesi
Sonsuz +Bir - Kitap Yorumu
ARKA KAPAK
Sen ve Ben
Dünyaya Karşı Biz
Bonnie Rae Shelby, milyonların sevgilisi bir süperstardı. Akıl almayacak kadar zengin, melekler kadar güzeldi. Ve yüzündeki mutluluk maskesinden sıkılan Bonnie’nin tek istediği ölmekti.
Finn Clyde ise hiç kimseydi. Paramparça ruhunu, dehası ve alaycılığıyla saklamaya çalışsa da bu hayatta elinde sadece onu karanlık geleceğine bir adım daha yaklaştıracak umutsuz bir yolculuk vardı.
Bir anlık şefkatle hayatlarını baştan yaratacak bu ikiliyi önemli bir seçim bekliyordu: Arkanı dönüp kendini kurtar ya da sahip olduğun her şeyi riske at. Geçmişini ardında bırakamayan adam ve geleceğiyle yüzleşemeyen kadın için geri sayım daha onlar tanışmadan başlamıştı.
Adaşlarının kaderini yaşamaktan kaçabilirler miydi yoksa tarih tekerrürden mi ibaretti?
YORUM
"Biz Bonnie ve Clyde'ız! Aranan ve aranmayan. Kafese kapatılan ve köşeye sıkıştırılan. Biz kaybolduk ve yalnızız. Biz büyük, karman çorman olmuş bir karmaşayız. Biz kaba tahmin gibiyiz. Başka hiçbir yeri, hiç kimsesi olmayan iki insanız ve birdenbire bu bana yeterli geldi! Sana yeterli gelmediği için üzgünüm."
Sonsuz +Bir; yıllardır beklediğim, Amy Harmon açlığımı dindirecek gözüyle baktığım benim için en beklenilen kitaplardan biriydi. Ama bu hevesle bekleme olayını, kitabı bitirdikten sonra yapmama kararı aldım çünkü hepimizin bildiği gibi beklenti ne kadar artarsa sonuç o kadar düşük oluyor.
Amy Harmon, klişeleşmiş kurguları bile sıradışılığa taşıyan bir kaleme sahip. Meh dediğimiz olayları bile kalemi ve karakterleri ile yumuşatabiliyor, kurguyu zarifleştirip okuyucuyu kendine hayran bırakabiliyor. Sonsuz +Bir'de de bu böyleydi. Kaçak bir süperstar, hapisten yeni çıkmış matematik dehası bir erkek karakter ile bir yolculuk hikâyesi yazmak tam Amy Harmon'luk bir olay işte. Televizyon da izlesek tam Disney Channel da yayınlanmalık dizi, gerçek hayatta olsa ilginç bir magazin olayı bu kurgu. Eh sen bu kadar sevdin olayı, okurken de eğlenmişsin bakıyoruz diyebilirsiniz. Eğlendim, hüzünlendim bir de üstüne. Ama kitabı kapatıp kenara koyduğumda dopdolu bir eksiklik ile mücadele ettim.
Bir şey eksikti.
Karakterlerden birine ısınamamıştım. Çoğu yerde kurguyla olan bağımı koparmıştım. Bu Amy Harmon değildi, olamazdı. Böyle hissettirmemeliydi. Üstüne düşünüp, bunları sizlere aktarmaya karar verdiğimde abarttığıma karar verdim. Yazarın diğer kitaplarını sevmiştim, aynı beklentiyle başlayınca tabi ki eksiklik hissedecektim. Sonuçta her kitabı aynı düzeyde sevecek, etkilenecek halim yoktu.
Sonuç olarak, Sonsuz +Bir de karakterlerin karar verme süreçlerini, kurgunun tek düze gidişatını sevemedim. Bir yerden sonra kitaptan kopmama sebep oldu bu olay. Ama yazarın bu kurguyu ele alış biçimine her zamanki gibi hayran kaldım. Yazarı seviyorum ne diyebilirim ki. Eğer sizler de benim gibi yazara aşırı hayran olanlardansanız bana göre kitabı tamamen yazar dışı ele alın.
Umarım o zaman hayran kalırsınız. Sevgiler 🌸
Etiketler:
2020,
kitap yorumlarım,
yabancı yayınları
20 Şubat 2020 Perşembe
Sen, Ben Ve Yıldızlar - Kitap Yorumu
ARKA KAPAK
AŞK, ZAMANI BİLE ALT EDECEK KADAR GÜÇLÜYDÜ.
Ortadoğu ve ABD, nükleer bir savaş sonucunda yeryüzünden tamamen silinmişti. Artık egemen güç, bireyselliğin ön planda olduğu ve herkesin üç yılda bir dünyanın farklı bir köşesine taşınmasını gerektiren Avrutopya’ydı. Katı kurallarla korunan ütopyanın en ateşli savunucularından olan Max, Carys’e ilk görüşte âşık oldu. Fakat bu yeni dünyada genç âşıklara yer yoktu, beraber olmak için tek şansları yıldızlara ulaşmaktı.
Ve sonra her şey tepetaklak oldu.
Uzayın karanlık boşluğuna hapsolmuş Carys ve Max’in sadece doksan dakikaları vardı. Kaçınılmaz sona doğru ilerlerken, geçmişlerini ve arkalarında bıraktıklarını düşünmeden edemiyorlardı. Kendilerini bir türlü evlerine ait hissedemeseler de birbirlerinden vazgeçmeye niyetleri yoktu. Oksijenleri tükenmenin eşiğine geldiğinde, sınanan sadece aşkları olmayacaktı.
YORUM
"Onlara ilk aşkın insanı paramparça edebileceğini söyle. Ama aynı zamanda da insanı kurtarabileceğini..
O kadar bu dünyanın ötesinde bir adam ki sizi göklere uçurur ve geri getirir..."
Sen, Ben Ve Yıldızlar, okumamın üstünden uzun zaman geçse bile hakkında ne hissetmem gerektiğini bilmediğim kitaplardan birisi benim için.
Tuhaf bir ütopya da neyin ne olduğunu kitabın son sayfalarına kadar çözemediğimiz bir evren de sizi yıkıp yerle bir eden ilk aşk hikâyesini barındırıyor içinde. En azından öyle hissetmeniz isteniyor. İki farklı zaman içinde aşkın evrelerini ve bugününü okuyor okuyucular. Evreler kısmında bulundukları dünyanın içinde imkansızlıklarını, bugünlerinde ise birbirleri için, hayatları için verdikleri akıl almaz mücadeleleri işleniyor.
Ve son kısımda ise ilk aşkın her ne olursa olsun daima var olacağını. Normalde son kısıma kadar kitap için söyleyeceğim birçok şey vardı. Hikayeyi beğenmemiştim, gittiği yön çok klişeydi ve karakterler bana acayip duygusuz gelmişti. Ve kurgu da akıl almaz bir kopukluk vardı. Ama son cümleleri okuyup kitabı kenara bıraktığımda, Sen, Ben Ve Yıldızlar'ın gidişatı, kurguya yön veren hareketlerinin dahi yıkıcı bir son yazılabilmek için olduğunu anladım. Bana tek bir son verilseydi her türlü kabullenirdim ama ben üç farklı son okuduk ve hiçbirini kabul edemiyorum nedense. Çünkü elimde hiçbir şey yok. Ne hissedeceğimin yazar tarafından belirlenmesi olayına da karşıyım anlayacağınız üzere. Hala sevdim mi sevmedim mi bilmiyorum. İlk bitirişte kalbiniz kırsa da sonrasında kafa karışıklığından başka bir şey vermiyor bana göre.
Acaba kitabı mi yanlış anladım diye de düşünmüyor değilim anlayacağınız. Tuhaf, çok tuhaf okumalarımdan biriydi. Tavsiye bile veremiyorum, yorumun saçmalığından anlayacağınız üzere, beynim tamamen bloke olmuş halde. 😂
Sevgiler.
Etiketler:
2020,
Kitap Yorumları,
yabancı yayınları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














