27 Mayıs 2020 Çarşamba

SESİNİ DUYUR - KİTAP YORUMU ( SESİNİ DUYUR #1)



ARKA KAPAK

Gözleri artık kapalıydı. Gitarı çalmıyor, âdeta yaşıyordu. Bora Ateş, gözlerini sahneden tam benim olduğum yere dikince o an kalbimin duracağını hissettim. Mahşerî kalabalığın içinden beni bulabilmişti. Şarkıyı söyleyen Uygar’ın sesi ve baterinin başındaki Alar’ın ritimleri çok uzaklardan geliyor gibiydi. Bedenim uyuşmaya başlamıştı. Bora’nın dudakları yavaşça kıvrıldığında, gülüşü bedenime bir gök gürültüsü gibi çarptı.
Dudaklarından dökülen samimi cümlelere rağmen gözlerinde dolaşan arsız parıltılar, güzel hislerin habercisi gibi gelmiyordu. Bu adam ya beni göklere çıkaracaktı ya da cehennem ateşine atacaktı.
Sonrasında bir adım attım ve bir adım daha... Rüzgâr, saçlarımı dans ettirdiğinde dudaklarım, onlara eşlik edecek bir melodiyi mırıldanmak istiyor gibi kıpırdıyordu.
Ben Maya Erez.
Ailenin baş belası, annesinin ölene kadar uslandıramadığı yaramazı, babasının umurunda olmayan ortanca kızı, ablasının bakmakla yükümlü olduğu küçük kardeşi... Gözlerimi açtığımda ben buydum. Şimdiyse müzikle çevrelenen çetin bir savaşın içine giriyor, şeytani bir Rock grubu liderine meydan okuyordum. Savaş başlasın!



YORUM

"Büyük patlama oldu ve evren oluştu.İsmini fırtına ve alevden alan bir yıldız,bir fırtınayla yanıma düştü ve benimle beraber tutuşmaya başladı."


Çevrenizin büyük bir rock grubu hayranlığı ile dolup taştığını ama sizin özel sebepleriniz yüzünden bu hayranlığı bir türlü anlayamadığınızı düşünün. Heh düşündünüz mü? Birde bu ünlü rock grubunun harçlığınızı çıkarmak için şarkı söylediğiniz barda sizi keşfetmesini. Sonra gelen vokalistlik teklifini. Düşünemediniz değil mi? Öyle imkansız öyle garip ki hayat işte Maya Erez de bu olayların tümünü yaşayacağını düşünmüyordu.

Sesini Duyur, yukarıda bahsettiğim tesadüfler silsilesi ile başlıyor, 3 erkek kardeşin kurduğu rock grubuna ana karakterimiz Maya Erez'in vokalist olarak girmesi ile yani. Uçuk kaçık, azıcık hüzünlü dibine kadar eğlenceli bir romanın başlaması ile de okuru bir eğlencedir sarıp gidiyor.

Kitapta tek sıkıntım Maya gibi özgür bir kadının eniştesi ve Yiğit konusunda tavrını net bir şekilde koyamaması oldu. Özellikle ablasının eniştenin bu baskıcı tutumuna azıcık da olsa tepki göstermesini okumayı isterdim. Çünkü kitap bize az buçuk bunu vaat ediyor. Zincirleri kırmayı, özgürlüğü, gençliği doyasıya yaşamayı.

Özellikle rock grupları ile hikâyeler okumayı seven, yeni yetişkin okuyucularına önerimdir. Kahkaha ve eğlence garantili bir kitap Sesini Duyur.

SAHTE KRALLIK - KİTAP YORUMU (SIX OF CROWS #2)



ARKA KAPAK

Kosullar her zamankinden daha zor, kaybedilecek seyler ise daha degerli. Kaz Brekker ve ekibi, hayatta kalacaklarına inanmadıkları bir soygunun üstesinden gelmeyi başarır. Fakat büyük ödülü paylaşamadan kendilerini tekrar ölüm kalım savaşının ortasında bulurlar. Grisha dünyasının kaderi, şehrin karanlık sokaklarındaki intikam savaşına bağlıdır. Kaz ve ekibinin ise ne pahasına olursa olsun bu savaşı kazanmaktan başka çaresi yoktur.


YORUM

"Senin için gelirdim," dedi ve İnej'in ona attığı temkinli bakışları görünce tekrar söyledi. "Senin için gelirdim. Yürüyemeseydim bile sürünerek gelirdim. Ne kadar yaralı olursak olalım oradan birlikte savaşarak çıkardık. Bıçaklar çekili. Ateş ederek. Çünkü biz böyleyiz. Mücadeleyi asla bırakmayız."


Bir romanın ilk cümlesini yazmak çok zor der yazan herkes. Sahte Krallık için yorum yazmak istediğimde anladım bu cümlenin anlamını. Çünkü sevdiğin, paylaşmak istediğin ve sevilmesini istediğin bir şeyi anlatmak için nasıl başlayacağını gerçekten bilemiyor insan.

Sahte Krallık, bir seri devam kitabına göre oldukça hızlı başlıyor bana göre. İki kitaplık serilerde de zaten olması gereken bu zaten. Yazarın anlatmak istediği konular için sayfalar kısıtlı ve bir yerden sonra her şeyi birbirine bağlaması gerekiyor. Karakterler misyonlarını tamamlamak zorundalar çünkü okurlar macera istemek yerine akıllarında ki soru işaretlerin tamamlanmasını istemeye daha yatkınlar.

Sahte Krallık, ilk yarısında o bilindik aksiyon içinde azıcıkta olsa yer olan durgunluğu ile devam etti. Ancak bu durgunluğu yazar öyle güzel kurgulamış ki ikinci yarıda, kitabın bitmesine yakın okuyacağımız aksiyonu ilk kitapta Kargalar Meclisi dünyasının kaos ortamındaymışız gibi okuduk. İkinci yarısı ise karakterlerin misyonunu tamamlamasına ayrılmış oldu. Böylece yazar hem kitabı bitirip hem de okuru heyecandan bir an bile eksik bırakmamış oldu. Yani sonuç olarak muhteşem bir final kitabıydı Sahte Krallık. Gelecek hikâyeler için ufak ip uçları verip  tanıdık karakterler ile karşılaştırınca tadından yenmedi diyebilirim.

Kitabı bitirdiğimde gerçekten en yakın arkadaşlarıma veda etmiş gibi hissettim ben. Hem buruk hem mutlu hem doyasıya üzgün hem de çılgınlar gibi mutlu hissediyordum. Hoşuma gitmeyen bu da olmamış dediğim tek şey Kaz - İnej sahnelerine hasret olmuş olmam. Onları birazcık daha okumak, ikisinin kendi hikayelerinden ayrı olarak birlikte bir hikayelerinin olması en çok istediğim şeylerden bir tanesiydi diyebilirim. Onu da ağzıma bir parmak bal çalınarak hissettim son sahnede ama olsun belki çıkması beklenen üçüncü kitapta bir nebze de olsa doyarız belki.

Leigh Bardugo'nun finallerinde bu kitapla birlikte bir şeyi hissettim ben. Yazar finali o kadar güzel kurguluyor ki bitirdiğinde bu da olmamış yahu, eksik kalmış dediğin hiçbir şey bulamıyorsun. Çünkü her şey aslında olması gerektiği gibi oluyor. Kitap bitmesi gerektiği gibi bitiyor.  Kaz ile İnej böyle daha güzel diyebiliyorum mesela. Fazla sahneleri olsa daha güzel olabilirdi ama bu da yeterli, bu da güzel diyebiliyorum. Matthias ve Nina için de işte bunu hissettim. Gereksiz bir son değildi ama olmasaydı daha güzel olurdu. Ama o zaman Nina'nın hikâyesi eksik kalırdı. Yani sonuç olarak hiçbir açık bırakmıyor yazar öylece okuyup tamam bitti, çok güzeldi hissi ile uyuşuyorsunuz bitirdiğinizde. Ancak üzerine düşünüldüğünde memnun etmeyen konuları çıkıyor bu da bende de gördüğünüz üzere çok da fazla değil.

Sonuç olarak muhteşem bir final, muhteşem bir veda okudum Sahte Krallık da. Tam ekibe yaraşır bir şekilde acı - tatlı bir son. Canı gönülden öneriyor, en kısa zamanda tanışmanızı diliyorum.

Yas yok.
Cenaze yok.

KARGALAR MECLİSİ - KİTAP YORUMU ( SIX OF CROWS #1)



ARKA KAPAK

İntikam duygusuyla yanıp tutuşan bir mahkûm. Bahis düşkünü bir keskin nişancı Ayrıcalıklı hayatını geçmişte bırakan bir kaçak, Hayalet ismiyle tanınan bir casus Hayatta kalmak için sihir kullanan bir cellat Ve hepsini bir araya getiren kaçış uzmanı bir hırsız, 6 Tehlikeli serseri 1 Imkânsiz görev. Bu ekip büyük bir felaketi önleyebilecek tek seçenek, tabii önce birbirlerini yok etmezlerse.

"Kargalar Meclisi, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz, nadir bulunan kitaplardan. Bir çırpıda çevirdiğiniz sayfalarda karakterlerin sıradaki hamlelerini öğrenmek için sabırsızlanacaksınız."




YORUM

"Duanı istemiyorum," dedi Kaz.
"Ne istiyorsun öyleyse?"

Eski yanıtlar hemen aklına geldi. Para. İntikam. Jordie'nin kafamın içindeki sesinin sonsuza dek susmasını. Fakat içinde farklı bir yanıt oluştu; şiddetli, ısrarcı ve nahoş. Seni, Inej. Seni.

Eğer Kargalar Meclisi hakkında yazabileceğim kelimeleri bulabilseydim, kitap hakkında düşüncelerim daha hızlı gelecekti ama oturup düşündüğümde güzel bir kitaba nasıl yorum yapacağımı gerçekten bilmiyorum.

Bu kitap hakkında söyleyebileceğim şeyler o kadar değişken ki sürekli hareket halinde aslında. Çok değişken, çok farklı ve hepsi inanılmaz derecede karmaşık. Ama sonunda karmaşık olmayan tek bir şey var o da harika bir kurgu olduğu.

Üstelik bu durum harika bir kurgu oluşu ile de bitmiyor. Sevinerek söylüyorum, hatta ağlayarakta söyleyebilirim bilmiyorum. Çünkü kitap hakkında düşündüğüm ve yapmak istediğim şeyler ya çılgınlar gibi çığlık atmak ya da haykırarak ağlamak.

Kitap bir bütün olarak bakıldığında her açıdan mükemmel bana göre. Leigh Bardugo, Grisha Serisi'ndeki acemiliğini o kadar başarılı bir şekilde yenmiş ki Kargalar Meclisi'ne baktığımda mükemmel olan bir kurguya aslında mükemmel olmayan ama kitaba sindirilerek yazılan her biri farklı yerlerden hasarlı karakterler yedirilmiş mükemmel olması beklenilen bir kurgu görüyorum. Geçmişleri, gelecekleri titizlikle oluşturulmuş, tek bir fire vermiyor kitap. Bir yerden sonra Grisha Evreni ile bağlanması, zaten onun dünyasında var olduğu için eski kitaba bolca atıfları beni gerçekten mutlu etti. Ve ben Kargalar Meclisi'nu okuduğumda aslında Grisha Serisi'nin harcandığını da  hissettim. Haykırarak ağlamak kısmı da işte burada devreye giriyor.

Kitabımız Kettardam sokaklarında bir hırsızlar çetesinin boylarından büyük bir işe atılması ile başlıyor. Çok tehlikeli, ölümü bile getirecek güçlükte bu iş. Ama ekibimiz birbirlerinden ne kadar farklılık gösterselerde ana gayeleri her çetenin en büyük isteği yani para. Hem de büyük para.

İşte bu büyük macerayı okuyoruz biz Kargalar Meclisi'nde. Basit bir soygun değil bu. İşin içinde büyücüler, büyük adamlar ve açgözlülük girince kitap boyunca kaos eksik olmuyor okuduğumuz sayfalarda. İlk yüz sayfası durgun olsa da son beş yüz sayfasını adeta aç gibi okuyorsunuz. Çünkü işin içine kaos ve bir miktar Kaz Brekker zekası girince ortalık epey curcuna haline dönüyor.

Renkli karakterleri, eğlenceli yazım tarzı, zekice oluşturulmuş altı dolu olan harika bir kurgu Kargalar Meclisi. Grisha Serisi'nde aldığım olmamışlığın kekremsi tadını hiçbir sayfasında almadım. Canı gönülden öneriyorum.

Yas yok.
Cenaze yok.

12 Nisan 2020 Pazar

DÜŞLERİNİ YAKALA - KİTAP YORUMU



YORUM


"Başka birinin acısına yaklaştıkça kendi acımı daha derinden hissediyordum. Üstelik acı, kapısı ya da penceresi olmayan bir yerdi. Hiç kaçışı yoktu." 


Düşlerini Yakala, bu sene içerisinde okumaktan en keyif aldığım kitap olabilir. Yazarın bizde çıkan ilk kitabı Renkli Göğün Altında geçen sene favorilerimden biriydi. Yani ne yazsa okurum dediğim yazarlar içerisine girdi diyebilirim. Duygu geçişleri, romantizm dozu, değindiği hassas toplumsal sorunları kurgusuna yedirerek nahif bir şekilde vermesi diğer kitaplardan ayırıyor bana göre.

Düşlerini Yakala da Amerika da azınlık olarak bulunan Çin halkından bahsediliyor. Kendilerine ayrılmış mahallede yoksulluk ve ırkçılığa maruz kalan Mercy, iş kurma hedefininin ilk hedefi olan bir kız lisesine kayıt olması ile başlıyor. Ama sonra bu hedefi yerle bir edecek bir olay oluyor. Bir deprem. Ve kitabımız bu olayla şekilleniyor, evriliyor ve okumak daha keyifli hale geliyor.

Benim okumaktan en rahatsız olduğum konu ırkçılıktır. Okurken beni üzer bu konu. Çok hassas ve üzücü bir olay bana göre. Düşlerini Yakala da bu konu üzerinde döndüğü için kalbim kırıla kırıla okudum. İnsanların ten rengi yüzünden bir takım haklardan mahrum bırakılması Mercy üzerinden çok çarpıcı bir şekilde verilmişti. Azmi, cesareti ve sevgi dolu kalbiyle yavaş yavaş insanların gözlerinde kendini ispat etmesi kitapta en sevdiğim şeydi diyebilirim.

Ben sonunu okurken daha farklı hayal ettiğim için sonu için az buçuk hayal kırıklığı yaşıyorum. Bunun dışında aşırı keyifli, çok güzel konulara değinen, aklımda uzun süre yer edinecek kitaplar arasına girdi. Canı gönülden öneririm.

Sevgiler

GÖLGE VE KEMİK ÜÇLEMESİ (The Shadow and Bone Trilogy)

GÖLGE ve KEMİK



Gölge Ve Kemik, uzun zamandır okuma listemde olan fakat bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Geçen aylarda eski baskılarını çok ucuza bulmam dolayısıyla elime geçince serinin ilk kitabını yani Gölge Ve Kemik'i okudum ancak beğendim mi tam emin değilim işte.

Kitabın fantastik dünyası çok farklı. Bir süre uyum sağlamakta zorlandım çünkü yazar evreni tanıtmaktansa konuya girip karakterleri maceradan maceraya savurmayı uygun bulmuş. Ancak ben bunu doğru bulmadım işte. Fantastik serilerin ilk kitaplarında var olan evreni yazarların kurguya yedirerek tanıtması taraftarıyım ben. Böylece hem kurguyu hem de evreni ilk kitabın sonunda öğrenmiş oluyoruz. Ancak dediğim gibi Gölge Ve Kemik de bu yoktu. Küçük ayrıntılara yer verilmese kurgu tam bir muammaydı.

Kitapta bir diğer sıkıntım ise karakterin çelişkili davranışları. Yani tamam ergen karakterlerin mantıksız davranışlarına alışkınız ama bu serideki iki karakterdi afedersiniz ama salaktı yani. ( Bu düşüncem hiç değişmedi hiç.) Kitabın benim için en iyi tarafı ise hiç kuşkusuz Karanlıklar Efendisi'ydi.

İçinde minnoş bir kalbi barındırsa da haysiyetsiz bir şerefsiz olan bütün kötü karakterlere bayılıyorum. Of şerefsiz, ahlaksız, bencil, sayko karakterler benim arşım sanırım. Muhtemelen bu seride aradığımı bulamayacağım ama seviyorum seni Karanlıklar efendisi :') #teamthedarkling


2. Okuma

( Yorum yazacaksam iki okumada da düşüncelerimi görün diye diğer yorumu hiç değiştirmeden ekledim. Bu yeni yorum 😂) Ya bir şey diyeyim mi ben kitabı zamanında okumamışım yüksek ihtimalle. Bazı kitapların zamanı vardır işte Gölge Ve Kemik o gruba giriyor. İlk okuduğumda akıcı olmamasından, konuyu anlamamaktan şikayetçiydim ama şimdi bir günde çok da rahat, anlayarak okudum. Hatta karakterlerden nefret ettiğimi bile düşünmüştüm. Malyen bir sıfır yenik başlamıştı. Şimdi o kadarda değil ya diyorum. Tamam ikisi de salak ama fantastik genç yetişkinlerin klişesi gibi bir şey salak karakterler bana göre. Neyse hala #teamthedarkling.




KUŞATMA VE FIRTINA 

"Kendine dikkat et, Nikolai," dedi Malyen sakin bir sesle. "Prenslerin de herkes gibi kanı akar."

Nikolai kolunu, üzerine toz konmuşçasına silkeledi. "Evet," dedi. "Onların kanı daha güzel elbiselerde akar."

Normalde serilerin ikinci kitaplarına yorum yazmak çok zordur. Çünkü ilk kitabın büyüsü kaybolmuş, kurgu asıl yere doğru giderken tuhaf bir durgunluğa, hareket etmeden hareket edebilmeye başlamış bir nevi ikinci kitap klişesine dönmüştür. Söyleyecek söz bulmak zordur çünkü aslında kitapta hiçbir şey olmamıştır. Sadece devam etmektir görevi. Ama Kuşatma Ve Fırtına bana o ikinci kitap klişesini yaratmadı. Tamam yine büyük olaya giderken olan durgunluk vardı ama bu kitap hakkında söyleyeceklerim daha fazla sanki.

Fantastik bir dünya var ortada ve bu fantastik dünya daha da güçlenmiş, en kötü karakteri daha kötü, en iyi karakteri daha iyi bir gibi benim en nefret ettiğim şeyi de yapmamış. Herkes bence kendince kötü ve kendince bencil. Kitabın bana bunu yansıtması da en iyi olayı diyebilirim.

Şimdi gelelim en esas konuya, aslında oturup düşündüğümde tamam sevdim ama karakterlerine asla tahammülüm yok bu kitabın. Mahalle yanarken birisi Zoya ve öpüşmek derdinde birisi de güvensizlik, eziklik çıtasını yükseltme derdinde. Ulan demezler mi adama sen bu kızla büyüdün, yanında her haltı yedin, kız kendini tamamen yalnız hissedip üstünde bu kadar yük varken mi kıskanmak, saçma bir sahiplenme hastalığına kapılmak aklına geldi. Allah'ın GERiZEKALISI, mal malyen yüzünden kitabı fırlatıp atayım mı yoksa Alina'yı sarıp sarmalayım mı bilemedim. Onunla birlikte üzüldüm, kırıldım. Ama onun gibi affedemem ben Malyen'i. Leş ve ezik erkek karaktere zerre tahammül edemiyormuşum ben bu kitapta kesin olarak anladım bunu.

Hala içimde bir umut Karanlıklar Efendisi'nin aslında çok iyi çok minnoş adeta bir sevgi pıtırcığı olduğu hayalini kuruyor ama ikinci erkek karakter aşkımı Nikolai de kullanıp Mal Malyen'i öldü kabul ediyorum an itibariyle.

Ve son olarak hala #teamthedarkling . Yak yık ortalığı haşin yarim.



ÇÖKÜŞ VE YÜKSELİŞ

"Aleksander," diye fısıldadım. Bir çocuğun adıydı bu. Artık kullanılmayan. Neredeyse unutulmuş."


Bir seriyi karakterlerine göre değerlendirmek benim en nefret ettiğim özelliklerimden birisi. Düzeltmek için hiçbir şey yapmamakla birlikte okuduğum her kitapta bu olay daha da katlanıyor sanki. Çöküş Ve Yükseliş ise zirvesi oldu bana göre. Çünkü kitabın ana karakterlerine zerre saygım, sevgim yok. Hepsini tükettiler sağ olsunlar.

Serilerin final kitapları genellikle hareketli olur. Çünkü ikinci kitabı olağan bir durgunluğa erişmiştir ve kurgunun heyecanlı olması gerekir. Ama Çöküş Ve Yükseliş de bu yoktu. Olabildiğince yavaş ve doyurucu işlendi kurgu. Yavaşlıkta bir sorunum yok hatta bu olayı sevdim bu seride. En başından dediğim gibi benim en büyük sorunun maalesef bu serinin karakterleri.

Bana deselerdi ki, Büşra en nefret ettiğin tüm özellikler bir karakter de toplanmış hatta bir de ana karakter olmuş bu herif, bu seriye zerre dalmazdım. Ama şöyle bir şey var ki evreninin iyi yaratıldığını o kaotik ortamı çok sevdiğimi açık yüreklilikle söyleyebilirim. Hatta bir ara keşke bitmese bir kitap daha rahat okurdum diye düşündüm. (malyene rağmen). MALyen demişken ona verilen misyona zerre tahammül edemedim. Sadece aklamak için yapılmış onlarca şeyden biriydi. Yazarın torpilli karakteriydi zaten geçen üç kitapta da bunu bariz belli etti. Kitapta tonla karakter onun için harcandı. Prensten tutun kitabın en sevdiğim karakteri olan Karanlıklar Efendisi'ne kadar. 
İlk defa bir seri de en sevdiğim karakteri serinin en kötüsü denilebilecek ama bana göre asla olamayan bir adam. Tutarsız, sümsük, meymenetsiz bir karakterdense kitabın başından sonuna kadar tutarlılığı ve doğrucu davutluğu ile kalbimi çalan Karanlıklar Efendisi'ni okumayı yeğlerdim. Hep kalbimde olacak. Onun kadar üzüldüğüm bir başka karakter olmadı sanırım.

Fantastik sevip, tutarsız, salak, gereksiz, fazla meymenetsiz karakterlere göz yumarım diyenlerdenseniz gözüm kapalı öneririm bu seriyi. Ama şöyle bir şey var ki bittiğinde duvar yumruklamalı bir seansa hazırlamalısınız kendinizi.


Sevgiler.

SEVİP SEVMEDİĞİME BİR TÜRLÜ KARAR VEREMEDİĞİM 2 KİTAP ( JANE STEELE VE ALİCE HART'IN KAYIP ÇİÇEKLERİ)


YORUM

Alice o günü, hayatını geri dönülmez şekilde değiştiren gün olarak hatırlayacaktı her daim, ancak anlaması yirmi yılını alacaktı: Hayat ileriye dönük yaşanır ancak geriye dönük algılanır. Tam ortasında dururken manzarayı görmek mümkün değildir.

Alice Hart'ın Kayıp Çiçekleri'ne başlarken beni bu kadar üzüp yıpratabileceğini düşünmüyordum. Cıvıl cıvıl bir kapak, çiçeklerle dolu rengârenk bir konu nasıl bu kadar yorabilir ki insanı değil mi. Ama kitabı bitirip kapağını kapattığımda gerçekten yorulduğumu, kitabın kapağına tezat o kapkaranlık atmosferinin beni yıprattığını farkettim. Alice Hart'ın Kayıp Çiçekleri'ne bir iyileşme hikâyesi, küçük bir kızın kendini bulma yolculuğu diyebilirdim eğer son 100 sayfayı okumasaydım. Ancak yazar kendi içinde bir tezata düşmüş ki kitabımızın kahramanı Alice Hart iyileşecekken kendisini kısır bir döngü içinde buldu. Ve bu hüzünlü bir olaydı benim için. Kadının hayatına yön verebilmesi için onu çevresinin kurguladığı bir hayata mahkum etmek, bundan kurtulduğunda başına gelen her şeyin bir anda yine en baştan tekrar etmesi.

Var olabilmek için geçmişine mi sırtını dönsün, geleceğini mi kucaklasın bir türlü karar veremedik hem yazar hem de okur olarak. Ve bu eziyetti bana göre. Hem okura hem de o kadar yükün altında kalmış ana karaktere. Kitabın beni yoran kısmı da buydu işte. Bunun dışında tam bir çiçek cahili olduğum için bölüm başlarında yer alan çiçek adları, ne anlama geldikleri (bu kurgu olsa bile) benim için bulunmaz bir nimetti.

Alice Hart'ın Kayıp Çiçekleri aşırı güzel, etkileyici bir roman değil. Gerçekçilik boyutu hem yüksek hem de bir parça fantastik (kurgu fantastik değil, yaşanılanlar gerçek dışı) bir hikâye bana göre. Yazar bütün tezatlıkları kitapta vermiş. Bunun bilincinde okursanız seversiniz diye düşünüyorum.

Sevgiler.



YORUM

"Anneme yeniden kavuşmak için cehenneme gitmem gerekiyorsa,o halde öyle olsun.Ben de bir başka ete kemiğe bürünmüş felaket olacağım o halde.Ama gayet güzel bir felaket." 

Jane Steele, Jane Eyre'nin nahif ortamının aksine daha korkunç, daha acımasız ve daha karanlık bir hikayeye sahip. Antikahraman bir ana kadın karakterimiz var aslında. Yaptığı şeyler kendince doğru olsa da toplum nezdinde kabul görmüyor. İnsanların kötülüklerini Jane Eyre'nin sakın affediciliği ile asla kabullenmeyip adeta kendi öyküsünü yaratıyor.

Hem tuhaf bir akıcılığa hemde akıllara ziyan bir durgunluğa sahip. Bütün zıtlıklar kitapta toplanmış gibi. Jane Eyre seven, onun bambaşka bir tarafına farklı gözle bakmak isteyen okuyuculara tavsiyemdir.


ISKARTA - KİTAP YORUMU ( Unwind Dystology #1)



ARKA KAPAK

Hayatı sona erdirilecek ama başka formlarda vücut bulacak gençler...
Iskarta işleminden kaçış yok!
 
İkinci İç Savaş, üreme hakları yüzünden çıkmıştır. Çocuğun hayatının, ana rahmine düştüğü andan on üçüncü yaşına kadar sonlandırılması yasaklanmış, bu ürpertici kararla savaş sona ermiştir. Ancak anne babalar, on üç ve on sekiz yaşları arasındaki çocuklarını ıskartaya çıkarabilir, ıskarta işleminin sonunda çocuğun tüm organları başkalarına nakledilir. Dolayısıyla hayat teknik açıdan son bulmaz.
 
Connor anne babasının bir türlü kontrol edemediği bir çocuktur. Risa devlet himayesinde büyümüş ancak hayatta tutulacak kadar yetenekli bulunmamıştır. Lev ise ıskartaya çıkarılmak için büyütülmüştür. Birlikte kaçma, hatta belki de hayatta kalma fırsatları olacaktır.



YORUM

"Her halükarda, hiçbir zaman öyle büyük biri olamayacaktım. Ama şimdi, istatistiksel olarak konuşursak, bir parçamın dünyanın bir yerlerinde başarılı olma şansı var. Tamamen ise yaramaz olmaktansa en azından kısmen büyük olurum."

Iskarta, uzun zamandır okumadığım distopya açlığıma ilaç gibi gelen, karakterleri, kurgusu, gidişatı hemen hemen her şeyi ile bu sene içerisinde okuduğum en iyi kitaplardan biriydi. 
Kitabımız korkunç bir distopik  evrene sahip. Üreme hakları yüzünden çıkan iç savaş nedeniyle bir kanun oluşturuluyor. Bu kanuna göre halk kendi çocuklarına ya da kapılarına bırakılan rastgele her çocuğa bakmak zorunda ama bu çocuklar 13 -18 yaşları arasında eğer aileler isterlerse ıskartaya çıkarılıyorlar. Yani bir nevi zorunlu organ nakline. Canice katledilip ülkede hasta, ihtiyacı olan bireylere çare oluyorlar.

Kitabımızda Iskarta'dan kaçan üç çocuğun öyküsü. Birisi anne ve babası tarafından istenmiyor, bir diğeri dini sebepler yüzünden kendisini buna mecbur hissediyor en sonuncusu ise yetimhanede büyüdüğü ve farklı bir meziyeti olmadığı için devlet tarafından gözden kaçırılmış. İşte bu üç ana karakterin gözünden okuyoruz biz Iskarta'yı. Ve hangi gözden okursak okuyalım acayip korkutucu geliyor evren bize. Düşünsenize kendi anne babanız birden yok yere sizi öldürmek istiyor, benden bu kadar sana bakamıyorum diyor. Ve sistem o kadar korkutucu ki ıskartayı aslında çocuklarını öldürmek olarak görmüyorlar. Sadece başkalarına ilaç olduklarını düşünüyorlar. Nereden bakarsak bakalım korkunç ve acımasız bir sistem. Özellikle çocuklar üzerinden ilerlemesi bana göre tüyler ürpertici.

Iskarta, karakter açısından çok zengin bir kitap. Her karakterin gözünden okuyoruz biz kitabı ayrıca. İlk önce bu durum beni rahatsız etse de sonuca giden süreçte neden gerekli olduğunu ve böyle yapılmasının doğru olduğunu daha iyi anladım. Seri olmayıp tek kitap kalsa bence güzel olurdu ama daha gelecek üç kitap daha var. Ama evrene doyamadım da bundan eminim.

Özellikle distopya seven okurlara, farklı bir bakış açısı kazandırması açısından önerimdir.

Sevgiler 💙
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang