18 Şubat 2019 Pazartesi

Bana Dokunma (Shatter Me #1) - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.

En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.

Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.

Juliette karar asamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.

Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.




YORUM


"...Nefret dolusun değil mi? Öfke? Hayal kırıklığı? Bir şey yapmak için can atıyorsun değil mi? Birisi olmak için?"
"Hayır."
"Tabii ki öyle. Tıpkı benim gibisin."



Bana Dokunma yıllar önce okuyup (yemiş de olabilirim, zerre hatırlamıyordum kitabı çünkü) devam kitaplarını merak etmediğim kitaplardan biriydi. Bana bir şey vermediğini, bir heyecan katarak bitmediğini düşünmüştüm bitirince, bunu net bir şekilde hatırlıyorum. Yeni baskıları satın alıp ilk kitabı ikinci kez okuduğumda bu düşüncem değişmedi çünkü yazar gerçekten okuyucu yerinden oynatan bir kurgu üretmemiş bana göre. Durgun, duyguların daha ön planda olduğu, karakter odaklı bir distopya. Hatta okuduğum en naif dile sahip distopya sanırım Bana Dokunma. En azından başlangıç kitabı olarak böyle olduğunu düşünüyorum. KÖTÜ ÇEVİRİSİNE RAĞMEN!

Normalde ben düşünce okumaktan nefret ederim ama kurgudan çok Juliette'in o sevgiye aç, yıpranmış iç sesini okumaya gerçekten bayıldım. Çok duygulu, böyle içimi darmaduman eden çaresizliğe sahip bir karakter, umarım onun kendini tamir etmesini de okuruz çünkü buna gerçekten ihtiyacım var :')
.
Bir diğer karakterimiz Adam'a karşı nötrüm sanırım. Ama bana çok fazla mıymıntı geldi.🙊 Bu da iki ve üçte Juliette'nin başına çorap öreceğini hissettiriyor bana 😂

Neyse sonuç olarak ikinci adamların, asilzade piçlerin, karaktersiz ama kalbi minnoş heriflerin kölesiyiz.

#TeamWarner

3 Ocak 2019 Perşembe

IŞILTI SARAYI - KİTAP YORUMU (The Glittering Court #1)



ARKA KAPAK

Vampir Akademisi* serisinin uluslararası çoksatar yazarı Richelle Mead’den tarihi bir atmosferde geçen  baş döndürücü, romantik bir seri.
*Mead bu sürükleyici, heyecan dolu mitolojik fantezide macera, gizem ve romantizmi buluşturuyor.*
- Voya
Richelle Mead Uluslararası çoksatar *Vampir Akademisi* ve *Kanbağı* serilerini yazdı. Hayatı boyunca iyi bir okur olan Richelle, kitaplarından kendini ayırabildiğinde, televizyon izlemeyi, seyahat etmeyi, ilginç kokteyller denemeyi ve kitap tanıtımlarında giyeceği elbiseler için alışverişe çıkmayı seviyor. Kendisiyle barışık bir kahve bağımlısı olan yazar, pijamalarıyla çalışıyor, tuhaf ve komik her şeye bayılıyor. Michigan’da doğan Richelle, Seattle’da yaşıyor ve yeni romanları üzerinde çalışıyor. 



YORUM
Ruhumu öldürdükten sonra lüks bir hayat sürmenin bana ne faydası dokunacaktı?

Işıltı Sarayı, çıkar çıkmaz almama rağmen bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Yazarla tanışma kitabım olan Vampir Akademisi serisini çok sevsem de ilk okuduğum kitaplardan olduğu için zevklerimin değiştiğini düşünmüştüm açıkçası. Bu düşünce ise kitaba başlayınca geçti çünkü yazarın fantastik olmayan tek kitap serisi Işıltı Sarayı. Bu yüzden de normal bir tarihi aşk kitabı gözüyle okuduğumda gerçekten zevk aldım okurken.
Amerika kıtasının keşfedilmesiyle "yeni dünya" da yaşayan zenginler için çöpçatanlık yapan bir şirket ,İngiltere de yaşamakta zorlanan genç kızlara bir tür evlilik okulu açıyor. Kahramanımız Elizabeth (Adelaide) ise iflas etmiş bir dükün kızı ve hayatını kurtarmak için zengin bir adamla evlenmek zorunda. Ancak bunu istemiyor, özgürlüğüne düşkün hayatını yaşamak isteyen bir karakter. Bir gün hayatının fırsatını yakalıyor ve Işıltı Sarayı'ı için çöpçatanlık yapan karakterimiz Cedric ile yolları kesişiyor.

Konunun ayrıntısına girmeyeceğim, bence bilmeyerek okumak daha doğru olur. Kitabı birçok yerde Seçim Serisi ile kıyaslamış okurlar ancak ben birkaç benzerlik dışında çok bir şey  bulamadım. Bir de kurgunun öyle bir yol ayrımı var ki bu benzerlik o yol ayrımında gerçekten sıfırlanıyor bana göre.

Kitabın en sevdiğim yönü klasik tarihi aşk romanlarından farklı bir yol izlemesiydi. Özellikle o dönemin erkek egemen toplumunda feminist unsurlarla bezeli bir dünya yazılması beni gerçekten mutlu etti. Tek sıkıntım ise ana karakter odaklı gelişen kurgunun aşk açısından inandırıcı gelmemesi. Bunların dışında keyif alarak okudum Işıltı Sarayı'ını. Özellikle bu türün seveniyseniz bence kaçırmamanız gerekiyor.
Ama birden kalbim benim yerime konuştu. "Ben seni nerede olsa tanırım. Yüzün görünmese bile. Başını tutuşundan anlarım. Yürüyüşünden ve... kokundan."

2 Ocak 2019 Çarşamba

| 2018 FAVORİLERİM |



2018'in başlarında okuma hedefim ile ilgili bir yazı yazmışım defterime.120 kitap okumak gibi bir hedefim varmış.Hatta bu hedefin yüzde ellisini klasik okuyarak geçirmek istediğimi yazmışım. Amacım hem güncel kitap okuyup hem de klasik okuyarak "yetkin" bir sene geçireceğimi  kendime kanıtlamakmış.

Bu yazıyı hazırlamak için defteri elime aldığımda bunları yazdığıma şaşırdım çünkü okuma hedefimi tamamlamama rağmen kendimi belli bir tür okuma yapacağım şeklinde kendimi kısıtlamam beni gerçekten üzdü.

Bu sene kitapları tükettim. Hızlı okumak istemesem de bitirene kadar mutlu olmadığı farkettim ve elime aldığım kitabı bitirmeden bırakmadım. Klasik okumak için kendimi zorlayıp, günün sonunda elime aldığım kitabın fantastik bir aşk kitabı olduğunu gördüğümde saldım gitti.😂

Kitap okumayı seviyorum. Bu sene, zevk almayacağım hedefler koyduğumda çok sevdiğim bu hobiden uzaklaştığımı anladım. Bu yüzden belli bir türe kendimi adamayıp, hiçbir türe yabancı kalmayacağım bundan sonra. Bu sene ki hedefim de bu, bunu buraya yazmak kendimi kısıtladığım gerçeğini yüzüme vurması açısından kanıt olarak burada duracak hep.

2018 yılı okuma açısından doyurucu olsa da favorilerime giren kitapların sayısı beni eksik hissettirdi diyebilirim. Ancak muhteşem yazarlarla tanışıp muhteşem kitaplar da okuduğumu değiştirmiyor bu durum.



Mesela 2018 yılında muhteşem bir seri okudum. Benim için gelmiş geçmiş en muhteşem fantastik roman olma özelliğini taşıyan Cadıların Keşfi serisinden bahsediyorum. Ama her seri de olduğu için bu seride de en kitabım var o da Gecenin Gölgesi. Bu yüzden fotoğrafta en çok sevdiğimden başlayıp çok sevdiğim şekilde dizildi seri :')


Serilerden bahsetmişken 2018 yılı içerisinde okuduğum favori seri devamlarından da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Dikenler Ve Güller Sarayı serisinin ilk kitabını vasat bulmuştum ancak ikinci kitap benim için kusurlarına rağmen şahaneydi. Öyle ki kitabın son 100 sayfasını okumamak için direndim. Ama direnişim sadece 10 gün sürdü maalesef. Kazananın Öpücüğü her ne kadar veda etmek istemesem de sonucunda dayanamayıp okuduğum, seriye yakışan tam da istediğim gibi bir final olduğu için 2018 favori listemde. Beni Yakma ise Aaron Warner faktöründen dolayı listemde 🙊 (ayrıntılı hayranlık yazım çok yakında gelecek 😻🙊)


2018 işte bu yüzden güzel geçti ya! dedirten kitaplar ise Eleanor Oliphant Gayet İyi ve Rüya Dağıtan Çocuk. Her ikisininde ortak özelliği acıyla doyasıya dalga geçmeleri bana göre. İki muhteşem karakter iki muhteşem kurgu. Mutlaka okumanız gereken kitaplardan ikisi onlar.


Nefret Oyunu ve Kusursuz Elmas ise bu sene beni doyasıya güldürdükleri için ve beni mutlu ettikleri için 2018 favori listemdeler. Bu kitapları okuyupta mutlu olamayacak bir kişi bile düşünemiyorum çünkü kıkır kıkır gülmekten kendinizi alamıyorsunuz okurken. 🙊


2018 yılı benim için bir güzellik daha yaptı ve muhteşem iki çocuk kitabı ile tanıştırdı. Balino, hayallerimden yakalarken, Canım Kardeşim düştüğümde aile desteği ile kalkmamı, küçük kardeşime sımsıkı sarılmamı sağladı.



Acısıyla tatlısıyla okuma açısından gerçekten iyi bir sene geçirdiğimi düşünüyorum ben.Klasik okumayı da sevdiğimi anladım, Bestseller okumayı da. Berbat romantik romanlara, tutarsız polisiyelere, mantıksız fantastik kitaplara bayıldığımı bir kez daha anladım.Tezer Özlü ile tanıştığım için çok mutluyum mesela. Onun melankolik ruh halinden yansıyan yazılarını anlamamayı çok seviyorum. Kemik Mevsimi gibi aşırı durgun bir kurguyu okumak çok zevk aldığım bir durum oldu.

Umarım sizlerde 2018 yılını güzel geçirmiş, okuma açısından şahane bir yıl yaşamışsınızdır. 💜

9 Aralık 2018 Pazar

Rüya Dağıtan Çocuk - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Acı bir olayla kesişen iki hayatın, apayrı dünyalara ait iki genç insanın umutsuz aşk hikâyesi… Christmas, İtalya’dan Amerika’ya göçtükten sonra fahişelik yaparak geçinen genç bir kadının gayrimeşru oğludur. Anne oğul, kendi ülkelerindeki toprak sahiplerinin zulmünden kaçtıktan sonra New York’ta çetelerin hüküm sürdüğü yoksul bir göçmen mahallesinde yaşam mücadelesi vermektedir.  Ruth, şehirdeki zengin bir Yahudi ailenin kızıdır. Bir gün korkunç bir şekilde tecavüze uğramış ve ağır yaralanmış halde bulunur. Genç kızı bulup hayatını kurtaran ise Christmas’tan başkası değildir.  Aralarındaki farklılıklar nedeniyle birlikte olmaları imkânsız görünse de Christmas, Ruth’a olan tutkusundan vazgeçmeyecektir. Her türlü tehlikeyi göze almaya hazırdır. Hayat şartları Ruth’u ondan kopardığında ise onu bulmak için elinden geleni yapacaktır.  Acaba Christmas, bir yandan radyonun ve Broadway tiyatrosunun büyülü dünyasında şöhret olma hayalini kovalarken, diğer yandan hâlâ kalbinde taşıdığı Ruth’a kavuşabilecek midir?  Peki Ruth, aldığı büyük yaralara rağmen hayata tutunup genç adamın aşkına karşılık verebilecek midir?  Rüya Dağıtan Çocuk, şiddetin, acımasızlığın ve yoksulluğun içinde yeşeren umudun ve hayallerin öyküsü… “Rüya Dağıtan Çocuk’u okumak çok özel bir yolculuğa çıkmak gibi. Acı ve şiddetin yanı sıra umutla dolu yaşamların öyküsüne tanıklık ediyorsunuz. Luca di Fulvio iyilik ve kötülüğün, dostluk ve ihanetin hikâyesini başarıyla anlatıyor. 




YORUM

"Ruth "Parmaklarımla sadece dokuza kadar sayabilirim," dedi zorla gülerek. Bu gülüşte, bir gece içinde büyümek zorunda bırakılmış küçük bir kızın olanları umursamamaya çalışan gerginliği vardı.


Christmas alçak sesle, "Eğer öğretmenin ben olsaydım..." dedi. "Matematiği senin için değiştirirdim."


Rüya Dağıtan Çocuk'u o kadar uzun sürede okudum ki sanki karakterlerle birleşmiş, onların olduğu ortamda onlarla birlikte yaşamış gibiyim. Ayrıntılı bir yorum yapmak istemiyorum çünkü kitap uzun bir okuma serüvenine sahip olsa da içimden sadece "Güzeldi be, yani güzeldi daha nasıl anlatılabilir ki." demekten başka hiçbir şey gelmiyor.

İyi insanları, kötü insanları, suçluları, fahişeleri, pezevenkleri, suç çetelerini, siyahileri, beyazları herkesi herkesin gözünden anlatıyor Rüya Dağıtan Çocuk. Hepsiyle birleşip bir bütün oluyoruz okurken, sonunda ise içimizdeki pislikleri bir bir temizleyip hayalleri için yaşayan bir adama dönüşüyoruz.

İlk başta yürek burkan bir hikaye ile başlayıp sonra yetmezmiş gibi kalbimizi parçalayıp ardından hiçbir şey olmamış gibi kalbimizi tamir eden ve içinde büyük bir umudu barındıran bu kitap sanırım hatırladıkça beni gülümsetecek. Her şeye rağmen var olmanın bu kadar acı bir yolculuğu olduğunu okumanın beni bu kadar ağlatıp kalbimi kuracağını tahmin etmiyordum ben. Çok sevdim, o kadar sevdim ki uzun bir süre ne anlatacağım ki, kimseye anlatmayayım sadece bana özel olsun deyip durdum. 🙊 Ama sevdiğim bir kitabı sizinle paylaşmazsam da içim hiç rahat etmezdi.


Umarım okuyup sizler de benim kadar seversiniz. 😍

Tut Ki Seni Seviyorum - Kitap Yorumu


ARKA KAPAK

Lisede canlandırmak istediğim rolü biliyordum.
Tüm zorlukların üstesinden gelen kız olacaktım.
 
Herkes bir zamanlar “Amerika’nın En Şişman Genci” olarak bilinen Libby Strout’u tanıdığını sanmaktadır. Ama kimse onun kilolarının ötesine bakmamış, gerçekte nasıl biri olduğunu öğrenmek için uğraşmamıştır. Libby, annesinin ölümünden sonra bir yandan dağılan hayatının parçalarını birleştirmeye, bir yandan da kalbi kırılan babası ve kendi hüznüyle başa çıkmaya çalışır. Ancak artık hazırdır: Liseye, yeni arkadaşlara, aşka ve HAYATIN SUNABİLECEĞİ TÜM FIRSATLARA. 
 
Büyüleyici olacağım. Komik olacağım.
Kimseyle yakınlaşmayacağım.
 
Herkes, bu sözleri mantra belirlemiş Jack Masselin’i de tanıdığını sanmaktadır. Evet, Jack havalıdır ama insanlara istediklerini verme ve ortama ayak uydurma sanatını da mükemmel bir şekilde icra etmektedir. Üstelik kimsenin bilmediği bir sırrı vardır: Yüz körüdür. Kendi kardeşleri bile ona yabancıdır. Eline geçirdiği her malzemeyle yepyeni mühendislik harikaları yaratabilse de kendi beyninin nasıl işlediğiyle ilgili hiçbir fikri yoktur. Bu yüzden havalı görünmeye karar vermiştir.
Her şey Libby’yle tanışınca değişecektir. Acımasız bir eşek şakası yüzünden Libby ile Jack’in başı belaya girince danışmanlık almak ve kamu hizmeti yapmak zorunda kalırlar. İkisi de durumdan hiç memnun değildir ancak şaşırtıcı bir şey gerçekleşir. Birlikte vakit geçirdikçe daha az yalnız hissetmeye başlarlar.
 
Çünkü bazen birisiyle tanıştığınızda dünya değişir…




YORUM


"Hareketlerini biliyorum. Bana bakışını biliyorum.Beni gördüğünü görüyorum ve bana o şekilde bakan bir tek sen varsın. İster yakınında ister uzağında olayım, bunu düşünmek veya yapbozun parçalarını birleştirmek zorunda hissetmiyorum. Sadece sensin. Bildiğim tek şey bu."


Tut Ki Seni Seviyorum, Prosopagnozi yani yüz körü olan bir oğlanın ve "Amerika'nın en şişman genci" diye bilinen kızın kendilerini bulma hikâyesi diye kısaca özetlenebilir bence.

Jennifer Niven'ı ben de herkes gibi Hayatın Kıyısında kitabı ile tanıdım. Hayatın Kıyısında'nın değindiği durumları falan beğenmiştim ama bende büyük etki denilen o hissi bırakmamıştı. Ben de elimde diğer kitabı varken bir kez daha yazara şans vermek istedim ve iyi ki vermişim dedim Tut Ki Seni Seviyorum'u bitirince.

Yazarın kalemini seviyorum ben. Güncel dizilere atıflarını, dünya edebiyatından kitaplara kitabında yer vermesine de bayılıyorum. Bu onu hem özgün hem de hoşlanılabilir kılıyor gözümde. Cümlelerle oynayışı, eğlenceli ve tuhaflık derecesinde yumuşacık kelimelerini okurken bir ara bulutlarda süzüldüm diyebilirim.

Ama bu naif kalemi haricinde kitabın bende bu kadar yer edinmesinin nedeni karakterleri. Libby ve Jack kendilerine has yaratılmış iki karakter. Tanışmaları, kaynaşmaları, birbirlerine olan desteklerini okuması kalbimi patlatacaktı neredeyse 😂 Jack'ın akran zorbalığından kaçarken Libby'nin bu durumla kıyasıya mücadelesi okuması en keyif veren olaylardan biriydi. Tek sıkıntım "beden olumlaması" yaparken yazarın bunu gözümüze gözümüze sokakarak Libby üzerinden devam ettirmesi. Ben bu tür destek konulu kitaplarda olumsuzluğun göze sokarak değil de yavaşça hikâyenin içine yedirilerek verilmesi taraftarıyım. Ama bu durum yine de kitabı delicesine sevmeme engel değil tabi ki.


Bitirdiğimde de kitapla ilgili küçük bir alıntıya denk geldiğimde hissettiğim tek şey beni çok mutlu ettiği olacak Tut Ki Seni Seviyorum'un. Gerçekten mutlu olmak isteyip eğlenceli, naif bir kurgu arıyorsanız bu kitap bence tam aradığınız kitap. 

5 Aralık 2018 Çarşamba

Eleanor Oliphant Gayet İyi - Kitap Yorumu


ARKA KAPAK

Eleanor Oliphant hayatta kalmayı başardı.
Ama yaşamaya nasıl devam edeceğini bilmiyor.

Bu hayatta kalbini açtığın kadar mutlu olursun.

Oldukça basit bir hayatı var Eleanor’un. İşe giderken her gün aynı kıyafeti giyiyor, öğle yemeğinde aynı yemeği yiyor ve her cuma işten dönerken hafta sonu evde içmek için iki şişe votka alıyor. Dışarıdan bakıldığında mutlu bile görünebilir. Dikkatle programlanmış hayatında hiçbir eksik yok. Ama bazen de... sanki koca bir boşluğun içindeymiş gibi.
Eleanor’un etrafına ördüğü duvarlar çocukluğundan beri ilk kez, tatlı acı bir olayla yıkılma şansı buluyor. Şimdi hiç kimsenin garipsemiyor gibi göründüğü bu zor dünyada nasıl yolunu bulacağını öğrenmesi gerek. Ve bunun için de hayatı boyunca görmezden geldiği, zihninin kuytu ve karanlık köşeleriyle yüzleşecek cesareti bulmalı...
Değişim bazen iyi bazen kötü olabilir. Yine de günleri dünyadan soyutlanıp saklanarak geçirmekten iyidir, değil mi?
Eleanor Oliphant Gayet İyi, yalnızlığın yıpratıcı etkisini ve küçük inceliklerin ne büyük değişikliklere yol açtığını anlatan farklı bir hikâye.




YORUM

"Yüzümün sirk ucubelerininkine benzeyen yanıyla, yani yaralı tarafımla yaşamak bile yangında ölmekten daha iyiydi. Yanıp kül olmamıştım. Küçük bir Zümrüdüanka kuşu gibi alevlerin içinden çıkmıştım. Parmaklarımı yara dokusu üzerinde dolaştırıp çizgileri okşadım. Yanmadım anneciğim, diye düşündüm. Alevlerin içinden geçtim ve yaşadım.

Kalbimde de yüzümdekiler kadar büyük, beni çirkinleştiren yara izleri var. Onların orada olduklarını biliyorum. Umarım biraz yaralanmamış dokular kalır; sevginin gelip gidebileceği bir parça. Umarım."

.


Eleanor Oliphant ile tanışın. Her gün işe gidip yiyeceği yemekleri günlere bölen, hafta sonlarını ise bir şişe votka ile geçirerek hayatının tekdüzeliğinden asla sıkılmayıp bunu bir görev gibi yerine getiren, tek amacı hayatının aşkının karşısına en güzel hâliyle çıkarak onu etkilebileyeceğini düşünen kadınla.

Eleanor Oliphant Gayet İyi, Eleanor'un hayatı gibi ilk başta tek düze, ağır bir şekilde ilerliyor. Kitabın yoğun, buruk havası olduğu için de 50 sayfa azıcık sıkılıp bir şeylerin olmasını bekliyorsunuz ancak eliniz bomboş kalıyor çünkü Eleanor Oliphant Gayet İyi bir kurgu kitabından çok kendini bulma hikâyesi. Tatlı-kaçık kahramanımız Eleanor çok yalnız bir karakter. Birilerine sarılmasını bilmiyor. İnsanlar ona güzel bir tepki verince karşılığında ne tepkiler vereceği hakkında hiçbir fikri yok. Bu da kalbimizi kırıyor kitap boyunca işte. Eleanor'un yalnızlığından sıyrılmasını, verdiği tepkileri bazen kahkahalarla bazen de ağlayarak kitap boyunca izliyoruz.

Kalbimi kıran kitapları okuyup bitirince gözümün görmeyeceği bir yere kaldırdığımdan bahsetmiştim sanırım 😂 Eleanor her ne kadar kalbimi kırıp parçalasa da defalarca okuyup asla bıkmayacağım kitaplardan birisi işte. Varın siz düşünün ne kadar çok sevip böyle kalbimin içine sokup kitaba defalarca sarılma isteğimi.

Bazı kitaplar okuyucuyu mutlu eder, bazıları sinirli hissettirir, bazıları hüzünlü. Eleanor Oliphant Gayet İyi bütün duyguları içinde barındıran nadir kitaplardan biriydi benim için. Bir kitabı okurken hem mutlu olup hem de deli gibi ağladığımı hatırlamıyorum ben.

Seni seviyorum Eleanor.
Kaçık oluşunu.
Yalnızlıktan doyasıya hoşlanmanı.
Takipçi bir sapık oluşunu.
Kusurlarınla gurur duymanı.
Ön yargılarınla yaşadığını kabul edip bunu telafi etmek için çabalayışını.
İçimizden biri oluşunu.

Unutulmayacak karakterle arasında en başı çekiyorsun artık.


6 Kasım 2018 Salı

HAYATIN KIYISINDA - KİTAP YORUMU


TANITIM

Yaşamayı, ölmek isteyen bir çocuktan öğrenen bir kızın hikâyesi…
 

 
Ölümü büyüleyici bulan Theodore Finch sık sık kendini öldürebileceği yöntemler düşünür ancak her seferinde, küçücük bir güzellik bile ona engel olur.
                                  
Violet Markey ise yaşadığı kasabadan ve ablasının ölümünün yarattığı dayanılmaz acıdan kaçmak için mezuniyetine kalan günleri sayarak geleceği dört gözle beklemektedir.
 
Finch ve Violet okullarındaki çan kulesinin tepesinde karşılaştıklarında kimin kimi kurtardığı belirsizdir. Bu tuhaf ikili, bir proje ödevinde eşleştiklerinde yol onları nereye götürürse; tıpkı hayat gibi büyük, küçük, tuhaf, güzel, çirkin, şaşırtıcı yerlere giderler. Kısa süre sonra, Finch yalnızca Violet’layken kendi olabildiğini; tuhaf, eğlenceli, hayatı doyasıya yaşayabilen ve ucubelikten uzak bir gence dönüştüğünü keşfeder. Violet da yalnızca Finch’leyken günlerin hesabını tutmadan yaşayabilmektedir. Ancak Violet’ın dünyası büyürken Finch’inki küçülmektedir…





YORUM

Beynim en anlaşılmaz düzenek; dur durak bilmeden vızıldıyor, uğulduyor, yükseliyor gümbürdüyor dalıyor ve çamura gömülüyor.
Peki niçin?
Bunca tutku neden?


Kitaplığımda uzun zaman önce alıp okuyamadığım kitapların birçok nedeni var. Ama iki ana kategoriye ayırırsak acı çekmek istemediğim için okumadığım kitaplar ve zamanının gelmesini beklediğim kitaplar şeklinde liste hazırlayabilirim.

Eh, Hayatın Kıyısında'nın hangi kategoriye girdiğini ufaktan anlamışsınızdır zaten okuyanlar olarak. 😂

Geçen günlerde öylesine muhabbet ederken okuma grubumuzla gaza gelip artık yara bandını çekmek istediğimize karar verdik ve şimdi kitap hakkında düşüncelerimi yazmak için buradayım.😂 Hayatın Kıyısında çok çok çok özel bir kitap değil, çok güzel bir kitap değil, eğlendiren, üzen, ağlatan bir kitap da değil... Sizi bir yerden yakalayıp suratınıza okkalı bir tokat atan, sonra hiçbir şey olmamış gibi yolunuza devam etmenizi tavsiye eden bir kitap.

İlk başlarda hani ağlayacaktım, içim parçalanacaktı, bu abartılı yorumların hiçbirini kaldırmıyor diyerek okudum kitabı. Beklediğim gibi değildi. Bana bir ders vermesini, ders veremiyorsa da bende bir iz bırakmasını istedim kitabın okurken. Ama fark ettim ki amacı ne ders vermek ne güldürmek ne ağlatmaktı. Kitabın amacı okuruna "empati" yeteneğini kazandırmaktı bana göre.

Kitapta -spoiler değil kesinlikle- yardıma muhtaç iki genç var ve onların hayatla olan mücadelelerini, birbirlerinden destek almalarını, bu birliktelikle iyileşmelerini umarak okuyoruz. Bu yüzden de bu 'umut' kitabın sonunda bizi ağlatıyor, kırıyor. Ama teşekkürler kısmını okurken dank diye kafamızda bir ışık beliriyor. Amaç bu değil, sakin ol daha bitmedi diyerek kitaba veda ediyoruz. Ama kitabın suratına bakınca bile içten içe isyan edebiliyoruz çünkü yazar istediğimiz şeyi vermiyor, bizlerin kalan karakter gibi bu sonla mücadele etmemizi istiyor.

Yazarın çok naif bir kalemi var. Hisleri, duyguları, karakterlerin ruh hallerini çok güzel ele almış. İçindeki şiirsellik, dünya edebiyatına atıflar okurken biz kitap severleri kalbinden vuruyor.


Kitabı sevdim. Ama beni umutlandırmasını sevmedim. Finch'i sevdim, Finch'in o küçük umudunu sevdim. Ama yardım çağrılarının hiçbir şekilde karşılık bulamamasını sevmedim.
Kitabın kalbimi bir şekilde kırıp bunu ah, lütfen hayat devam ediyor tatlım havasını sevmedim.
Eh, anlayacağınız üzere hislerim karmakarışık ama kitaplığıma baktığımda gülümseyerek hatırlayacağım bir kitap olacak Hayatın Kıyısında.



Bu benim dünyam. Her şey kararlaştırılmış, her şey hazır... Köklerim
var ama akıyorum... ‘Gel’ diyorum, ‘gel.’”
Aklıma gelen ilk karşılığı yazdım: “Kal,” diyorum, “kal.”
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang