29 Aralık 2021 Çarşamba

KÜL KRALLIĞI - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #7)

 


ARKA KAPAK

Ateşyürek Aelin, halkını kurtarmaya söz vermişti ama bedelinin bu kadar büyük olacağını tahmin edemedi. Fae Kraliçesi tarafından bir demir tabutun içinde kilitlenen Aelin, aylarca işkence görürken harlanan iradesinin gücüyle inanılmaz savaşlar vermeye devam ediyor. Maeve’e teslim olmuyor çünkü aksi takdirde tüm sevdiklerinin yok olacaklarını biliyor ama o demirden iradesi her geçen gün eriyor…
 
Vahşi, zeki ve genç suikastçı Aelin’ın intikam yolculuğu ile başlayan öykü, giderek çoğalan, karmaşıklaşan, renklenen; türlü yaratıkların, sürpriz doğaüstü olayların, inanılmaz evrenlerin ve sonsuz sayıdaki muhteşem karakterlerin destansı şölenine dönüştü.
 
Sarah J. Maas’ın New York Times’ın çok satanlar listesinden inmeyen epik fantastik klasiği Cam Şato efsanesi, içimizde bir keder bırakarak yedinci kitabıyla inanılmaz bir sona ulaşıyor.
 
Şimdilik!..
 
Ama… Yeni bir dünya için, daha iyi bir dünya için savaşmaya devam!




YORUM


Aelin dakikalardır, durmaksızın ağladığını fark etti. Fakat bu ayrılık, bu son veda. Aelin, Chaol ve Dorian'a bakıp hıçkırdı. Onlara kollarını açtı ve sarılırken ağladı.

“İkinizi de seviyorum,” diye fısıldadı.

“Ve her ne olursa olsun, birbirimizden ne kadar uzakta olursak olalım bu hiç değişmeyecek.”

“Seni yine göreceğiz,” dedi Chaol. Fakat ağlamaklı olduğu için onun sesi bile boğuk çıkıyordu.

Dorian titreyerek, “Birlikte,” dedi. “Bu dünyayı birlikte yeniden kuracağız.”


Cam Şato serisini o kadar uzun zamandır okuyorum ki son kitap olan Kül Krallığı'nın son sayfasını okuyup kitabın kapağını kapattığımda içimde geri döndürülemez  bir boşluk hissettim. 

Bütün hisleri, olumlu olumsuz bütün duyguları hissettiren bazen düşmana bile empati yaptıran, kahramanları adeta içselleştirmemizi sağlayan bu evren, okuyup okuyabileceğim en iyi serilerden biriydi son kitabın yorumuna başlamadan önce açık yüreklilikle söylemek istiyorum.

Kül Krallığı, beşinci kitap Fırtınalar İmparatorluğu'nun hemen sonrasından başlıyor. Bütün karakterler artık neyin geleceğinden, düşmanın kim olduğunun farkında. Sadece tek bir yere odaklılar bu da "Daha iyi bir dünya" için savaşmak.Ancak bunun öncesinde bazı karakterlerin kendi içlerinde vereceği savaşlar var ve bize de bunları yavaş yavaş kurguya yedirerek okutuyor yazar.Ben normalde çoklu karakter bakış açısı sevmem. Kurgu da kim ana karakter ise onun anlatıcı olmasını daha çok severim. Ama Cam Şato serisinde bu olaya hiç kızmadım. Çünkü yazar son kitaba gelene kadar bakış açılarından okuduğumuz bütün karakterleri bize sevdiriyor, onları da kitabın bir nevi ana karakteri olduğunu sonuna kadar vurguluyor.

Kitabın ilk yarısı benim için duygusal olarak tam bir işkenceydi. Aelin Galathynius okura 6 kitap boyunca çok güçlü bir karakter okutulduğu için o ilk yarıda ki mental ve fiziksel olarak düşmüş bir kraliçe okumak kalbimi o kadar kırdı ki bir yerden sonra kitabı kapayıp azıcık gözyaşı dökmüş olabilirim. Aaelin gibi bir kadının normal ve haklı olarak çöküşünü okumak beni kırdı ama bu hem kitap için hem de okur için gerekliydi bence.

Kitabın son yarısı ise bir fantastik hikâyenin son kitabına kadar ne beklediysek onu veriyor. Okuması zevkli bir savaş kurgusu, can acıtıcı kayıplar,  bazı fedakarlıklar ve zekice örülmüş bir final örgüsü. Yani son yarı da ilk yarı gibi okuması keyifli, zor nefes aldıran ve bir hamlede biten keyif verici bir hikâyeydi.

Ne desem nasıl övsem yine bir şekilde harikaydı diyerek geçiştirecekmiş gibi hissediyorum o yüzden artık yorumu burada kesip veda edeceğim seriye.Karakterleri, olay örgüsü, büyük finale kadar süregelen olaylar silsilesi ile bir fantastik seriden almak istediğiniz bütün keyfi veriyor Cam Şato Serisi. Son kitap olan Kül Krallığı da tabi.

Canı gönülden önerdiğim, keşke unutsam da yeniden okusam dediğim nadide serilerden. 


ŞAFAK KULESİ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #6)


ARKA KAPAK

Şanlı bir imparatorluk. . .
Umutsuz bir arayış. . .
 
Şimdi Aelin’ı takip etmeyi bırakıp, Chaol’un ardından gidelim. Kral Eli Chaol ve Nesryn, Erilea’yı kurtarmak için, son umutlarına doğru, tekerlek seslerinin azabıyla, yola çıktılar. Güney Kıtası’nın Kağan’ının devasa ordusuna ihtiyaçları var. Işıltılı kent Antica onları bekliyor. Burada sadece Erilea için değil kendileri için de şifa arayacaklar ve keşfettikleriyle baş etmekte çok zorlanacaklar. Zorlu geçen çocukluk yıllarının ardından Yrene onlara yardım edebilecek mi?
 
Cam Şato, Karanlık Taç, Ateşin Vârisi, Gölgeler Kraliçesi ve Fırtınalar İmparatorluğu’nun ardından Şafak Kulesi ile efsaneye bambaşka bir yerden bakıyor ve hayrete düşüyorsunuz.

 

 

YORUM 

 

Chaol titrek bir nefes aldı.

"Aelin size ne söz verdi?" Hasar kendi kendine gülümsedi.

"Daha iyi bir dünya."


Cam Şato serisinin 6. kitabı Şafak Kulesi, Gölgeler Kraliçesi'nde ağır bir yara alan Chaol ve ona eşlik eden Nesryn'in gözünden anlatılıyor. Seri de bir ara kitap demek demek istesem de bu kitaba bir ara kitabın okuyucuya verebileceği hiçbir şeyi vermedi bana göre.

Chaol, onu okurken genelde kızdığım, bir yandan da acıdığım bir karakter. Güçlü bir karakter ama yazar onu öyle bir yazmış ki sürekli hislerimiz değişiyor ona karşı. Yaşadığı şeyler kolay olmayan buna rağmen ayakta durmaya çalışan kralına sonsuz bir bağlılıkla tutunmuş bir asker.

Kitaba ilk başladığımda Chaol'u sanki hiç okumamış, tanımadığım bir karakter olarak düşünmek istedim. Çünkü bir yerde önceki hislerimiz girerse hem kitaba karşı kötü hislerle başlar hem de bitirmek cehennem azabı olurdu.

İşte bu düşünceyle başladığım için kitap benim için çok eğlenceliydi. Serinin son kitabı için verilmiş bir minik ara olarak düşündüm ve kitap aktı gitti.

Ama çok şaşırdığım bir konu da var ki yazar başka bir karakterin gözünden bu kitabı yazsa ve ana karakterlere bir süre veda etsekte kurgu yine tüm şaşırtmacasıyla, tüm efsaneliği ile devam etti. Basit, arka plana atılmış bir karakteri okusak bile o kadar kilit şeyler eklemişti ki, kitaba olan bakış açısı tamemen değişti. Ve bunun içindir ki bir "buçuk" kitap değil de tam bir kitap okuduk. 

İşte böyle. Bu seri sizi kendine o kadar çekiyor ki evrenden kopmak bir yana sanki içindeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Seriye devam etmede büyük sıkıntılar yaşasamda geçen 5 kitapta ne kadar ara verirsem vereyim evrenden kurtulamadım. (İstemiyorum da :) ) Yazar müthiş bir kurgu kurucu. Okuru esir ediyor ve öylece bağlanıyorsunuz maalesef :( Son kitabı okurken yaşayacağım burukluğu düşünemiyorum bile. 

Canı gönülden tavsiyemdir. Her kitabında olduğu gibi. 



14 Kasım 2021 Pazar

FIRTINALAR İMPARATORLUĞU - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #5)




ARKA KAPAK

Karşınızda Ateşyürek Celaena Sardothien...

Ölümcül Güzel Efsanevi

Aelin Galathynius tahta giden uzun yolda ihanete uğradı, sadakatle ödüllendirildi; arkadaşları kayboldu, yenilerini edindi; büyüye sahip olanlar ve olmayanlarla aynı tuhaflıklarda buluştu. Savaşçı prensine ve ona güvenen insanlara söz verdi, onları korumak için gücünün derinliklerine indi. Ama canavarlar geçmişin dehşetinden ortaya çıktıkça ve karanlık güçler krallığını elinden almaya çalıştıkça, tek kurtuluşun, sevdiği her şeyin sonu olabilecek çaresiz bir arayışta saklı olduğunu anladı. Cam Şato, Karanlık Taç, Ateşin Vârisi ve Gölgeler Kraliçesi’nden sonra epik fırtına kalbinizi yakacak.

“Düşünceli bakışlar, patlayacak hale gelen cinsel gerilim, sürpriz gelişmeler, renkli bir evren ve iğneleyici sözlerle dolu.”




YORUM


"Dünyayı," dedi Aelin, "hayalciler kurtarıp yeniden inşa edecek Rolfe."


Cam Şato serisi hakkında ne zaman bu kitap serinin en iyi kitabı desem bir sonraki kitapta dumur olup diyorum ki artık serinin en iyi kitabı bu :)

Fırtınalar İmparatorluğu hakkında da böyle bir yorum yapmak istiyorum lakin azıcık utanıyorum da çünkü bariz bir tutarsızlık var diğer yorumlarda. Ama şöyle bakarsak ben baştan aşağı hep tutarsız biriyim ve itiraf ediyorum. Evet, tamam. Serinin en iyi kitabı Fırtınalar İmparatorluğu. 

Bu kitapta Aelin bir kraliçe. Girdiği bütün rollerden arınıp özünü bulduğunda taht oyunları oynayan, yasalar koyan, gerektiğinde zalim olan ve halkına sımsıkı sarılan bir kraliçe. Ve geçtiğimiz o uzun yolculuk aslında her şeye bir adım. Kitap bizlere aslında bunu okutuyor.

Kitapta en ufak göze sokulan her şeyin bir önemi var. Muhteşem bir kurgu bu yüzden Cam Şato. Çünkü bütün attığımız adımlar alına kararlar, yanlış olanlar bile bir yerde karşımıza çıkıyor. Ve muhteşem, kalp kıran bir sonla da yerini son kitaba bırakıyor.

Ben Fırtınalar İmparatorluğu için bir kelime seçseydim bu maalesef ihanet olurdu. Küçük bir kelime ve küçücük bir karar olsada sonu o kadar şaşırtıcı bağlandı ki bir kelimenin aslında neleri tersdüz edeceğini bu kitapta okuduk.

Yeni karakterler, yeni bir macera ile tam gaz devam etti Fırtınalar İmparatorluğu. Muhteşemdi bana göre. Okumaya büyük bir ara versem bile kendinde hiçbir şeyi unutmadan kitaba beni sımsıkı bağladı. Hayran kaldım tek kelimeyle. Sonraki kitapların yorumu ile görüşmek üzere şimdiden heyecandan geberen bir Büşra var ve onu nasıl dizginleyeceğim bilmiyorum.


GÖLGELER KRALİÇESİ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #4)

 



ARKA KAPAK

Karşınızda Kendisinin Şampiyonu Celaena Sardothien.

Celaena sevdiği herkesi kaybetti. Ama intikam için krallığa dönmeye yemin etti. Terrasen’in Kraliçesi Aelin olarak, Adarlan Krallığı’nın başkenti Rifthold’a geldiğinde tek amacı büyüyü yeniden özgür bırakmaktı. İntikamını alırken; Adarlan’a gelen Rowan, kalbini kıran ve krala isyan eden Chaol, uğruna savaşmak zorunda olduğu kuzeni Aedion ve kötü bir geçmişi paylaştıkları fahişe Lysandra da ona yardım edecek.

Cam Şato, Karanlık Taç ve Ateşin Vârisi’nden sonra Gölgeler Kraliçesi ile Sarah J. Maas yazarlığını ve epik masalını zirveye taşıyor. New York Times çoksatan yazarı Sarah J. Maas’ın bu kitapta yarattığı dünyanın yaratıcılığına ve kusursuzluğuna inanamayacaksınız.




YORUM


"Her gün biraz ölmek gibiydi. Canlı olmak gibiydi de. Öyle eksiksiz bir neşeydi ki acıydı. Beni mahvetti, beni ben olmaktan çıkarıp şekillendirdi. Ondan nefret ettim. Çünkü ondan kaçamayacağımı ve beni sonsuza dek değiştireceğini biliyordum."



Cam Şato serisinin 4. kitabı Gölgeler Kraliçesi hakkında tek bir cümle kursam bu, halihazırda yeni bir düzlüğe girmiş seriyi pekiştiren en önemli kitaplardan biri derdim.

Sürekli her kitabın yorumunda bu geçiş kitabıydı asıl olaylar aslında olmadı sadece en önemli konuya adım atıyoruz diyorum ama seri başlı başına bir geçişler silsilesi. Ve umuyorum ki son kitap geriye kalan 6 kitabın açtığı geçiş kapılarını sonlandırıp seriye veda etmemizi sağlayacak.

Gölgeler Kraliçesi, yine üçüncü kitabın bittiği yerden Aelin'in kabulleniş sürecinden sonra krallığını devralmaya adım atmasıyla başlıyor. Savaşması gereken karanlık, söz geçirmesi gereken ve sürekli evrilen bir gücü olduğu için zorlanıyor haliyle. Ama artık bu işte yalnız değil. Bir taraftan Aelin bir taraftan diğer karakterlerin gözünden diğer büyük olayları okurken bir bakıyoruz kitap bitmiş elimizde yine koskoca bir devam etmeliyim hissi kalmış. 

Yazarın okurda sürekli bu merak bırakması ve bu merak giderilmese bile ağza çalınan bir parmak balla küçük ama güçlü kandırmacalar yapmasına bayılıyorum ben. Uzun süre seriye ara versen bile bu his ile devam ediyorsunuz böylelikle. Yine severek, hayretler içerisinde, kalbimi kırarak müthiş bir okuma hissi yaşattı bana.

Beşinci kitapta ne olur bilmiyorum ama alınan yol o kadar değerli ki hikayede bir parçası da sanki biz okuyucularız. 

ATEŞİN VARİSİ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #3)

 



ARKA KAPAK

Celaena artık küllerin ve ateşin varisi, kimsenin önünde eğilmeyecek. Ölümcül yarışmalardan ve kalbini parçalayan anılardan sonra hayatta kaldı. Şimdi de en karanlık gerçeğe doğru yola çıkıyor... Geleceğini sonsuza kadar değiştirebilecek korkunç bir gerçeğe doğru... Dünyasını köleleştirmeye çalışan acımasız canavarlar, ufukta birer birer görünmeye başladılar. Celaena gücünü toplamak zorunda. Sadece içindeki kötülükle savaşmak için değil, zincirinden kopmuş şeytanı yenmek için. Cam Şato ve Karanlık Taç’tan sonra Sarah J. Maas, suikastçısını,en göz kamaştırıcı parlaklığa ulaşması için ateşe veriyor.


YORUM




“Onun hiç ümidi yok prens. Yüreğinde hiç ümit kalmamış. Ona yardım et. Bunu onun için de yapma, temsil ettiği şey için yap; sen dahil hepimize verebileceği şey için.”
Rowan ancak “Neymiş o?” diye sorabildi.
Emrys gözlerini Rowan'ın gözlerine çevirip fısıldadı. 
“Daha iyi bir dünya.”


Ateşin Varisi hakkında dolu dolu söyleyeceğim şeyler yok çünkü öyle bir geri dönüş kitabıydı ki her bölümünde her sayfasında adeta nutkum tutuldu, heyecandan bir an bile yerimde duramadım. Eh bu durumda kelimelerimi toparlama da sıkıntı yaratıyor anlayacağınız.

Serinin üçüncü kitabı, anlatılan dünyanın adeta yeniden yaratılması bana göre. Yeni karakterler, yeni bir dünya ve yeni bir ana karakter. Cam Şato ve Karanlık Taç sanki ön izlemeydi de biz okurlar Ateşin Varisi ile gerçek seriye başladık sanki. Ki bu bana göre muhteşem bir başlangıç.

Ateşin Varisi, Karanlık Taç'ın bitişinden başlıyor hemen. Uzun bir ara yok, aynen devam ediyor kitap. Ama Celaena ile yeni hir dünyaya ayak basıyoruz biz. Bu yeni dünya ise muhteşem karakterler seriyor önümüze.

Uzun uzun kitabın içeriğinden bahsetmek istemiyorum, çünkü bilmeden okumak, hissetmek bence en güzeli. Ben bunun için fan artlara bile bakmadım düşünün. 😂 Bu kitapta en güzel şey bana göre karakter gelişimiydi. Yazar Celaena'nın karakterini kitap boyunca ince ince işledi. Seriye ağırlığını koydu böylece. Ve bunu öylece birden bire de yapmadı. Yeni karakterlerimizden biriyle yani Rowan ile.

Ben normalde yazarın ana karakterin en yakınındaki karakteri bir hamlede harcayıp yenisiyle değiştirmesini çok sevmem. Diğer serisinde de böyle bir şey var ve bunu uzun süre kabul etmemiştim. Çünkü diğer karakteri harcayıp en yenisini gözümüzde öyle bir büyütüyor ki bu yaptığına şaşırıp kalıyoruz. Ama bu kitabında öylece yapmadı bunu. Yavaş yavaş, aslında doğru olanın bu olduğunu okura yedirerek çok güzel bir şekilde yaptı. En azından kitap bittiğinde bir karakteri çok sevip diğerinden ölesiye nefret etmiyoruz.

Kısa keseceğim demiştim ama yine binbir türlü şey anlatıp durdum sizlere. Sözün özü Ateşin Varisi gerçekten çok güzel bir kitaptı. Genellikle serilerde hep bir bütün olarak bakılır kitaplara. Çünkü kurgu devam ediyordur, bir diğeri diğerinden iyi değildir. Seri bitmemiştir çünkü. Ancak Cam Şato serisinde Ateşin Varisi ve diğer devam kitapları olarak bakıyorum ben. Gerçi hala beşinci kitaptayım belki de bu konu da fikrim değişir ama bu kitap farklıydı yani. En azından seriye farklı bir gözle bakmamı, karakterleri çok sevmemi sağladı. Bunun içindir ki Cam Şato serisinde Ateşin Varisi'ne gelmeden bu seri eh işte dememek gerek.


KARANLIK TAÇ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #2)

 



ARKA KAPAK


Celaena şeytanın buyruklarını yerine getiren zalim bir suikastçı mı? Gerçek sevgiyi arayan tutkulu bir âşık mı? Kralın bir numaralı suikastçısı olan Celaena, sarayın en korkulan kadını. Ne kadar kan dökerse o kadar özgür olabiliyor. Ama üstlendiği her ölüm, söylediği her yalan, sevdiklerini tehlikeye bir adım daha yaklaştırıyor. Yüzbaşı Westfall ve Prens Dorian onu korumaya devam etseler de, Celaena korkunç bir gecede, büyük bir trajedi yaşayacak. Celaena ne için savaşacak: Özgürlüğü mü, kalbi mi yoksa krallığının geleceği için mi?

 



YORUM


“Başını geriye atıp aya hınzırca gülümsedi.Kendisine boşuna Adarlan suikastçısı denmemişti.Dramatik girişlerde uzmanlaştığı bir sanat dalına sahip olduğu söylenebilirdi.”

 

Celaena Sardothien ile tanışın! Kralın şampiyonu, zalim bir suikastçı. Karanlık Taç işte bu zalimliği adeta suratımıza vurarak başlıyor. Celaena'nın özgürlüğü için kendini canavara dönüştürdüğü, çevresindeki insanlara karşı daima temkinli olduğu bir devam hikayesiyle olanları olacakları hayretler içerisinde takip ediyoruz.

Kitabın ilk yarısı kendi çapında olabildiğince durgun ilerledi benim için. Ancak her serinin her kitabın illa ki bir dönüm noktası olur ya işte Karanlık Taç da da öyle bir olay oldu ki, kitabın yönünü, seriyi gözümde tamamen değiştirdi benim için.

Karanlık Taç için Cam Şato serisinin dönüm noktası diyebiliriz net olarak. Çünkü var olan evreni,  karakterleri sanki bir perdenin arkasından izliyormuş gibiyiz. Şeffaf değiller bize karşı. O yüzdendir ki ne karakter gelişimlerini izleyebiliyoruz ne de var oldukları kişiyi anlayabiliyoruz.

İşte Karanlık Taç, okuduğumuz her şeyin bir nevi kandırmaca olduğunu şok edici sonunda yüzümüze yüzümüze çarpıyor. Herkes farklı bir yöne gidiyor, kurgu tahmin ettiğimiz şeyin yakınına bile ulaşmıyor biz de şok içinde devam kitabına geçiyoruz.

Cam Şato, yani ilk kitap benim için eh işte dediğim kitaplardan biriydi. İyi bir başlangıç değildi, her şeyi tahmin ediyorduk. Gidişat bizi şoka uğratmıyor, karakterler gözümüzde büyümüyordu. Ama Karanlık Taç bize bir nevi vaad ediyor. Şaşıracaksınız diyor mesela, karakterler aslında böyle değil diyor bize ip uçları ile, kurgu senin bildiğin kurgu değil diyor karakterleri birbirine düşürerek.Bize de devam etmek kalıyor böylece. Eh çünkü devam etmezsek o vaad edilen şeyle yaşamak zor, meşgul ediyor bizi tüm gün boyu merak.

İşte böyle bir okuma oldu benim için Karanlik Taç. Meral dolu, hayrete düşüren, üzen, yıpratan ve en önemlisi seriye dair umudumu harlayan muhteşem bir devam kitabıydı. Eğer seriye devam etmeye dair en ufak bir çekinceniz varsa bile bu kitap o çekinceyi eline alıp fırlatıp atıyor. Size de adeta bir köle misali devam kitabını alıp gece boyunca okumak kalıyor.


HER KALP KIRILIR- KİTAP YORUMU




 ARKA KAPAK

Bu yaşına dek kendi başına ayakta kalmayı başarmış olan Beyah`nın tek isteği geçmişi ardında bırakıp hayal ettiği geleceğe adım atmaktır.

Ancak beklenmedik bir olay tüm planlarını altüsteder ve Beyah yaz aylarını geçirmek üzere Teksas`ta bir yarımadada yaşayan, neredeyse hiç tanımadığı babasının yanına gitmek zorunda kalır.

Oradaki günlerine sabırla katlanıp kendi yoluna gideceği anı beklerken yeni komşuları
Samson`la tanışır.

Görünürde benzer hiçbir yönleri olmayan Samsonve Beyah, birbirlerini keşfederlerken hikâyeleri yalnızca bir yaz kaçamağı olarak mı kalacaktır yoksa bunun ötesine geçecek ve yaklaşan akıntı kalplerini açıklara mı sürükleyecektir?


YORUM




"Bakın bize. Her çatlaktan kaynayan iki yalnız çocuktuk ama sonra tekrar dünyanın tepesine tırmandık."


Her Kalp Kırılır için iki yalnız küçük çocuğun yetişkinliklerinde birbirini bulma hikâyesi diyebiliriz sanıyorum.

Kitabımız uyuşturucu bağımlısı bir annesi tarafından büyütülmeye çalışılmış lakin annenin bağımlılığı dolayısıyla kızımızın kendi kendine bakmaya çalıştığı dönemde elim bir olay neticesinde kendini babasının yanında bulmasıyla başlıyor. Babası hakkında çok fazla bir bilgisi olmayan Beyah, onun evlendiğini bir üvey annesi ve bir üvey ablası olduğunu babasının yazlığına varınca öğreniyor. Kendini birden bir aile ortamında buluyor kızımız anlayacağınız bir de üvey ablasının sevgilisinin ilginç arkadaşı ile de komşu.

Her Kalp Kırılır, yaz aşkı hikâyesi olarak başlıyor. Beyah'ın eski hayatının gölgesinde kendini zenginliğe ve yeni bir aileye alıştırmaya evresinde. Dokunaklı, kırılgan ve saf bir aşk bu yüzden kitabımızda anlatılan hikâye.

Sanki okuduğum bir çok şeyi birleştirip özgün olmayan bir roman yaratmış gibi yazar.Colleen Hoover genelde çok bilindik konuları bile düzenbaz dili ile okurda seviyeyi yükseğe çeker. Açıkçası ben bu kitapta da bu hareketi bekledim. Bilindik başladı, bilindik devam etti ve bilindik bitti Her Kalp Kırılır. Bu yüzden de açıkçası yazardan en az severek okuduğum kitaplardan biri oldu. En azından kaleminin şiirselliği ile küçük bir dokunuş yapsa o bilinirliği bir nebze silebilirdi. Ama duygusuz,  dümdüz bir roman okumuş gibi oldum maalesef. Ve bu da beni çok üzdü. Çünkü herkes gibi ben de yazarım kalemini ve kurgularını çok seviyorum.

Beklentisiz okunursa sevilebileceğini düşünüyorum ben Her Kalp Kırılır'ın. Ben yazara öyle bir misyon yüklemişim ki ilk kez bu kadar hayal kırığına uğradım sanırım. Bazen eski bir dosta rastlayıp sadece selam vermek gibi okunmalı sanırım romanlar. Zira aşırı hoş beş edince bir yerden sonra hayal kırıklığı oluyor.


“Bir ruhun deliklerini ne doldurur?” Samson’ın bakışları birkaç saniye yüzümde gezindi. “Başka birinin ruhunun parçaları.”




5 Kasım 2020 Perşembe

Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3)

 


ARKA KAPAK

Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri’ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri’nde biraraya gelmişti. Clary’nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.

Clary’nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!




YORUM

"... ve bana hala seni isteyip istemediğimi soruyorsun. Sanki seni sevmekten vazgeçebilirmişim gibi. Beni diğer her şeyden daha güçlü kılan tek şeyden vazgeçebilirmişim gibi..."


Uzun süre tek bir seriye odaklı olursanız, o seri okuduğunuz süre içerisinde hali hazırda yedek aileniz gibi bir şey olur. Onlarla uyuyup onlar ile kalkarsınız, eh seri bittiğinde ise büyük bir boşluk bekler sizi.

Camlar Şehri, Ölümcül Oyuncaklar Serisi'ne şimdilik veda ettiğim ara final kitabıydı. O yüzden ne kadar yavaş okumaya özen göstersem de elime aldığım süre boyunca elimden düşmedi. Çünkü dur durak bilmeyen bir kurguya sahip. Aynı şeyi birinci ve ikinci kitaplar hakkında da söylemiştim ama bu olay Camlar Şehri'nde sanki daha fazlaydı. Kitaba başladık ve kurgu sadece son on sayfada dinlendirdi bizi. Tansiyon bir an bile düşmedi sanki düşse kitabı fırlatıp atacakmışız gibi. 

Bu kitapta birbinden ilginç yeni karakterler, doğru bildiğimiz yanlışlar ve küçük bir son okuduk. Duyduğum kadarıyla yazar zaten bu kitabı final olarak yazmış ama sonradan üç kitap daha eklemiş bu yüzden son üç kitap için birazcık ön yargılıyım. Çünkü ne zaman serilere devam kitabı eklense bizleri o  dünyadan soğutma hızı daha fazla oluyor.

Camlar Şehri'ni ben çok sevdim. Daha olgun karakterler okuduğumu düşünüyorum. Kitap boyunca var olan aksiyonun yanında diğer duygular hiç eksik edilmedi bana göre. Her şey fazlası ile dozundaydı. Sadece Jace'in ben acıların çocuğuyum, dert babasıyım tavırlarını uygun bulmadım. ( Sanki yazar her kitapta bir karakteri gözüme batırıp nefret ettirmeye çalışıyor.) Bunun dışında elim kalbimde bir an bile sıkılmayarak bitirdim kitabı. Kan, ter ve gözyaşı bir an bile eksik olmadı, cani yazar sağ olsun.


Küller Şehri - Kitap Yorumu (Ölümcül Oyuncaklar #2)

 


ARKA KAPAK

Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary'nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?

"Vampir Avcısı Buffy hayranları bu seriye bayılacak."
-Publishers Weekly-

"Sevgili Edward ve Jacob, ikinize de tapıyorum ama haftasonu Jace'le olacağım. Üzgünüm! Sevgiler, Stephenie."
-Stephenie Meyer-
(Tanıtım Bülteninden)




YORUM

... Birdenbire Clary 4 yaşındayken gittiği plajı hatırladı. Aniden rüzgar gelip o kadar uğraşarak yaptığı kumdan kaleyi yıkınca kıyameti koparmıştı. Annesi ona isterse yeniden yapabileceğini söylemişti ama Clary ağlamayı kesmemişti, çünkü asıl önemli olan, kalıcı olduğuna inandığı bir şeyin kalıcı olmadığına, sadece rüzgarın veya suyun bir dokunuşuyla yıkılabilecek, kumdan yapılmış bir şey olduğunu görmekti.

Kitap hakkında ne desem ne söylesem bilemiyorum çünkü sonuna kadar nefes almayı unuttum. Çok çok hareketli bir an bile yavaşlamayan, azıcık yavaşladığı zamanda karakterleri öne sererek bu sefer de sinirden kök söktürecek bir devam kitabı Küller Şehri.

Kitap ilk kitabın bitiminden çok az bir zaman sonrası ile devam ediyor. Yani kaybettiğimiz bir zaman farkı yok. Kitapta en çok bu noktayı sevdim işte ben, yazar uzun zaman aralıkları ile okuyucu yormuyor. Uzun uzun anlatmıyor, hemen işe koyuluyor. Ve okuyucu da sonunu okuyana kadar nefesini tutuyor hâliyle.

Ben Ölümcül Oyuncaklar serisinde en çok karakterlerin kendi yaş aralıklarındaki gibi normal davranışlar sergilemelerini seviyorum. Bu kitapta da gerçekten bu olayın dibine kadar indik. Mesela bir ergenin evi terketmesini, sonra diğerinin saçma seçimler yapıp hayatıyla ilgili önemli bir değişiklik yapmasını ve diğerinin duygularına kesinlikle hâkim olamamasını o hareketliliğin, bir an bile durmayan heyecanın içinde okuduk. VE BEN SİNİR OLDUM. GERÇEKTEN YAZAR, ÖZELLİKLE BİR KARAKTERE O KADAR ODAKLANMIŞTI Kİ BU BENİ SİNİR ETTİ. Zaten kitabı da benim için aşağı çeken o karakterdi.

Devam kitapları hakkında çok fazla yorum yapamıyorum çünkü gidişat fazlaca spoiler içeriyor. Bu yüzden Küller Şehri hakkında da söyleyecek pek bir şey yok. Nefes aldırmayan,  sinir eden ve az buçuk üzen bir devam kitabıydı. Üçüncü kitabın yorumu ile görüşmek üzere, sevgiler ♥️

KEMİKLER ŞEHRİ - KİTAP YORUMU ( ÖLÜMCÜL OYUNCAKLAR #1)

 


ARKA KAPAK

Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak daha birçok şey. Ölümcül Oyuncaklar hafızanıza kazınacak!

On beş yaşındaki Clary Fray, New York’ta Pandemonium Kulüp’e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi.
Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünemezdi! Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca ve canileri Clary’den başka kimse göremediği için durumu açıklamak pek kolay olmayacaktı!

Clary’nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölgeavcıları olarak tanıtacaktı. Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!




YORUM

"O an Jace anladı. İnsanların neden el ele tutuştuklarını idrak etti. Önceden hep bunun bir çeşit sahiplenme hareketi olduğunu düşünürdü. O benim, mesajı gibi gelirdi ona. Ama öyle değildi. Bu, temas kurmakla ilgiliydi. Sözcükler olmadan konuşmakla ilgiliydi. Seni yanımda istiyorum, demekti. Gitme."


Çok uzun zaman önce sanırım lise son sınıfta okumuştum, Kemikler Şehri'ni. Hızlı hızlı okumak zorundaydım, hem sınav senemdi hem de okul kütüphanesinden sırayla alınacak kadar popülerdi.

Çok sevmiştim. Çok orijinal, çok eğlenceli tam  o zamanki yaşıma uygun, kalbimi pıt pıt ettirecek kadar tatlı bir kitaptı.

Kitabı ilk elime aldığımda, aynı hisleri yeniden yaşamam sandım ama gerçekten yanılmışım. Hâlâ okurken kikirdeyip, yaratılmış dünyayı okurken hayran kaldım. Çok özgün olmakla birlikte bu kadar çetrefilli bir dünya kurup, karakterlerinin rengarenk oluşu bana kitabı gerçekten hayranlıkla okutturdu.

Hiç kuşkusuz kitabın en sevdiğim yönü, karakterlerinin o uçuk ergenlik dönemini, gelgitli duygularını çok iyi yansıtmasıydı. Çünkü karakterler bu halleriyle hem bir parça gerçeklik barındırıyorlar hem de fantastik bir kurguda ergen olmanın nasıl bir şey olduğunu okura tam anlamıyla gösteriyorlardı. Aptalca kararlar alsalar bile bunun bir kılıfı var ama genç yetişkin kurgulardan beklenilmeyecek kadar mantıklı kararlarda alabildiler. Bu da hiç kuşkusuz kitabı sevme nedenlerimden birisi sanırım.

Devam kitaplarını yakın zamanda okumak istiyorum ama bu aralar fazla meşgulüm. Eğer zamanımı uygun bir şekilde planlarsam en kısa sürede devam kitaplarının yorumları ile görüşürüz.

Fantastik kurgu seven her yaştan okura önerimdir. 


7 Temmuz 2020 Salı

Benim Biricik Hayatım - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Bu hayatta benim için başka ne var?
 
Rachel Walker’ın tüm hayatı çoktan planlanmıştı. Ne okuyacağına, nerelere gidebileceğine, ne giyeceğine ve hatta nasıl biriyle evleneceğine bile karar verilmişti. Ona dair her şeyin idaresi, ailesinin ve cemaatin sorumluluğundaydı. Fakat özellikle uzak tutulduğu dünyaya dair bitmeyen merakını bastırmakta zorlanıyordu.
 
Babasının sıkı sıkıya uyguladığı kurallarla örülü sırça fanus, cemaatin baskılarından kaçan bir kızın tekrar kasabaya dönmesiyle çatırdamaya başladı. Rachel’ın bir blogda okuduğu isyan çığlığı, içinde hiç bilmediği yaraları tekrar kanatırken hayatının iplerini eline almak için savaşmaktan başka şansı olmadığını anlayacaktı.





YORUM

"Söyle bana, nedir planın, ne yapacaksın, o biricik, vahşi ve kıymetli hayatınla?"

Bütün hayatınızın siz doğmadan önce planlandığını düşünün. Her yaş döneminizde yapacaklarınızın belli olduğunu. Yaşam amacınızın, birisine eş ve anne olarak belirlendiğini. Ve bir gün bu planlanan yaşantınızın, adeta patlamaya hazır bir bombanın uyarı ışığı gibi zihninizde yanıp söndüğünü. İşte Benim Biricik Hayatım böyle başlıyor. Planlanan bir yaşam ve saplantılı bir düşünce tarzının egemen olduğu bir ortamda.

Rachel Walker ve ailesi Calvary Hristiyan Cemaatine mensup, çok çocuklu bir aile. Kahramanımız Rachel, aşırı katı cemaat kurallarıyla büyümüş, kadınların tek amacının sadece eş ve anne olarak tanımlandığı, teknolojinin kısıtlanmış, eğitimin sadece evde verildiği, cemaat dışına itilenlerin ayıplandığı ve bana göre en ağırı cemaat kurallarına uymayanların beyin yıkama kamplarına gönderildiği bir yaşama sahip. Küçüklükten beri bununla yaşadığı için sesini çıkaramıyor çünkü yaşamı bunu gerektiriyor. Başka bir şey görmemiş, yaşamamış.

Ama bir gün sorgulamaya başlıyor. Neden eğitim göremiyorum diyor mesela. Babası okuduğu kitabı sırf kendi dünyalarına ait değil diye yırtınca bu sorgulamalar üst sınıra ulaşıyor ve bir gün kendisini cemaatten, deyim yerindeyse kaçmış bir kadın ile iletişim halinde buluyor. Ve böylece kitabımız başlıyor.

Öncelikle söylemek istiyorum  ben kitaba gerçekten o kadar beklentisiz başladım ki, her şeyin üstün körü geçilip biteceğini düşünüyordum. Yazarın diğer kitabını çok fazla sevmemiştim çünkü. Ama Benim Biricik Hayatım gerçek bir kendini bulma hikâyesi. Cemaatten soğuma aşamaları, Rachel'in daha 17 yaşında o kozadan bir hamlede çıkması ve kendi hayatına, dinine farklı bir bakış açısı ile bakıp araya aracı koymadan inancını yaşamasına bayıldım.  Her sayfada mi gözleri dolar bir insanın benim doldu.

Öyle ki kitabın benim için dönüm noktası olan bir sahnesi var, tetikte bekledim istediğim şeyi vermeyecek diye ama verdi ve kitabı benim için en üst noktaya çıkaran şey buydu. Açık yüreklilikle söylüyorum bu yıl okuduğum, beni en çok etkileyen kitap olabilir. Hafif Unorthodox tadı var ama bence Benim Biricik Hayatım daha güzel.


Özellikle cemaat kavramına farklı bir bakış açısı bakmayan isteyen, kendini bulma hikayelerinin hastası okurlara tavsiyemdir.

11 Haziran 2020 Perşembe

Zalim Prens - Kitap Yorumu (The Folk of the Air #1)


ARKA KAPAK

Anne babası bir peri general tarafından vahşice öldürüldüğünde Jude yedi yaşındaydı. Kız kardeşleriyle
Periler Diyarı’na sürüklendi ve şimdi burada yaşamak zorunda.

Jude, ait olmadığı bu dünyaya kendini kabul ettirmek için saray hanesinden biri olmalı.

Diyar’daki taç giyme töreni kendini kanıtlaması için iyi bir fırsat. Fakat önce acımasız prens Cardan’dan anne babasını öldüren gaddar Madoc’a, birçok engelle başa çıkmalı Jude iyi dövüşürse şövalye, güzel yalanlar söylerse casus olacak.

Peki ya ikisini de yapamazsa?

Peri Halkı serisinin ilk kitabı Zalim Prens, çoksatan yazar Holly Black’ten bambaşka bir peri masalı.




YORUM

"Bomba beni yandan dürtüyor. "Sana bir takma isim bulduk," diyor. Kilitli kapıları aşıp da geldiğini görmedim bile.
"Ne?" diyorum cırtlak bir sesle. Hiç olmadığım kadar yorgunum, buna karşın yedi yıl boyunca dinlenemeyeceğim.
Yalancı demesini bekliyorum. Hınzırca sırıtıyor, ketumluğu üzerinde.
"Başka ne olabilir?

Kraliçe."


Çok uzun zamandır kitaplığımda beklettiğim, devamı gelsin diye kendimi adeta sabır testinden geçirdiğim Zalim Prens'i sonunda okudum. Ama ne okumak, ne okumak.

Kitabın en başından sonuna kadar yaratılan evrene, karakterlerin özgünlüğüne, hiçbir şekilde duraklamayışına bayıldım.

İlk olarak şunu söyleyeyim, kitabı elime aldığımda normal bir fantastik-genç yetişkin kurgu okuyacağımı düşünüyordum. Hatta bekletme sebebim de az biraz bu sorundu. Periler alemi çok orijinal bir kurgu değil bildiğiniz üzere. Birçok örneğini ayıla bayıla okuduk biz fantastik severler.

Ancak Zalim Prens'in Periler Diyarı evreni çok da bilindik değil bana göre. Perilerin o kendilerine has güzelliklerini okuruz biz çoğu zaman ancak bu kurgu da güzel oldukları kadar çirkinler de, zalimler de, hatta dibine kadar kötüler de.

Kitabımız çok üzücü bir olay ile başlıyor aslında. Kurgunun içine birden dalıyoruz haliyle. Hatta ilk bölümü okuyanlar devam kitabı hissi bile alırlar çünkü sanki reklama girmişte filmin son dakikalarını izlemiş gibi oluyoruz. Ama böyle değil tabii ki. Kitap vurucu bir başlangıçla, okuyucu diken üstünde tutup karakterleri yavaş yavaş tanıtıyor, evreni betimliyor.

Kahramanımız Jude, ikiz kardeşi ile birlikte Periler Diyarı'nda yaşamaya başlıyor 7 yaşında ki kötü olaylardan sonra. Diyara hayran, hatta içten içe onlardan biri olmak istiyor. Diyar da insanlara sadece köle gözüyle bakılıyor, Jude saygın bir aileden olsa da insan olduğu için okul da ve yaşamında birçok talihsizlikler ile karşılaşıyor. İşte bu talihsizliklerden birisi de diyarın prenslerinden biri olan Cardan. Kıza yapmadığını bırakmıyor, eziyor, hırpalıyor, küçük görüyor ama içten içe hayran da çünkü ana karakterimiz Jude, hiç kimseye pabuç bırakmıyor. Karşısındaki bir prenste olsa haddini bildirecek cesarete sahip. İşte bu özelliği ile de kalbimi çalıyor. Çünkü cesur, kendine güvenen kadın karakterlere hayranım ben.

Kitap son 100 sayfada şekil değiştiriyor adeta. Taht için savaşan prenslerin ve entrikaların arasında buluyoruz kendimizi. Bir entrika ve kaos severek olarak son 100 sayfa kitapta en sevdiğim kısım olabilir. Jude'un zekası ve cesareti işin içine girince daha da cezbedici oluyor bu taht kavgası çünkü.

Zalim Prens'te en sevdiğim şeylerden biri de her karakterin mantıklı davranması diyebilirim. (Jude'un kız kardeşi hariç 🙄) Her davranışın bir sebebi, her kararın sonucunu gören zeki karakterler okuyoruz. Kadın karaktere hayran olmak ile birlikte, Cardan ile birden ilişkiye dalmamaları her şeyin olabildiğince yavaş ilerlemesi beni kalbimden vurdu. Gözlerimin önünde yavaş yavaş karakter gelişimi veren yazarlara hayranım ben. Safi aşk kitabı değil, safi fantastik kitap değil. Var olan bir ilişki bile okumadık henüz. Karakterlerin o evreye gelmelerini o kadar merak ediyorum ki. Fantastik dünyanın içinde olsakda aa büyü yapıyorlar oleey havasında da  değiliz çünkü var olan bir taht oyunu var.

Her yerden dolu bence kitap. Ana konuya gelene kadar yazar tüm detayları ince ince işlemiş, hiçbir boşluk bulamadım ben. Aklımda soru işareti bile kalmamıştı bittiğinde.

Çok uzattım yorumu biliyorum ama benim sevdiğim kitaplara upuzun methiyeler dizmeden asla bırakmadığımı birçoğunuz biliyorsunuzdur. Çok eğlendim, elim kalbimde sayfaları adeta jet hızıyla geçtim. Kötü çevirisine rağmen. (Eski kelimeler kullanmak güzel bir çeviri yaptığınız manasına gelmez.) Devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum, umarım en kısa sürede okuyabiliriz.


Sevgiler. ♥️

9 Haziran 2020 Salı

YOU DESERVE EACH OTHER ( HER AY BİR İNGİLİZCE KİTAP #1)



ARKA KAPAK

Naomi Westfield has the perfect fiancé: Nicholas Rose holds doors open for her, remembers her restaurant orders, and comes from the kind of upstanding society family any bride would love to be a part of. They never fight. They're preparing for their lavish wedding that's three months away. And she is miserably and utterly sick of him.

Naomi wants out, but there's a catch: whoever ends the engagement will have to foot the nonrefundable wedding bill. When Naomi discovers that Nicholas, too, has been feigning contentment, the two of them go head-to-head in a battle of pranks, sabotage, and all-out emotional warfare.

But with the countdown looming to the wedding that may or may not come to pass, Naomi finds her resolve slipping. Because now that they have nothing to lose, they're finally being themselves--and having fun with the last person they expect: each other.

When your nemesis also happens to be your fiancé, happily ever after becomes a lot more complicated in this wickedly funny, lovers-to-enemies-to-lovers romantic comedy debut.





YORUM

“You two are assholes!” she calls back. “You deserve each other.”

I send her a thumbs-up. “Thanks!”


You Deserve Each Other, kendini bulma, duyguları anlama ve olan bir ilişkiye sahip çıkma öyküsü.

Böyle basit bir anlatım ile kitabı özetlesemde içerik hiç öyle değil. İlk önce basit sonra olabildiğince karışık ve sonra çok tatlı bir romantik hikayeye dönüşüyor kitap.

Naomi ve Nicholas mükemmel bir çift. Sonunda mutlu sona kavuşacakları kusursuz bir düğün peşindeler. Mükemmel bir ilişkileri, kavgasız birliktelikleri ve birbirlerine karşı dibine kadar anlayışlı oldukları bir evrende yaşıyorlar. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değil. Naomi, duygusal bir boşlukta. Her şeyin mükemmel olması aslında o kadarda abartılacak kadar güzel bir şey değil onun için.

Nişanlısı Nicholas tam bir ana çocuğu. Düzenli olarak annesini ziyaret eden, sabah erken kalkıp onca yolu aşıp ailesinin evinin önünde ki karları küreyen ve her özel günler de mutlaka annesine hediyeler alan bir adam. Bu çok muhteşem değil mi? Ancak Naomi için değil. Çünkü Nicholas, annesi için yaptığı tüm bu tatlı hareketleri Naomi için yapmaya uğraşmıyor bile. Onun içindir ki ana karakterimiz Naomi  bir yandan onun ailesi ile bir yandan da kendi içsel çatışmaları ve yakında kapanacak iş yerinin üzüntüsü ile uğraşıyor. 

İçten içe kurumuş bir ilişki okuyoruz bir You Deserve Each Other'ın en başında. Karakterler ilişkilerinde, kendi hayatlarında birbirlerine zerre dürüst değil. Bir yerden sonra bu ilişkinin kurtarılma imkanı yok bile diyorsunuz. Ben dedim çünkü birbirlerine karşı o kadar acımasızlaştılar ki toparlanması zor bir evreye girdiler. Düğün bu kadar yaklaşmışken hem de.

Kitabı ben de toparlayan kitabın ikinci yarısı. Erkek karakterimiz ondan hiç beklenmeyecek bir hareket yapıp dağ başında bir ev alıyor. Bir kaç gün içinde oraya taşıyorlar tabi ki. Ama birbirlerinden nefret ediyorlar, o kadar çok nefret ediyorlar ki bu nefret kitabın dışına çıkıp sizi sarmalıyor sanki. Buna rağmen bir takım sebepler dolayısıyla aynı evde yaşamaya başlıyorlar. Yine. 

Sonra şakalaşma evresi başlıyor, kitabın en sevdiğim sayfaları kesinlikle bu. Birbirlerini kabul edilemez eşek şakaları yapmaya başlıyorlar. Verdikleri tepkiler, çocukça harekeleri o kadar komik ki bir yerde gülmekten yerlere yatmış olabilirim.

İşte son yarı da işler garip bir hâle bürünüyor. Aslında birbirlerini hiç tanımadıklarını anlıyorlar. Bir dağ evinde yaşamak onlar için kurtarıcı gibi bir şey oldu çünkü. Kitapta akıllara zarar bir kaynana terörü olduğu için, Nicholas'ın aslında tüm bu düğün telaşından annesinin baskısından bıktığı için bu evi yeri seçtiğini anlıyoruz.

Tek bakış açısından baktığımız için Nicholas ilk başta bana çok bencil gelmişti. Ama sonradan Naomi'nin de bencil olduğunu anladık. Çünkü onun bakış açısından okuyorduk ve bir şeyleri kendince çarpıtarak anlatıyordu sanki.

Kitap dibine kadar eğlence sunmuyor, ama okurken normal bir ilişki içerinde aslında basit olayların ne kadar önemli olduğunu okuyoruz. Ben nefret hikayeleri okumayı severim ama bu kitap nefreti ve sevgiyi ortak bir birleşen içerisine alıp çok güzel uyarlamıştı. Çok sevdim ve gerçekten çok eğlendim ben okurken.


Tek sıkıntım dilinin zorluğu. Normalden ingilizce kitap okurken bu kadar zorlanmazdım ama bu kitapta çok zorlandım. Bilmediğim bir çok kelime vardı ve kitaptan  vazgeçme eşiğine bile geldim diyebilirim.

27 Mayıs 2020 Çarşamba

NEFTİ - KİTAP YORUMU ( AV ZAMANI #1)



ARKA KAPAK

Bir vampir masalı fısıldıyor gaz lambasının titrek alevi... Karanlığı aydınlatmak için kendi kendini yakıyor, kendi kendini avutmak için anlattığı masalı dinliyor. Gece yanıyordu, gündüzün dibi tutmuştu. Dolunay geceye gömülürken ikiye bölündü. Biri maviye, diğeri karanlığa düştü. Gaz lambasının fısıltısı hemen yanında yatan genç kadının yazgısının satır aralarını doldururken güneşin yanık teni gökyüzüne vurdu. Kadın uyandı, gaz lambasını kapattı. Masal yarım kaldı. Kadının karanlığı mı maviyi mi seçeceğini kimse bilemedi. Bu ikilem kadının kalbini söktü. Dolunay bir daha hiç bembeyaz ve bütün olarak kalmadı. Gaz lambasının kirli sisi dolunayı kanla boyadı. Kadın öldü, dolunay kendini geceye astı.



YORUM

Av Zamanı - Nefti, uzun soluklu bir fantastik serinin ilk kitabı. Kitabımız her ayın belli zaman diliminde büyük şehirlerde meydana gelen faili meçhul cinayet haberleri ile başlıyor. Bu cinayetlere toplum tarafından o kadar alışılmış ki halk o gece evlere kendini kilitleyip bu cinayetlere de Av Geceleri adını veriyor.

İşte bu cinayetlerin gölgesinde kitabımızın kahramanı Alkım Okçu, Fransa da bir maskeli baloya katılıyor. Hikayemiz de böylece başlıyor.

İtiraf edeyim, Türk yazarlardan fantastik seri okumak beni her zaman germiş ama bir o kadar da sevindirmiştir. Ben kurgu ve karakter odaklı olduğum için, bir fantastik hikâyede ilk olarak kurgunun mantığa uygun olup olmadığına ve karakterlerin davranış biçimlerine odaklı olurum.

Nefti de kurgu çok sağlam oluşturulmuştu. Bilirsiniz binanın temeli ne kadar sağlam olursa bina da o kadar sağlam olur. Temeli sağlam, kadim efsaneler ile renklendirilmiş ve Fransa ve Türk vampir kökeni çok iyi kurgulanmıştı. Bunun içindir ki şaşırdım kitabı okurken, ben bu kadar sağlam bir kurgu beklemiyordum.

Eh Büşra, iyi güzel de karakterlerden neden bahsetmedin derseniz işte burada kitabı az buçuk eleştireceğim, çünkü karakterlerine karşı nötrüm. Alkım, intihara meyilli kendi içinde yaşamayı bırak, dış dünya ile de yaşamayı beceremeyen biri. Onun içindir ki düzgün kararlar almasını beklemedim ben kitap boyunca. Ancak beklediğim bir şey vardı o da karakterin gelişimi. Öylece yerinde saydı, mantıksız kararlar aldı, sorgulamadı ve sorgulanmadı. Kitabın içinde ki hiçbir karakter gelipte demedi ki Alkım senin aldığın kararlar uygun değil, kendine gelmelisin. Kitapta sürekli ben bencilim diyen bir karakterin etrafındaki onu seven insanlar tarafından hiçbir şekilde uyarılmaması açıkça söyleyeyim beni sinirlendirdi.

Bunların dışında yazarın kalemini sevdim ben. Zaten kitaplarda betimleme okumayı seven bir okuyucuyum. Kalemi de bana hitap ediyordu. Kurgu azıcık daha heyecanlı olsaydı benim için gerçekten iyi kurgulardan birisi olacaktı.

Fantastik okumayı seven okuyuculara özellikle tavsiyemdir. Kalemi daim olsun, devamını heyecanla bekliyorum 💙
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang