14 Kasım 2021 Pazar
ATEŞİN VARİSİ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #3)
KARANLIK TAÇ - KİTAP YORUMU ( CAM ŞATO #2)
ARKA KAPAK
Celaena şeytanın buyruklarını yerine getiren zalim bir suikastçı mı? Gerçek sevgiyi arayan tutkulu bir âşık mı? Kralın bir numaralı suikastçısı olan Celaena, sarayın en korkulan kadını. Ne kadar kan dökerse o kadar özgür olabiliyor. Ama üstlendiği her ölüm, söylediği her yalan, sevdiklerini tehlikeye bir adım daha yaklaştırıyor. Yüzbaşı Westfall ve Prens Dorian onu korumaya devam etseler de, Celaena korkunç bir gecede, büyük bir trajedi yaşayacak. Celaena ne için savaşacak: Özgürlüğü mü, kalbi mi yoksa krallığının geleceği için mi?
YORUM
“Başını geriye atıp aya hınzırca gülümsedi.Kendisine boşuna Adarlan suikastçısı denmemişti.Dramatik girişlerde uzmanlaştığı bir sanat dalına sahip olduğu söylenebilirdi.”
Celaena Sardothien ile tanışın! Kralın şampiyonu, zalim bir suikastçı. Karanlık Taç işte bu zalimliği adeta suratımıza vurarak başlıyor. Celaena'nın özgürlüğü için kendini canavara dönüştürdüğü, çevresindeki insanlara karşı daima temkinli olduğu bir devam hikayesiyle olanları olacakları hayretler içerisinde takip ediyoruz.
Kitabın ilk yarısı kendi çapında olabildiğince durgun ilerledi benim için. Ancak her serinin her kitabın illa ki bir dönüm noktası olur ya işte Karanlık Taç da da öyle bir olay oldu ki, kitabın yönünü, seriyi gözümde tamamen değiştirdi benim için.
Karanlık Taç için Cam Şato serisinin dönüm noktası diyebiliriz net olarak. Çünkü var olan evreni, karakterleri sanki bir perdenin arkasından izliyormuş gibiyiz. Şeffaf değiller bize karşı. O yüzdendir ki ne karakter gelişimlerini izleyebiliyoruz ne de var oldukları kişiyi anlayabiliyoruz.
İşte Karanlık Taç, okuduğumuz her şeyin bir nevi kandırmaca olduğunu şok edici sonunda yüzümüze yüzümüze çarpıyor. Herkes farklı bir yöne gidiyor, kurgu tahmin ettiğimiz şeyin yakınına bile ulaşmıyor biz de şok içinde devam kitabına geçiyoruz.
Cam Şato, yani ilk kitap benim için eh işte dediğim kitaplardan biriydi. İyi bir başlangıç değildi, her şeyi tahmin ediyorduk. Gidişat bizi şoka uğratmıyor, karakterler gözümüzde büyümüyordu. Ama Karanlık Taç bize bir nevi vaad ediyor. Şaşıracaksınız diyor mesela, karakterler aslında böyle değil diyor bize ip uçları ile, kurgu senin bildiğin kurgu değil diyor karakterleri birbirine düşürerek.Bize de devam etmek kalıyor böylece. Eh çünkü devam etmezsek o vaad edilen şeyle yaşamak zor, meşgul ediyor bizi tüm gün boyu merak.
İşte böyle bir okuma oldu benim için Karanlik Taç. Meral dolu, hayrete düşüren, üzen, yıpratan ve en önemlisi seriye dair umudumu harlayan muhteşem bir devam kitabıydı. Eğer seriye devam etmeye dair en ufak bir çekinceniz varsa bile bu kitap o çekinceyi eline alıp fırlatıp atıyor. Size de adeta bir köle misali devam kitabını alıp gece boyunca okumak kalıyor.
HER KALP KIRILIR- KİTAP YORUMU
ARKA KAPAK
Bu yaşına dek kendi başına ayakta kalmayı başarmış olan Beyah`nın tek isteği geçmişi ardında bırakıp hayal ettiği geleceğe adım atmaktır.
Ancak beklenmedik bir olay tüm planlarını altüsteder ve Beyah yaz aylarını geçirmek üzere Teksas`ta bir yarımadada yaşayan, neredeyse hiç tanımadığı babasının yanına gitmek zorunda kalır.
Oradaki günlerine sabırla katlanıp kendi yoluna gideceği anı beklerken yeni komşuları
Samson`la tanışır.
Görünürde benzer hiçbir yönleri olmayan Samsonve Beyah, birbirlerini keşfederlerken hikâyeleri yalnızca bir yaz kaçamağı olarak mı kalacaktır yoksa bunun ötesine geçecek ve yaklaşan akıntı kalplerini açıklara mı sürükleyecektir?
YORUM
"Bakın bize. Her çatlaktan kaynayan iki yalnız çocuktuk ama sonra tekrar dünyanın tepesine tırmandık."
Her Kalp Kırılır için iki yalnız küçük çocuğun yetişkinliklerinde birbirini bulma hikâyesi diyebiliriz sanıyorum.
Kitabımız uyuşturucu bağımlısı bir annesi tarafından büyütülmeye çalışılmış lakin annenin bağımlılığı dolayısıyla kızımızın kendi kendine bakmaya çalıştığı dönemde elim bir olay neticesinde kendini babasının yanında bulmasıyla başlıyor. Babası hakkında çok fazla bir bilgisi olmayan Beyah, onun evlendiğini bir üvey annesi ve bir üvey ablası olduğunu babasının yazlığına varınca öğreniyor. Kendini birden bir aile ortamında buluyor kızımız anlayacağınız bir de üvey ablasının sevgilisinin ilginç arkadaşı ile de komşu.
Her Kalp Kırılır, yaz aşkı hikâyesi olarak başlıyor. Beyah'ın eski hayatının gölgesinde kendini zenginliğe ve yeni bir aileye alıştırmaya evresinde. Dokunaklı, kırılgan ve saf bir aşk bu yüzden kitabımızda anlatılan hikâye.
Sanki okuduğum bir çok şeyi birleştirip özgün olmayan bir roman yaratmış gibi yazar.Colleen Hoover genelde çok bilindik konuları bile düzenbaz dili ile okurda seviyeyi yükseğe çeker. Açıkçası ben bu kitapta da bu hareketi bekledim. Bilindik başladı, bilindik devam etti ve bilindik bitti Her Kalp Kırılır. Bu yüzden de açıkçası yazardan en az severek okuduğum kitaplardan biri oldu. En azından kaleminin şiirselliği ile küçük bir dokunuş yapsa o bilinirliği bir nebze silebilirdi. Ama duygusuz, dümdüz bir roman okumuş gibi oldum maalesef. Ve bu da beni çok üzdü. Çünkü herkes gibi ben de yazarım kalemini ve kurgularını çok seviyorum.
Beklentisiz okunursa sevilebileceğini düşünüyorum ben Her Kalp Kırılır'ın. Ben yazara öyle bir misyon yüklemişim ki ilk kez bu kadar hayal kırığına uğradım sanırım. Bazen eski bir dosta rastlayıp sadece selam vermek gibi okunmalı sanırım romanlar. Zira aşırı hoş beş edince bir yerden sonra hayal kırıklığı oluyor.
“Bir ruhun deliklerini ne doldurur?” Samson’ın bakışları birkaç saniye yüzümde gezindi. “Başka birinin ruhunun parçaları.”
5 Kasım 2020 Perşembe
Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3)
ARKA KAPAK
Clary, annesinin ölümüne sebep olan iksirin peşindeydi ve ona ulaşmak için de bir an önce Camlar Şehri’ne gitmesi gerekiyordu. Kendisini sağlam bir ölüm kalım savaşının içinde bulmasıysa an meselesiydi. Kurtadamlar, vampirler ve periler, ortalığı birbirine katmak için Camlar Şehri’nde biraraya gelmişti. Clary’nin tek bir kozu vardı. Sahip olduğu güçler! Fakat bu aynı zamanda büyük bir risk ve sorumluluk demekti. Çünkü ya herkesi kurtaracak ya da her şeyi yok edecekti.
Clary’nin yolculuğunda ona ihanet ve onur eşlik etti.
Kah kazandı, kah kaybetti.
Olsun!
Camlar Şehri için değerdi!
YORUM
"... ve bana hala seni isteyip istemediğimi soruyorsun. Sanki seni sevmekten vazgeçebilirmişim gibi. Beni diğer her şeyden daha güçlü kılan tek şeyden vazgeçebilirmişim gibi..."
Uzun süre tek bir seriye odaklı olursanız, o seri okuduğunuz süre içerisinde hali hazırda yedek aileniz gibi bir şey olur. Onlarla uyuyup onlar ile kalkarsınız, eh seri bittiğinde ise büyük bir boşluk bekler sizi.
Camlar Şehri, Ölümcül Oyuncaklar Serisi'ne şimdilik veda ettiğim ara final kitabıydı. O yüzden ne kadar yavaş okumaya özen göstersem de elime aldığım süre boyunca elimden düşmedi. Çünkü dur durak bilmeyen bir kurguya sahip. Aynı şeyi birinci ve ikinci kitaplar hakkında da söylemiştim ama bu olay Camlar Şehri'nde sanki daha fazlaydı. Kitaba başladık ve kurgu sadece son on sayfada dinlendirdi bizi. Tansiyon bir an bile düşmedi sanki düşse kitabı fırlatıp atacakmışız gibi.
Bu kitapta birbinden ilginç yeni karakterler, doğru bildiğimiz yanlışlar ve küçük bir son okuduk. Duyduğum kadarıyla yazar zaten bu kitabı final olarak yazmış ama sonradan üç kitap daha eklemiş bu yüzden son üç kitap için birazcık ön yargılıyım. Çünkü ne zaman serilere devam kitabı eklense bizleri o dünyadan soğutma hızı daha fazla oluyor.
Camlar Şehri'ni ben çok sevdim. Daha olgun karakterler okuduğumu düşünüyorum. Kitap boyunca var olan aksiyonun yanında diğer duygular hiç eksik edilmedi bana göre. Her şey fazlası ile dozundaydı. Sadece Jace'in ben acıların çocuğuyum, dert babasıyım tavırlarını uygun bulmadım. ( Sanki yazar her kitapta bir karakteri gözüme batırıp nefret ettirmeye çalışıyor.) Bunun dışında elim kalbimde bir an bile sıkılmayarak bitirdim kitabı. Kan, ter ve gözyaşı bir an bile eksik olmadı, cani yazar sağ olsun.
Küller Şehri - Kitap Yorumu (Ölümcül Oyuncaklar #2)
ARKA KAPAK
Komada bir anne ve dünyayı yok etmeye kararlı bir baba.. Clary Fray, kurtadamlar, şeytanlar ve gizemli Gölgeavcılarıyla dolu, ürkütücü New York yer altı dünyasına doğru sürükleniyor. Geçmişiyle ilgili öğrendikleri yalnızca başlangıç. Şimdiyse dünyanın kaderi Clary'nin ellerinde. Yeni keşfettiği güçlerini ustaca kullanmayı ve asla kendisinin olmayacak bir erkeğe karşı hislerini dizginlemeyi başarabilecek mi?
"Vampir Avcısı Buffy hayranları bu seriye bayılacak."
-Publishers Weekly-
"Sevgili Edward ve Jacob, ikinize de tapıyorum ama haftasonu Jace'le olacağım. Üzgünüm! Sevgiler, Stephenie."
-Stephenie Meyer-
(Tanıtım Bülteninden)
YORUM
... Birdenbire Clary 4 yaşındayken gittiği plajı hatırladı. Aniden rüzgar gelip o kadar uğraşarak yaptığı kumdan kaleyi yıkınca kıyameti koparmıştı. Annesi ona isterse yeniden yapabileceğini söylemişti ama Clary ağlamayı kesmemişti, çünkü asıl önemli olan, kalıcı olduğuna inandığı bir şeyin kalıcı olmadığına, sadece rüzgarın veya suyun bir dokunuşuyla yıkılabilecek, kumdan yapılmış bir şey olduğunu görmekti.
Kitap hakkında ne desem ne söylesem bilemiyorum çünkü sonuna kadar nefes almayı unuttum. Çok çok hareketli bir an bile yavaşlamayan, azıcık yavaşladığı zamanda karakterleri öne sererek bu sefer de sinirden kök söktürecek bir devam kitabı Küller Şehri.
Kitap ilk kitabın bitiminden çok az bir zaman sonrası ile devam ediyor. Yani kaybettiğimiz bir zaman farkı yok. Kitapta en çok bu noktayı sevdim işte ben, yazar uzun zaman aralıkları ile okuyucu yormuyor. Uzun uzun anlatmıyor, hemen işe koyuluyor. Ve okuyucu da sonunu okuyana kadar nefesini tutuyor hâliyle.
Ben Ölümcül Oyuncaklar serisinde en çok karakterlerin kendi yaş aralıklarındaki gibi normal davranışlar sergilemelerini seviyorum. Bu kitapta da gerçekten bu olayın dibine kadar indik. Mesela bir ergenin evi terketmesini, sonra diğerinin saçma seçimler yapıp hayatıyla ilgili önemli bir değişiklik yapmasını ve diğerinin duygularına kesinlikle hâkim olamamasını o hareketliliğin, bir an bile durmayan heyecanın içinde okuduk. VE BEN SİNİR OLDUM. GERÇEKTEN YAZAR, ÖZELLİKLE BİR KARAKTERE O KADAR ODAKLANMIŞTI Kİ BU BENİ SİNİR ETTİ. Zaten kitabı da benim için aşağı çeken o karakterdi.
Devam kitapları hakkında çok fazla yorum yapamıyorum çünkü gidişat fazlaca spoiler içeriyor. Bu yüzden Küller Şehri hakkında da söyleyecek pek bir şey yok. Nefes aldırmayan, sinir eden ve az buçuk üzen bir devam kitabıydı. Üçüncü kitabın yorumu ile görüşmek üzere, sevgiler ♥️
KEMİKLER ŞEHRİ - KİTAP YORUMU ( ÖLÜMCÜL OYUNCAKLAR #1)
ARKA KAPAK
Vampirler, kurtadamlar, periler, gerçek aşk ve aklınızı başınızdan alacak daha birçok şey. Ölümcül Oyuncaklar hafızanıza kazınacak!
On beş yaşındaki Clary Fray, New York’ta Pandemonium Kulüp’e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi.
Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünemezdi! Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca ve canileri Clary’den başka kimse göremediği için durumu açıklamak pek kolay olmayacaktı!
Clary’nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölgeavcıları olarak tanıtacaktı. Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!
YORUM
"O an Jace anladı. İnsanların neden el ele tutuştuklarını idrak etti. Önceden hep bunun bir çeşit sahiplenme hareketi olduğunu düşünürdü. O benim, mesajı gibi gelirdi ona. Ama öyle değildi. Bu, temas kurmakla ilgiliydi. Sözcükler olmadan konuşmakla ilgiliydi. Seni yanımda istiyorum, demekti. Gitme."
Çok uzun zaman önce sanırım lise son sınıfta okumuştum, Kemikler Şehri'ni. Hızlı hızlı okumak zorundaydım, hem sınav senemdi hem de okul kütüphanesinden sırayla alınacak kadar popülerdi.
Çok sevmiştim. Çok orijinal, çok eğlenceli tam o zamanki yaşıma uygun, kalbimi pıt pıt ettirecek kadar tatlı bir kitaptı.
Kitabı ilk elime aldığımda, aynı hisleri yeniden yaşamam sandım ama gerçekten yanılmışım. Hâlâ okurken kikirdeyip, yaratılmış dünyayı okurken hayran kaldım. Çok özgün olmakla birlikte bu kadar çetrefilli bir dünya kurup, karakterlerinin rengarenk oluşu bana kitabı gerçekten hayranlıkla okutturdu.
Hiç kuşkusuz kitabın en sevdiğim yönü, karakterlerinin o uçuk ergenlik dönemini, gelgitli duygularını çok iyi yansıtmasıydı. Çünkü karakterler bu halleriyle hem bir parça gerçeklik barındırıyorlar hem de fantastik bir kurguda ergen olmanın nasıl bir şey olduğunu okura tam anlamıyla gösteriyorlardı. Aptalca kararlar alsalar bile bunun bir kılıfı var ama genç yetişkin kurgulardan beklenilmeyecek kadar mantıklı kararlarda alabildiler. Bu da hiç kuşkusuz kitabı sevme nedenlerimden birisi sanırım.
Devam kitaplarını yakın zamanda okumak istiyorum ama bu aralar fazla meşgulüm. Eğer zamanımı uygun bir şekilde planlarsam en kısa sürede devam kitaplarının yorumları ile görüşürüz.
Fantastik kurgu seven her yaştan okura önerimdir.
7 Temmuz 2020 Salı
Benim Biricik Hayatım - Kitap Yorumu
ARKA KAPAK
Bu hayatta benim için başka ne var?
Rachel Walker’ın tüm hayatı çoktan planlanmıştı. Ne okuyacağına, nerelere gidebileceğine, ne giyeceğine ve hatta nasıl biriyle evleneceğine bile karar verilmişti. Ona dair her şeyin idaresi, ailesinin ve cemaatin sorumluluğundaydı. Fakat özellikle uzak tutulduğu dünyaya dair bitmeyen merakını bastırmakta zorlanıyordu.
Babasının sıkı sıkıya uyguladığı kurallarla örülü sırça fanus, cemaatin baskılarından kaçan bir kızın tekrar kasabaya dönmesiyle çatırdamaya başladı. Rachel’ın bir blogda okuduğu isyan çığlığı, içinde hiç bilmediği yaraları tekrar kanatırken hayatının iplerini eline almak için savaşmaktan başka şansı olmadığını anlayacaktı.
YORUM
"Söyle bana, nedir planın, ne yapacaksın, o biricik, vahşi ve kıymetli hayatınla?"
Bütün hayatınızın siz doğmadan önce planlandığını düşünün. Her yaş döneminizde yapacaklarınızın belli olduğunu. Yaşam amacınızın, birisine eş ve anne olarak belirlendiğini. Ve bir gün bu planlanan yaşantınızın, adeta patlamaya hazır bir bombanın uyarı ışığı gibi zihninizde yanıp söndüğünü. İşte Benim Biricik Hayatım böyle başlıyor. Planlanan bir yaşam ve saplantılı bir düşünce tarzının egemen olduğu bir ortamda.
Rachel Walker ve ailesi Calvary Hristiyan Cemaatine mensup, çok çocuklu bir aile. Kahramanımız Rachel, aşırı katı cemaat kurallarıyla büyümüş, kadınların tek amacının sadece eş ve anne olarak tanımlandığı, teknolojinin kısıtlanmış, eğitimin sadece evde verildiği, cemaat dışına itilenlerin ayıplandığı ve bana göre en ağırı cemaat kurallarına uymayanların beyin yıkama kamplarına gönderildiği bir yaşama sahip. Küçüklükten beri bununla yaşadığı için sesini çıkaramıyor çünkü yaşamı bunu gerektiriyor. Başka bir şey görmemiş, yaşamamış.
Ama bir gün sorgulamaya başlıyor. Neden eğitim göremiyorum diyor mesela. Babası okuduğu kitabı sırf kendi dünyalarına ait değil diye yırtınca bu sorgulamalar üst sınıra ulaşıyor ve bir gün kendisini cemaatten, deyim yerindeyse kaçmış bir kadın ile iletişim halinde buluyor. Ve böylece kitabımız başlıyor.
Öncelikle söylemek istiyorum ben kitaba gerçekten o kadar beklentisiz başladım ki, her şeyin üstün körü geçilip biteceğini düşünüyordum. Yazarın diğer kitabını çok fazla sevmemiştim çünkü. Ama Benim Biricik Hayatım gerçek bir kendini bulma hikâyesi. Cemaatten soğuma aşamaları, Rachel'in daha 17 yaşında o kozadan bir hamlede çıkması ve kendi hayatına, dinine farklı bir bakış açısı ile bakıp araya aracı koymadan inancını yaşamasına bayıldım. Her sayfada mi gözleri dolar bir insanın benim doldu.
Öyle ki kitabın benim için dönüm noktası olan bir sahnesi var, tetikte bekledim istediğim şeyi vermeyecek diye ama verdi ve kitabı benim için en üst noktaya çıkaran şey buydu. Açık yüreklilikle söylüyorum bu yıl okuduğum, beni en çok etkileyen kitap olabilir. Hafif Unorthodox tadı var ama bence Benim Biricik Hayatım daha güzel.
Özellikle cemaat kavramına farklı bir bakış açısı bakmayan isteyen, kendini bulma hikayelerinin hastası okurlara tavsiyemdir.














