20 Temmuz 2017 Perşembe

PATRON - KİTAP YORUMU



ARKA KAPAK 

Kitapları, bugüne kadar bir milyondan fazla kopya satmış, elliden fazla çoksatan listesine girmiş ve on iki dile çevrilmiş olan Vi Keeland’dan yeni, seksi ve eğlenceli bir roman geliyor.
 
Chase Parker’la ilk tanıştığımda verdiğim ilk izlenim pek hoş sayılmazdı. Beraber yemeğe çıktığım adamdan beni kurtarması için restoranın tuvalet sırasında telefonla arkadaşımı arıyordum. Telefonda dediklerimi duyduğunda benim adi biri olduğumu söyleyip istememiş olmama rağmen tavsiyede bulunmuştu. Ona çenesini kapamasını söyledikten sonra beraber çıktığım adamın yanına geri dönmüştüm, o da beraber olduğu kadının yanına. Yanımızdan geçerken bana o muhteşem gülümsemelerinden biriyle baktı. Gece boyunca onun oturduğu tarafa kaçamak bakışlar atmaktan kendimi alamadım. Birkaç kez göz göze geldikten sonra beraber olduğu kadınla birlikte masamıza geldi ve eskiden beri tanışıyormuşuz gibi bir hikâye uydurup beni içinde bulunduğum durumdan kurtardı. O yemekten sonra Chase’i çok düşündüm. Bir ay sonra yeni işime başladığımda kendisinin patronum olacağını bilmiyordum tabii…
 
 “Gülümsemekten yanaklarım ağrıyor. Okurken resmen içim bir hoş oldu. Bu kitap kalbimi eritti.” –Cheri, Kindle Crack Book Reviews
 
“Eğer bu yıl sadece bir kitap okuyacaksanız, o kitap Patron olsun.” –Diane, Winchester Book Reviews
 
“Bu kitaba âşık oldum. Yalayıp yuttum. Elimden bırakamadım. Seksi ve bağımlılık yapan bir romandan bekleyebileceğiniz her şeyin mükemmel bir karışımıydı! Yüzünüzü kızartacak, bazen kalbinizi kıracak fakat sonra kalbinizi pır pır ettirecek ve ardından kahkaha attıracak… Kesinlikle tavsiye ediyorum. Bu yılın en sevdiğim romanı!” –Aestar Book Blog




YORUM

"Öyle aşikar bir şeydi ki, göz önünde olmak ile gözden kaçırmanın yazımının bu kadar yakın olmasının bir sebebi olduğunu fark ettim.

Daha önce görmediğim için kesinlikle gözden kaçırmıştım.

Çünkü Chase'e âşık olduğum tamamen gözlerimin önündeydi.


Chase Parker ile tanışın!

Kendisi görüp görebileceğiniz en zeki kitap karakteri olmakla birlikte, okuyucuyu sürekli kahkahalara boğan yalancı anılara, insanın içini ısıtacak, birazcık da hüzünlendirecek tatlı bir hikâyeye sahip.

Patron'u ilk çevrileceği zaman Goodreads'te görmüş, deli gibi merak etmiş ve tabi ki heyecanla beklemiştim. Ve kesinlikle bu beklemeye, öldürücü merakla değdi.

Kitabın sayfalarını açtığınız andan itibaren kahkaha tufanına kapılıp ana karakterlerin arasında oluşan o küçük kıvılcımlara hayran kalıyorsunuz.

Ben özellikle komedi ve romantizmin birleştiği kitaplara bayılıyorum. Ve Patron, bu iki türü yer yer dram ile birlikte öyle güzel harmanlanmış ki kitabı bitirip kapağını kapattığımda söylediğim ilk söz "Bayıldım bee!" oldu. 
Özellikle bu türün aşinasıysanız, karakterlerin arasında gelişen ilişkinin birden başlayıp harlandığını bilirsiniz.

Ancak Patron, ana karakterler arasındaki ilişkiyi yavaş yavaş, okuyucunun içine sindire sindire ilerletmiş ve ben bu olaya gerçekten bayıldım.

Kesinlikle GİRİŞ - GELİŞME - SEVİŞME klişesi yok bu kitapta.

İki ana karakter de zeki, kendine güvenen tipler olduğu için aralarındaki atışmaları gerilimle birlikte okumak okuyucuya büyük bir zevk veriyor.

Özellikle Chase, anlayacağınız üzere büyük bir hayranlığımı kazandı. Gerçekten okuduğum en zeki, aynı zamanda salak, hazır cevap ve kendine bu kadar güvenen bir karaktere sahip. Ve bunu kullanmayı gerçekten çok çok iyi başarıyor. 

Çok keyif verici, insanı kendine hayran bırakan, kahkahalara boğan bir hikâyeye sahipti Patron. Hiçbir abartı yoktu. Bütün olaylar, gelişen durumlar dozunda, sınırı aşıp okuyucuyu boğmayan bir kitaptı.

Yazarın diğer kitaplarını umarım çabuk okuruz, kalemini acayip sevdim. 


Bu türü sevenler , başlangıç yapmak isteyenler olursa kesinlikle sizlere Patron önerilerim arasında .

15 Nisan 2017 Cumartesi

KUSURSUZ EVCİL - KİTAP YORUMU ( PERFECTED #1)




ARKA KAPAK

“ Kusursuz olmanın bir bedeli vardır...”
        İnsanların genetiklerinin değiştirilip “evcil”
olarak satılmalarına izin veren yasa çıkar çıkmaz,
varlıklı ve güçlü aileler Ella gibi güzel kızları satın
almak için harekete geçmişti.
      
       Doğumundan itibaren zarif, ağırbaşlı ve her
şeyin ötesinde “kusursuz” olmak üzere eğitilen bu “aile dostları” sahiplerinin evlerine lüks bir hayat yaşamaya hazır olarak giriyorlardı.
      
       Ella, bir milletvekilinin küçük kızının arkadaşı olarak geldiği yeni evinde,yakışıklı ve asi Penn ile karşılaşmayı
beklemiyordu. Penn, kusursuz görünümünün altında yatan kızı görebilen tek kişiydi. Ona âşık olmak, Ella’nın bildiği her kuralıçiğnemesi anlamına geliyordu.
   
    “Kusursuz Evcil” insan olmanın anlamına ürperticibir bakış, aşkın göz kamaştırıcı gücünün bizi nasıl özgür
bırakabileceğinin şaşırtıcıbir hikâyesi.





YORUM


"Güçlü adamlar oyuncaklarından kolay sıkılır. Bir evcil sonsuza kadar yeni kalamaz. En güzel şeyler bile, bir süre sonra sıradan gelmeye başlar."




Kusursuz Evcil, modern zamanda geçen bir kölelik hikâyesi. Genetiği değiştirilmiş insanların içinde olan, 12 yaşından itibaren kusursuz olmak için eğitim gören Ella'nın 16 yaşına gelince bir milletvekiline satılıp yeni hayatına alışmasını anlatıyor kitabımız.

Her ne kadar köle olarak görülseler de satılan evcillerin tek amacı güzel görünmek, bir süs bebeği gibi oradan oraya savrulmak. Ancak bunun birçok bedeli de var ki benim kitapta en rahatsız olduğum noktalardan biri bu. Çünkü hiç kimse parasını verdiği, işine yaramayan, sadece öylece duran bir şeyi sevmez. Eh, Kusursuz Evcil'de de bu olay başından itibaren insanın gözüne gözüne sokuluyor. Her ne kadar ortada duran "acımasızlığı " yazar gözler önüne seremese de okuyucu belanın yavaş yavaş geldiğini, Ella'nın saf düşüncelerinden bile çıkarabiliyor.

Kusursuz Evcil, okuyucuya alt yapısı yansıtılmamış bir distopik roman. Kurulan düzeni, nasıl olduğunu, olacağını bir şekilde biliyoruz ancak çıkış noktasını, Evcillerin neden ortaya çıktığını, köklerini hiçbir şekilde okuyamıyoruz. Rahatsız edici bir nedeni, acımasız tarafları var; bunu bir şekilde tahmin ediyoruz ancak ana karakterin evcil olması ve hiçbir bilgiye sahip olmadığını bildiğimiz için kısa kısa ipuçlarından başka hiçbir şeye sahip olamıyoruz.

Bu yüzden de olağan kurgunun gidişatından çok sonunda ortaya çıkışın öyküsünü bekledim ben. Sonu tatmin etmedi açıkçası. Bir şekilde ikinci kitapta sorularımın cevabını bulacağımı umuyorum bakalım.

Sonuç olarak Kusursuz Evcil rahatsız edici konusu, saf aşk hikâyesi ve karakterleri ile ilgimi çeken distopyalardan biri oldu benim için.
Devamını heyecanla bekliyorum.

12 Nisan 2017 Çarşamba

DEMİR KRAL - KİTAP YORUMU ( THE IRON FEY #1 )



ARKA KAPAK

Evde ve okulda çevresine uyum sağlayamayan Meghan on altıncı yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hisseder. Karanlık bir yabancı onu izlemeye ve muzip dostu aşırı korumacı davranmaya başlamıştır. Ancak gerçek, bütün tahminlerin ötesindedir; genç kız, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşın en önemli piyonudur.

Bu gerçekle yüzleşen Meghan, kardeşini perilerden kurtarmak, hiçbir perinin yüzleşemeyeceği gizemli bir canavarı durdurmak ve doğuştan hakkı olan güçleri yönetmek için ne kadar ileri gidebileceğine kendi bile şaşıracaktır. Bu macerada ona tuhaf bir ekip eşlik edecektir: en yakın dostu, fazlasıyla ilgili ve şakacı Puck; sürekli ortadan kaybolan kedi Grimalkin… Ve yasak aşkın vücut bulmuş hali, soğuk kalpli Prens Ash. 

"Demir Kral, fazladan romantizmle birlikte Alice Harikalar Diyarında, Narnia Günlükleri ve Yüzüklerin Efendisi 'nin sihrini, hayal gücünü ve macerasını yaşatıyor."
-Justine-

"Demir Kral 'ı mutlaka okumalısınız."
-Gena Showalter-




YORUM


“Sanırım bizi yalnızca itibarımı feda ederek kurtarabilirim. Sevgi için nelere katlanmak zorundayım. Kader tanrıçaları çektiğim işkenceye gülüyor olmalılar."




Demir Kral, benim için karakter açısından oldukça zayıf ama kurgu açısından oldukça kaliteli bulduğum seri başlangıç kitaplarından birisi oldu.

Kitabımız 16 yaşına giren Meghan Chase'ın yaş gününde hayatında bir terslik olduğunu hissetmesi ve garip yaratıklar görmesi ile başlıyor. Gördüğü bu garip yaratıklar küçük kardeşini kaçırınca gerçeklerle yüzleşen Meghan, efsanevi bir peri kralının kızı ve ölümcül bir savaşta piyonlardan biri olduğunu öğreniyor. Kardeşini kurtarmak, gizemli canavarları durdurmak zorunda olan Meghan, kendini peri diyarında, gizemli bir prens ve en yakın arkadaşı Puck ile maceranın ortasında buluyor. 


Kitap başta da dediğim gibi karakter açısından oldukça zayıf ama serinin ilk kitabı olduğu için ana karakterin de yaşı itibariyle davranış şekillerini ben bir şekilde göz ardı ettim. Çünkü bana göre oldukça orijinal bir kurguya sahip.

Hiçbir şekilde tahmin edilemez, heyecanın bir an bile durulmadığı, adını daha önce duymadığımız fantastik öğelerle bezeli eğlenceli diliyle kolayca okunan bir kitap Demir Kral. Bir de üstüne azıcık ucundan imkânsız bir aşk ve eğlenceli en yakın arkadaş faktörü de eklenince tadından yenmiyor açıkçası.

Uzun süredir bir kitabı okurken bu kadar eğlendiğimi, heyecanlandığımı hissetmemiştim. Yazarın espri kalitesi, en sevdiğim karakter olan Puck ile birleşince kahkahalara boğan diyaloglar, eğlenceli bir fantastik kurgu ortaya çıkmış.
Özellikle sonunun okuru çıldırtacak bir heyecanla bitirilmesi beni oldukça tatmin etti. Bu ay serinin diğer kitaplarını da okuyacağım muhtemelen. Eğer siz de yaş faktörünü ve ana karakterin gıcıklığını göz ardı edilen, kurgunun heyecanına, eğlenceli diline kendinizi bir şekilde kaptırabileceklerdenseniz Demir Periler serisinin ilk kitabı Demir Kralı sizlere öneririm.

YILDIZ GEMİSİ - KİTAP YORUMU (Starflight #1)



ARKA KAPAK

YILDIZLARA YOLCULUK ARTIK ÇOK KOLAY. 

Ama Solara için değil. On sekiz yaşındaki Solara Brooks kimsenin, tırnaklarının arasındaki makine yağını ya da parmaklarındaki mahkûmiyet dövmelerini önemsemeyeceği dış diyara giderek hayatında yeni bir sayfa açmak istemektedir. Ama Dünya dışı seyahat onun gibi kimsesiz bir kız için hiç de ucuz değildir. 

Seyahat boyunca vereceği hizmetlere karşılık bir bilet bulmaya çalışan Solara’nın şansına hizmetlerinden faydalanmak isteyen tek kişi ona okul hayatını zehir etmiş olan şımarık, zengin çocuğu Doran Spaulding’dir. Beş aylık yolculuk boyunca bütün ayak işlerini yapması karşılığında bilet ücretini karşılamayı kabul eden Doran ona daha ilk dakikadan itibaren köle muamelesi yapmaya başlar. Ama çok geçmeden işler tersine dönecek ve bu kez Doran kendini Solara’nın hizmetkârı olarak Banshee adındaki tuhaf bir uzay gemisinde, geminin kendisi kadar tuhaf olan mürettebatı ile birlikte yolculuk yaparken bulacaktır.





Doran parmaklarını Solara'nın beline dolayıp durunca Solara ona karanlıkta meraklı gözlerle baktı. 

 " Yeniden türbülansa girersek diye ,  " açıkladı Doran.

 " Düşersem beni tutabileceğini mi zannediyorsun  ?  " 

 " Belki . Ya da en azından düşüşünü yavaşlatırım. " 

KİTAP YORUMU

  • Yıldız Gemisi , Melissa Landers'tan okuduğum ilk kitap. Yazarın bir diğer serisinin ilk kitabını okumayı denemiştim ancak karakterleri bana hitap etmediği için yarım bırakmak zorunda kalmıştım. 


  • Bu yüzden de Yıldız Gemisi 'ne açıkça söylüyorum , büyük bir önyargı ile başladım. Yazarın kadın karakterleri gıcık yazma gibi bir özelliği olduğunu varsayıyordum çünkü .

    Ama Yıldız Gemisi hem içeriği hem de karakterleri ile gerçekten sımsıcak, harika bir romandı.

    Kitabımız küçük bir suç işleyip , ellerine dövmeler işlenen Solara'nın dış dünyaya "gezegenler arası seyahat" etmek için Gemi İstasyonu 'nda yolculuk edebileceği Uzay Gemisi araması ile başlıyor. Ancak hiçbir görevli ellerindeki dövmeler yüzünden onu almak istemeyip , ortada kalınca çareyi , okul hayatını zehir edip, onunla sürekli rekabet halinde olan şımarık , zengin çocuğu Doran Spoulding 'ın kişisel hizmetlisi olarak gemiye girmekte buluyor.Seyahat boyunca köle yerine kullanılan Sorana , hiç beklenmedik bir anda ipleri eline alınca , hem kendisi hem de Doran için heyecan verici bir başka yolculukla kitabımız devam ediyor.

    Yıldız Gemisi 'ni bu kadar çok sevmemde ki başlıca sebep , karakterlerin okuyucuya oldukça samimi yansıtılıp , içimizden birileri gibi aktarılmasıydı.
    Yazar okuyucuya mükemelleştirilmiş bir karakter sunmuyor. Her karakterin belli bir kusuru belli bir hatası var , ehh bu da samimiyeti had safhaya ulaştırıp , okuyucuya sevilesi bir sıcaklık sunuyor.

    Kurgunun gideceği yönü başından itibaren tahmin yürütme ihtiyacıyla okumadım . Gerçi yürütsem bile hiçbirinin tutmayacağını biliyordum. Karakterlerin içindeki maceraperest ruh , kurguyu sürekli farklı yönlere çekti . 

  • Ancak puan kırmama da yol açtı bu kurgu. Yazar hikayenin geçtiği dünya ile ilgili hiçbir bilgi vermedi okuyucuya. Kitap boyunca araya serpiştirilmiş Bilgi kırıntıları ile ilerledik. Sonuç olarak bu yüzden kafamda bir çok soru işareti oluştu .. Solara; başından sonuna kadar okumaktan zevk aldığım bir karakter oldu benim için . Başına ne gelirse gelsin , dimdik durabilen , cesareti kırılmayan güçlü bir kadın. Doran'a haddini bildirmesi , aralarında yavaş yavaş filizlenen ilişki kitaba renk veren nedenlerden biriydi.

    Yıldız Gemisi 'nın sevdiğim bir diğer yönü ise hiçbir yan karakterinin harcanmamasıydı. Kitabın ana karakterleri dışında mürettebatın bambaşka hikayeleri var ki kitapta hepsine teker teker değiniyoruz. Bir şekilde kurgu bu hikayeler ile ilginç bir şekilde birleşiyor.Hikayelerin çeşitliliği , aile sıcaklığını ve samimiyetini hissettirmesi gerçekten harikaydı.

    Samimi , sevimli , yeri geldiğinde sizleri kahkahaya boğan sımsıcak bir kitap okumak isterseniz Yıldız Gemisi önerilerim arasında . Merakla devam kitabını bekliyorum
    .

27 Şubat 2017 Pazartesi

KUĞU VE ÇAKAL - KİTAP YORUMU ( KATİLLER ÇETESİ #3 )


ARKA KAPAK


“Muazzam bir kitap daha”
 -The Book Enthusiast

“Kesinlikle çok çarpıcı. Beklentilerimin çok ötesinde.” 
-Nikki Arivel Larazo

“Başından sonuna kadar harikaydı. Bir sonraki kitabı dört gözle bekliyorum.” 
-Catherine Duffy


Fredrik Gustavsson hiçbir zaman aşka inanmamış ve kimsenin karanlık hayatını kabul edebileceğini düşünmemiştir. Ta ki en az kendisi kadar tekinsiz Seraphina’yla karşılaşana dek... Fredrik ve Seraphina beraber dopdolu iki sene geçirmiş ve aşkın en karanlık halini tatmıştır. 
Fakat bir gün Seraphina Fredrik’i geride bırakıp kayıplara karışır. 

Gelgelelim Fredrik Seraphina’yı bulmaya kararlıdır.  Fredrik’in elindeki tek koz ise Cassia adında, hafıza kaybı yaşayan masum bir kızdan başkası değildir. Fredrik’in Cassia’nın yaşananları hatırlaması için çabalamaktan başka şansı yoktur. Ve bu esnada hiç umulmadık olaylar yaşanır ve Fredrik kendini türlü açmazın içinde bulur. 

Katiller Çetesi’nde macera Sarai ve Izabel’in ardından devam ediyor, gerilim iyiden iyiye tırmanıyor. Kuğu ve Çakal J.A. Redmerski’nin dünya çapında büyük yankı uyandıran serisinin üçüncü kitabı.



  • YORUM


  • 🔥"Benim güzel kuğum...

  • Kurtarıcım ve felaketim." 

    Kuğu ve Çakal , sanırım bu sene okuduğum en karanlık , en delirtici , en şaşırtıcı ve en kalp kırıcı kitaplardan biri olma özelliğine sahip.

    Serinin ilk iki kitabında yaptığım yorumları okuduysanız eğer en büyük şikayetimin yazarın karakterlerinin ruhsuz bir şekilde aktarılışıydı. Hiçliğin Kıyısında gibi saf romantizmi , hissedilebilir karakterleri içinde barındıran bir kitap yazan yazarın bu seride neden bu kadar ruhsuz karakterler yazmasını irdeleyip durmuştum .

    İkinci kitabın yani Sarai'nin hikayesinde bir şekilde bu durumun aslında kitabın genel özelliği olduğunu anlayıp , bir şekilde de bu özelliği sevdiğimi söylemiştim. Çünkü karakterleri saf romantizm havasında okumak aynı tadı vermezdi .

    Kuğu Ve Çakal yani serinin 3. kitabı ayrıca Fredrik 'in hikayesi olması sebebi ile oldukça ilginç özelliklere sahip .

    İlk iki kitap da şikayetçi olduğum ruhsuz , hissiz karakterler burada Fredrik'e zıt olarak tam tersi bir çizgi çiziyor. Yazar , resmen okuyucuyu şaşırtarak canım sadist Fredrik'imizi duygusal , sorunlu , azıcık birazcık romantik bir adama çevirmiş .
    Ve bu dönüşümü kitabın karanlık , sırlarla dolu dünyasına yakıştırdığımı söylemeliyim.
    Her şeyin dozunda oluşu , Fredrik'imizi ruhsal çözümlemelerini , Cassia 'ya olan bağlılığına inat , Serephina 'ya olan karanlık tutkusunu okumak bana zevk verdi.

    Kitabı sırf Fredrik hikayesi olarak alıp okumak bence yanlış. Seri ara kitabı değil direkt serinin bir kitabı olduğu için ilk iki kitapta ki olaylar tam gaz devam ediyor.

    Aynı heyecanla , aynı aksiyonla.

    Kisacası Fredrik'in hikayesinin yanında Victor ve İzabel'in örgütünü ve diğer üyeleri okuyoruz.

    Kuğu Ve Çakal her ne kadar Dark-Romance , aksiyon türüne girse de benim içimdeki duygusal kızın kalbine çelikten yumruğunu geçirdiğini söylemeliyim. Özellikle son 50 sayfa ciddi anlamda kalbimi kırıp beni gözyaşlarına boğdu.

    Zaten kitabı sevmeme , ona farklı bir gözle bakmamı sağlayan özelliklerinden biri de bu.
    Tüylerinizi diken diken eden sırlarıyla , karanlık bir aşkın hikayesini okumak ve bunu aksiyon ve dram ile birleştirmek Kuğu Ve Çakal bence eşsiz kılmış.


  • Beni hayretlere düşüren , kalbimi paramparça eden o son benim için efsaneydi. Ne eksik ne fazla. Tam Gustavsson 'a yakışacak biçimdeydi.
    Severek , ağlayarak , Fredrik'e saygı duyarak okuduğum bu güzelim kitabı sizlere kesinlikle öneriyorum.

    Puanım : 4,5/5 

20 Şubat 2017 Pazartesi

YABANCI - VEYL KİTAP YORUMU ( YABANCI #2 )



ARKA KAPAK

Tanrı, şeytanın inini cennete sakladı.

Kahverengi gözleri bana kabuk bağlamış yaraları anımsatan küçük bir kız çocuğu tanıdım. Onu parçaladım, mahvettim, yok ettim. Onu korudum, kurtardım, var ettim. Zihnimi durduramadım. Bir rüzgâr esti ve tavandaki lamba uğursuz bir ses çıkararak yavaşça sallandı. Gökyüzümü kara bulutlar kapladı, yağmur yağdı. Terk edilmiş bir kasabada geceler kimsesizdi, güneş yok oldu, ay sabah olunca doğdu. Boş bir arazide bir yel değirmeni döndü, döndü, döndü… 

Sonra sana bir masal anlattım. 

Ve seni ölüm uykusuna yatırdım.










YORUM

"Onun sesinde özgürdüm.

Onun sesinde bir ölü kadar özgürdüm.

Ben mi gariptim , Ediz mi garipti , yoksa hayat mı garipti , bilmiyordum.

Pırıl pırıl bir örtü olan gökyüzü üzerime serilmeye başlarken bir salıncakta bilinçsizliğe doğru sallanıyordum.

Ediz , " Senin ruhun küçüğüm..." diye fısıldadığında gökyüzü üzerime kapanmak üzereydi. "Senin ruhun büyüdükçe güzelleşen o çirkin ördek yavrusu gibi . Ölümün büyüdüğün an olacak ve sen beyaz bir kuğuya dönüşeceksin. "





Yoruma başlamadan önce Yabancı Serisi'nin ilk kitabında da söylediğim gibi bu kitap , bu seri benim için hep ayrı bir yerde olup , ister 17 yaşında ergen olayım ister 21 yaşında üniversite öğrencisi olayım her zaman ismini duyduğum anda bile içimi titretecek bir güce sahip.

Sanırım bunun nedenini hiçbir zaman anlayamayacağım.

İlk kitabı okuduğumda da beni yerle bir eden hislerle bir süre uğraştım , ikinci kitabı bitirip kapağını kapattığımda da .

Öncelikle Veyl'in ilk kitaba nazaran daha güçlü, daha oturaklı bir kurguyla başladığını söylemek isterim. Yazarın kalemini , onun ağdalı bir dil kullanmasını okumaktan daima zevk aldım. Ama Veyl de bu betimlemeler , kullanılan dil beni gerçekten kendine hayran bıraktı.Üstelik bir kaç kısım hariç , ilk kitap da rahatsız olduğum anlamsız tekrarlara gidilmemişti.

Ben kitabı ,yani ikinci kitapta olan kısmı zaten Wattpad de okumuştum. Bu yüzden kurgu açısından (sonu haricinde ) bir şaşırma hissetmedim .

Eklemeler de olmuştu tabi . Küçük ip uçları , okuyucuya kafasında soru işaretleri bıraktıran bazı detayları okurken , Wattpad de okuduğum kurgunun tekdüzeliğini aşmıştı.

Var olan bir kurgunun üstüne yeni bir şey eklenmesini beklemiyordum tabi ki.Kitabı elime aldığımda da okunan kısımları tekrar okumak beni rahatsız etmedi bu yüzden. Zaten asıl olayın , asıl detayların , asıl kurgunun 3.kitapta olacağını mantıken tahmin ettim .
Veyl bir geçiş , asıl kurgunun ilk basamağı bana göre.
Karakterlerin kendilerini keşfetmesi , sona doğru yaklaşırken birbirlerine daha da kenetlenemebilmeleri için olan olayları okumak açıkçası beni tatmin etti. 



  • Veyl'in karakter incelemesini yaparken bir şekilde hep tıkanıp kaldım. Zaten beni kitaba çeken , içimi sızlatsa da bir mazoşist gibi kitabı elimden bıraktırmayan detayı karakterleri.
    Özellikle Doğa , benim okumaktan korktuğum , canımı alabildiğince acıtan bir karakter.

    Serinin ilk kitabından bu yana olan olayların altından kalkmaya çalışması , her yıkılışında okuyucuya aktarılan o sessiz çığlıkları okumak daima beni yaralamıştır.

    Her zaman söylerim , bir kitabın benim beğenimi kazanmasının tek nedeni bende bıraktığı hislerdir . Duyguyu aktaramayan , karakterlerini hissedemediğim bir kitap ne kadar çok satsada bu öğeler olmadıkça benim umrumda olmaz .

    Veyl'in sevip , ona bu kadar hayran olmamın nedenlerinden biri bu işte .

    Bu kitap feryat ediyor.
    İçimi sızlatıyor.

    Bir şekilde kitabın içindeki karakterler ile özdeşleşiyorsunuz okurken. Bu yazarın saygı duyduğum bir başarısı bence.

    Yabancı Serisi'nin kurgusunu hiçbir zaman klişe bulmadım . Olayların gidiş yönü bunu da bir şekilde sonunda kanıtladı zaten.
    Hiçbir tahminim tutmayıp , beni yerle bir eden sonuyla , kafamda soru işaretleri ile üçüncü kitabı merakla beklememi sağladı.
    İşte burada kurgunun asıl zekası Ediz'e geçiyoruz . Doğa'nın üzerinden giden duygusal yoğunluk , Ediz ile kitabı farklı bir kulvara sokuyor. Geriliyoruz, heyecanlanıyoruz.

    Kitabın sonu hakkında tabiki detaylı yazmayacağım ama yazarın keskin zekası Ediz'e aktarılınca ortaya gerçekten şaşırtıcı bir son çıkmış. İlk kitapta ki ip uçlarını hatırlarsak tahmin edilir ama kurgu , yazarın betimlemeleri ile o kadar farklı yerlere odaklanıyor ki tahminler tutmuyor. En azından benim tutmadı.
    Sonuç olarak o son beni acayip kırdı.

    İlk kitap ile karşılaştırınca Veyl bence daha profesyonel ,daha detaylı daha duygusal daha iyi olmuş.
  • Dediğim gibi her ne kadar birbirleriyle kıyaslasam da ikisinde her zaman farklı bir yeri olacak benim için .

    Bir bütün olarak bakınca eksikler tabi ki var. Betimlemeler sürekli aynı imgeler etrafında dönüyor . Kurgunun bazı kısımlarında detaylandırmalar yok ancak biz zaten kusurlu karakterler okuyoruz .
    Okurken , daima seveceğim bir seri devamı oldu benim için Veyl.
    Yıllar geçse de elime aldığım anda hem çocuk gibi sevindiren hem de derin bir hüzne boğan bu hikaye daima özel olacak.

    Puanım ; 4/5


10 Şubat 2017 Cuma

PİYON - KİTAP YORUMU ( The Blackcoat Rebellion #1)


ARKA KAPAK

“Bu kitapta her şey var: İsyan, şiddet ve ilk aşk. Carter, derinlikli, genç bir kadın kahraman ve keskin dönüşlerle dolu, sürükleyici bir dünya yaratmış.” –Booklist

“Piyon hızlı temposunun yanı sıra kendini derinden hissettiren bir gerilimi de barındırıyor. Kitty mükemmel olmayan bir kahraman ve zor kararlar vererek yoluna devam ederken, okurların da desteğini kazanacağa benziyor.” –School Library Journal


VII olabilirsin. Eğer her şeyden vazgeçersen...

Kitty Doe için bu seçim kolay görünüyordu. Hayatını ya bir III olarak sefalet içinde geçirecek ve sevdiği insanları terk etmek zorunda kalacak ya da VII olarak ülkenin en nüfuzlu ailesine katılacaktı.
Eğer Kitty evet derse, ameliyatla başbakanın yeğeni olan, sır dolu bir ölümle hayata gözlerini yuman Lila Hart’a dönüşecek ve Hart ailesinin bir ferdi olarak ünlenip hayatına belki de ilk kez bir mana katacaktı.
Bu işin tek bir şartı vardı: Kitty Doe’nun Lila’nın gizlice başlattığı ve onu ölüme sürükleyen isyanı durdurması gerekiyordu.Gelgelelim Kitty de bu isyanın bir destekçisiydi. Aldığı tehditler, tuttuğu sırlar ve kendine ait olmayan bir hayatla Kitty’nin hangi yolu seçeceğine karar vermesi ve yeni anlamaya başladığı bu karmaşık oyunda, piyonun ötesine geçebilmeyi keşfetmesi sandığından da zor olacaktı.



YORUM


"Ne yapmamız gerekirse onu yapacağız, dedi Knox "

 "Ve sana yardımcı olabileceğim ne varsa yapacağım. Değeri nedir bilmem ama söz veriyorum." 

Piyon , uzun zamandır yapılan olumlu yorumlar vesilesiyle okumak istediğim bir kitaptı.Ancak beklentimi karşılayacağından kuşkuluydum açıkçası. Çünkü yazarın bir diğer üçlemesi Tanrıça Serisi'ni kurgusu bakımından sevmiş , karakterleri açısından nitelikli bulmamıştım. Güzelce değerlendirilecek muhteşem bir kurgu üzerine zeka yönünden ve duygusal yönden eksik karakterler yazması beni çok sinirlendirmişti.
Kısaca yazarla aramızda bir karakter problemi vardı anlayacağınız Piyon'a başlamadan önce.

Şimdi sonuç ne oldu diyecek olursanız , Aimée Carter yapmış yapacağını derim. Çünkü kurgu gerçekten olağanüstü bir kurgu. Kurulan distopik düzen harika . Distopya da en sevdiğim öğe olan acımasızlık had safhadaydı.

Ama ne yazık ki ana karakteri yine sevemedim. Kitty beni özellikle ilk bölümlerde sinir krizi eşiğine getirdi.Bir şeyleri sürekli ben yapacağım havasında olması , kendine güveni olmaması bir yerden sonra boğmak istememe yol açmış olabilir.



Bölümler arası heyecan artıp , bir şeyler artık yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca , Kitty'nin davranışları gözümde önemsiz bir hale gelmeye başladı çünkü kurgunun gidişatına , yaratılan dünyanın acımasızlığına aşık oldum. 

Kitabta distopyanın yanında yer verilen bilimkurgu öğeleri gerçekten zekiceydi.

Yaptığım hiçbir tahmin tutmadı ve bu yüzden  Piyon'u okurken dibine kadar gerildim. Özellikle son sayfalarda bir serinin ilk kitabına göre fazlaca yükseltilmiş aksiyonuyla beni gerçekten heyecanlandırıp , beğenimi kazandı.

Vezir elimdeyken hemen okumak istiyorum ama üst üste okursam büyüsünü kaybedeceğini de biliyorum.

Kurgunun içine yerleştirilmek bir distopya klasiği olan romantizm ,açıkçası bu kitap da beni etkilemedi. Başından beri Benj'in sinsi bir kişiliğe sahip olduğunu ve başının altından bir şeyler çıkacağını seziyorum. Tahminim tutmazsa da ben tutmuş gibi düşüneceğim. Kimi desteklediğimi başa tutturduğum alıntıdan anlayacağınızı umuyorum.Bu yüzden bu seride romantizm beklentisi içine girmeyeceğim .

Distopyalarda az çok nelerin işleneceğini , düzenin nasıl olacağını tahmin eder sıklıkla bu türü okuyanlar.  Ama Piyon da kurulan düzenin ötesinde bu düzenin başındaki kişilerin taht oyunlarını okuyoruz . Bu da kitabı benzer türlerinden farklı bir yere taşıyor bana göre. 

Her ne kadar bazı kısımlarında distopya klişeleri atlanmamış olsa da özgün bir kurgu ve akıcı bir okumaya sahip. 

Kitty hariç diğer karakterlerin düşünceleri tarzları zekiceydi bence. Elit kesimin sinsi oyunlarını okumaktan zevk aldığımı söylemeliyim. Özellikle Daxton , yaptıklarının nedenleri ve yapacakları bakımından beni en çok merakta bırakan karakterlerden birisi.

Sonuç olarak Piyon'u sevdim , yaratılan dünya , karakterler beni oldukça etkiledi. ( Kitty hariç tabi , sevemedim bir türlü kızı.) Ayrıca acımasızlığın en katı şekilde yansıtıldığı kurguları da seviyorum ve bu olay Piyon da oldukça fazlaydı bana göre. 

Puanım : 4/5
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang