10 Şubat 2017 Cuma

PİYON - KİTAP YORUMU ( The Blackcoat Rebellion #1)


ARKA KAPAK

“Bu kitapta her şey var: İsyan, şiddet ve ilk aşk. Carter, derinlikli, genç bir kadın kahraman ve keskin dönüşlerle dolu, sürükleyici bir dünya yaratmış.” –Booklist

“Piyon hızlı temposunun yanı sıra kendini derinden hissettiren bir gerilimi de barındırıyor. Kitty mükemmel olmayan bir kahraman ve zor kararlar vererek yoluna devam ederken, okurların da desteğini kazanacağa benziyor.” –School Library Journal


VII olabilirsin. Eğer her şeyden vazgeçersen...

Kitty Doe için bu seçim kolay görünüyordu. Hayatını ya bir III olarak sefalet içinde geçirecek ve sevdiği insanları terk etmek zorunda kalacak ya da VII olarak ülkenin en nüfuzlu ailesine katılacaktı.
Eğer Kitty evet derse, ameliyatla başbakanın yeğeni olan, sır dolu bir ölümle hayata gözlerini yuman Lila Hart’a dönüşecek ve Hart ailesinin bir ferdi olarak ünlenip hayatına belki de ilk kez bir mana katacaktı.
Bu işin tek bir şartı vardı: Kitty Doe’nun Lila’nın gizlice başlattığı ve onu ölüme sürükleyen isyanı durdurması gerekiyordu.Gelgelelim Kitty de bu isyanın bir destekçisiydi. Aldığı tehditler, tuttuğu sırlar ve kendine ait olmayan bir hayatla Kitty’nin hangi yolu seçeceğine karar vermesi ve yeni anlamaya başladığı bu karmaşık oyunda, piyonun ötesine geçebilmeyi keşfetmesi sandığından da zor olacaktı.



YORUM


"Ne yapmamız gerekirse onu yapacağız, dedi Knox "

 "Ve sana yardımcı olabileceğim ne varsa yapacağım. Değeri nedir bilmem ama söz veriyorum." 

Piyon , uzun zamandır yapılan olumlu yorumlar vesilesiyle okumak istediğim bir kitaptı.Ancak beklentimi karşılayacağından kuşkuluydum açıkçası. Çünkü yazarın bir diğer üçlemesi Tanrıça Serisi'ni kurgusu bakımından sevmiş , karakterleri açısından nitelikli bulmamıştım. Güzelce değerlendirilecek muhteşem bir kurgu üzerine zeka yönünden ve duygusal yönden eksik karakterler yazması beni çok sinirlendirmişti.
Kısaca yazarla aramızda bir karakter problemi vardı anlayacağınız Piyon'a başlamadan önce.

Şimdi sonuç ne oldu diyecek olursanız , Aimée Carter yapmış yapacağını derim. Çünkü kurgu gerçekten olağanüstü bir kurgu. Kurulan distopik düzen harika . Distopya da en sevdiğim öğe olan acımasızlık had safhadaydı.

Ama ne yazık ki ana karakteri yine sevemedim. Kitty beni özellikle ilk bölümlerde sinir krizi eşiğine getirdi.Bir şeyleri sürekli ben yapacağım havasında olması , kendine güveni olmaması bir yerden sonra boğmak istememe yol açmış olabilir.



Bölümler arası heyecan artıp , bir şeyler artık yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayınca , Kitty'nin davranışları gözümde önemsiz bir hale gelmeye başladı çünkü kurgunun gidişatına , yaratılan dünyanın acımasızlığına aşık oldum. 

Kitabta distopyanın yanında yer verilen bilimkurgu öğeleri gerçekten zekiceydi.

Yaptığım hiçbir tahmin tutmadı ve bu yüzden  Piyon'u okurken dibine kadar gerildim. Özellikle son sayfalarda bir serinin ilk kitabına göre fazlaca yükseltilmiş aksiyonuyla beni gerçekten heyecanlandırıp , beğenimi kazandı.

Vezir elimdeyken hemen okumak istiyorum ama üst üste okursam büyüsünü kaybedeceğini de biliyorum.

Kurgunun içine yerleştirilmek bir distopya klasiği olan romantizm ,açıkçası bu kitap da beni etkilemedi. Başından beri Benj'in sinsi bir kişiliğe sahip olduğunu ve başının altından bir şeyler çıkacağını seziyorum. Tahminim tutmazsa da ben tutmuş gibi düşüneceğim. Kimi desteklediğimi başa tutturduğum alıntıdan anlayacağınızı umuyorum.Bu yüzden bu seride romantizm beklentisi içine girmeyeceğim .

Distopyalarda az çok nelerin işleneceğini , düzenin nasıl olacağını tahmin eder sıklıkla bu türü okuyanlar.  Ama Piyon da kurulan düzenin ötesinde bu düzenin başındaki kişilerin taht oyunlarını okuyoruz . Bu da kitabı benzer türlerinden farklı bir yere taşıyor bana göre. 

Her ne kadar bazı kısımlarında distopya klişeleri atlanmamış olsa da özgün bir kurgu ve akıcı bir okumaya sahip. 

Kitty hariç diğer karakterlerin düşünceleri tarzları zekiceydi bence. Elit kesimin sinsi oyunlarını okumaktan zevk aldığımı söylemeliyim. Özellikle Daxton , yaptıklarının nedenleri ve yapacakları bakımından beni en çok merakta bırakan karakterlerden birisi.

Sonuç olarak Piyon'u sevdim , yaratılan dünya , karakterler beni oldukça etkiledi. ( Kitty hariç tabi , sevemedim bir türlü kızı.) Ayrıca acımasızlığın en katı şekilde yansıtıldığı kurguları da seviyorum ve bu olay Piyon da oldukça fazlaydı bana göre. 

Puanım : 4/5

İZABEL- KİTAP YORUMU ( KATİLLER ÇETESİ #2 )



ARKA KAPAK

Sayfaları çevirmekten kendimi alamadım. Muhteşem!"
-Kelly Mcbride-

"Izabel'i ilk kitap gibi çok sevdim. Biraz kan, biraz gözyaşı ve tabii ki bolca aksiyon."
-Devan Fox-

"Izabel'de karakterler öyle güçlü ve canlı ki onlarla vakit geçirmek insana tarifsiz bir zevk veriyor."
-Jennifer Kyle -


Onu esaretten kurtaran katiller çetesiyle karanlık bir hayat sürmeye kararlı olan Sarai, acımasız bir sadistten intikam almaya karar verir. Ama Sarai'ın pervasız halleri onu asla geri dönemeyeceği bir yola sürekler. Öte yandan Arthur Hamburg'un sağ kolu Willem Stephens da Sarai'ın peşindedir. Fakat Izabel kimliğine bürünen Sarai'ın geçmek zorunda olduğu bambaşka bir sınav vardır ve bu son sınav aynı zamanda genç kızın Victor Faust'a olan güvenini de sorgulamasına neden olacaktır. Sarai'ın devam kitabı olan Izabel okurları yine karanlık, ölümcül ve heyecan dolu bir serüvene çağırıyor

(Tanıtım Bülteninden)





YORUM

  • Birbirimiz için yaratılmış gibiydik, başta birbirlerine uymuyormuş gibi görünen ama sonunda hiç beklenmedik bir şekilde yan yan düşen iki yapboz parçası gibi... 
    .


    Merhabalar ! Katiller Çetesi 'nin 2. kitabı olan İZABEL bitti. Yine keyifle , bir dolu aksiyonla , eh azıcık da romantizmle okuduğum bi devam kitabı oldu benim için .

    İlk kitap olan Sarai'yi okuduğum da , kurguda bir takım eksiklikler , karakterler de tahammül edemediğim bir takım dengesizlikler mevcuttu. Bu yüzden 2. kitabı okumada tereddütlerim vardı açıkçası. 


  • Ancak "İZABEL" beni gerçekten şaşırttı. İlk kitaptan kat kat daha heyecanlı , karakter gelişimi açısından da oldukça iyiydi.


  • Şöyle söyleyeyim; Sarai de beni rahatsız eden şey karakterin dengesizliğiydi. Bir takım olan olaylar doğrultusunda yaptığı saçmaca girişimler beni okurken gerçekten sinirlendirdi ve bunun yani " Sarai'nin dengesizliğinin temeli" ni okuyamamak hem meraktan ölecek duruma gelmeme hem de çıldırmama yol açtı.

    Ama İZABEL de şu söylediğim karşı konulmaz dengesiz duyguların temelinin aslında ne olduğunu daha doğrusu ne "olmadığını" okuyoruz.
    Aslında yazarın tam olarak karakteri bizle buluşturduğu , gerçek yüzünü gösterdiği bir kitap İZABEL.

    Seri başlangıcında oluşan onca olumsuz duyguyu 2. kitap da yok etme , karaktere bakış açısını tamamen değiştirme gibi bir özelliği var.

    Kitabı okurken size tavsiyem ilk kitap da kafanız da oluşan nedenleri silip atmanız. Bana göre onlar bir neden değil.
    Karaktere gercek ruhunu tanıması için yol gösteren bir iz. Küçücük bir ateş.

    İZABEL , ya da Sarai için de aslında başından beri "karanlığı" barındıran bir karakter.
    Yapıyor çünkü istiyor.

    Bunu yapan Sarai'nin içinde barındırdığı azıcık kaçık dengesiz ruhu.

    Yazarın okuyucuya anlatmak istediği en büyük olayda bu.
    Her ana karakter iyi olamaz. Bazıları aslında kötüdür.

    Eh bu olayı anladığımızda ise kitap bana göre tamamen çözüldü. Olacakları , intikam peşine düşmüş dengesiz , ruhsuz karakterleri okumak , ilk kitap da sürekli yakındığım "kitabı hissedememe" durumunu tamamen ortadan kaldırdı. 

  • Bu da kitabın tadını çıkara çıkara, iki dengesiz kötü karakterin ruhsuz aşkını , sadist bir şekilde zevk alarak okumama yol açtı.

    Bu yorumun kitaba dair incelemeden çok kendi içsel çatışmalarımı , konuşmalarımı , çözümlemelerimi anlattığının farkındayım ama ; bir kitabı hissedememek bana göre gerçekten büyük bir kayıp.

    Okuduğum bütün kitaplarını içine girmek, karakterleri anlamak için çırpınıp duran ben için Sarai gerçekten zor bir kitaptı.

    Eh İZABEL den çıkardığım sonuçları bir şekilde mantıklı bulunca da size de aktarmak istedim.

    Velhasıl kelam İZABEL 'i ilk kitaba nazaran Gerçekten sevdim. Özellikle bize klişe bir karakter sunmayan yazarın zihnini. Sürekli , kitap boyunca şikayet ettiğim konuları tek cümleyle açıklamasını.
    Yoğun aksiyon, derin karakterler ve bunun yanı sıra azıcık da romantizm seven okurlar için bu seri tavsiyemdir.

SARAİ - KİTAP YORUMU ( KATİLLER ÇETESİ #1)


ARKA KAPAK

"Beş yıldız!" 
-The Book Enthusiast -

"Bu seri inanılmaz."
-Smi Book Club-


The New York Times, USA Today ve The Wall Street Journal'ın çok satan yazarı J.A. Redmerski'den tutkunun ve hayatta kalma mücadelesinin romanı… 

Sarai henüz on dört yaşındayken annesi tarafından Meksika'daki bir uyuşturucu baronunun yanında yaşamaya zorlanmıştır. Fakat Sarai, normal bir hayatın ne demek olduğunu unutmasına rağmen, zorla alıkonulduğu evden kaçma umudunu da hiç yitirmemiştir. Soğukkanlı bir katil olan Victor da tıpkı Sarai gibi çocukluğundan beri hep ölüme ve şiddete tanık olmuştur. Victor öldüreceği yeni hedefiyle ilgili bilgi almak için Sarai'ın bulunduğu yere geldiğinde genç kız ,buradan kaçabilmek için elindeki tek fırsatın bu adam olduğunu anlar. Ne var ki, işler Sarai'ın planladığı gibi gitmez ve tehlikeli bir adamın elinden kaçarken, kendini Tucson'a giden bir kamyonun arkasında değil, bambaşka tehlikelerin içinde bulur. 

Firar sırasında Victor içgüdülerinin etkisindeki kişiliğinden sıyrılır, vicdanının sesini dinler ve Sarai'a yardım etmeye karar verir. Çift birbirine gittikçe yakınlaşırken, Victor kızı korumak için her şeyini, hatta herkes gibi Sarai'ın ölmesini isteyen erkek kardeşi Niklas'la aralarındaki ilişkiyi bile tehlikeye atar. Victor ve Sarai birbirlerine olan güvenlerini arttırırken, aralarındaki uyuşmazlıklar da zamanla azalmaya başlar. Peki Victor'un kaba kuvvete dayanan yetenekleri ve tecrübesi Sarai'ın hayatta kalmasına yetecek midir? Bu kitap Sarai ve Victor'un hikâyesidir.
(Tanitim Bülteninden)



YORUM






Bu olduğum her şeye karşı geliyor, Sarai," dedi ve beni öptü. 
"Hayır değil," diye fısıldadım ve onu öptüm.
 "Gerçekten olduğun kişiye biraz daha yaklaşıyorsun."


Kitabimiz henüz 14 yaşındayken annesi tarafından uyuşturucu baronuna satılmış Sarai 'nin , kiralık katil olan Victor 'un arabasına gizlice binmesiyle başlıyor.Ve bu süreçte gelişen olaylar anlatılıyor.


Kitap ilk başlarda epey olaylı başlasada ortalara doğru hızlı tempoyu kaybedip , normal romance türü kurguya doğru kayıyor.Baslarda ki çatışmalar, kaçma girişimleri , Victor'un karizmatik öldürme şekilleri  ( nasıl oluyor diye sormayın , adamın öldürmesi bile karizmatik  ) ortalara doğru yerini romantik sahnelere bırakınca kitaptan azıcık soğumuş olabilirim.


Kahramanimız Victor , aşırı ruhsuz , soğukkanlı bir katil ... Bize anlatılan bu..Ancak nedense Sarai 'nin yaninda süt dökmüş kedi gibi durması , Sarai 'nin mi yoksa Victor 'un mu soğukkanlı bir katil olduğunu bir yerden sonra bana sorgulatmaya başladı. 



Tamam, nedenleri var , kızın gelgitli ruh halleri , psikolojik sorunları hep onun yanında peydah oluyor. Bunu bir şekilde kontrol etmesi gerek. Ama kızın yanında profesyonel katil imajından bir anda sıyrılınca noluyor be dedirtti.


 Kitaba bir bütün olarak bakarsak aksiyon ve romantizm seviyesi en iyi şekilde harmanlanmış, heyecanla okutturuyor kendini. Yazarın uslubunu , kelimelerle oynayışını , konuyu bizim şaşıracağımız bir şekilde sonladırışını seviyorum.Ancak başta da dediğim gibi, anı davranış değişikliği yadirgamama neden oldu .



Bu olayı da serinin ilk kitabı olmasına yoruyorum. Ayrıca Victor 'un korumaciligi tabi ki beni benden aldı 


Çok gizemli, sevilesi bir aksiyon - romantik serisi geliyor benden demesi. 

Ay bana aksiyon dolu bir kitap öner , icinde romantizm de olsun derseniz , size onerebilecegim kitaplardan Sarai - Katiller Çetesi.

Umarım 2 . Kitap bir an önce gelir , sonu fena yerde bitti çünkü.




7 Şubat 2017 Salı

YALANCILAR - KİTAP YORUMU






ARKA KAPAK


Bizler yalancıydık. 
Güzel, ayrıcalıklı ve dertsiz tasasız, 
lüks içinde yaşıyorduk. 
Çatlayıp kırıldık. 
Bu bir aşk ve macera hikâyesi… 
Bir trajedi masalı... 
Hangisi gerçek? 
Hangisi yalan? 
Kararı siz verin. 
 
 “Aile olmanın ve sevdiğini kaybetmenin anlamını zor yoldan öğrenen bir genç kızın etrafında şekillenen, kalbinize dokunacak bir hikâye.” 
Publishers Weekly 
 
“Zekice kurgusu ve kusursuz anlatımıyla vurucu bir sese sahip, güçlü bir roman. Gerilim ilk sayfadan itibaren artıyor; bu kitap adeta bir saatli bomba.” 
New York Times Book Review 
 
 Güzel ve köklü bir aile. Özel bir ada. 
Zeki fakat yaralı bir genç kız; tutkulu v e kararlı bir genç adam. 
Dört kişilik bir arkadaş grubu; dostlukları yıkıma sürüklenecek Yalancılar. 
Bir devrim. Bir kaza. Bir sır. 
Yalan üstüne yalan. 
Gerçek aşk . 
Gerçek. 
 
Yalancılar, aklınızı başınızdan alacak modern, karmaşık bir gerilim. 
Okuyun. 
Eğer biri kitabın sonunu soracak olursa da sadece yalan söyleyin. 



YORUM


Elini tutabilir miyim ?" diye sordu.

Elimi onunkinin üzerine koydum.

"Evren şuan da fazla devasa görünüyor , dedi . "Tutunacak bir şeye ihtiyacım var ."

"Yanındayım. "




Yalancılar , uzun süredir çıkmasını beklediğim , ön siparişe düştüğü anda aldığım ve beni oldukça heyecanlandıran kitaplardan biriydi.

Aldığım gibi de okudum bildğiniz üzere. Gerek yabancı bloggerlar gerekse burada okuyan arkadaşlar deli gibi övmüştü kitabı. 
Bu yüzden de büyük bir beklenti ile başladım Yalancılar'a.
Beklentimi karşıladı mı diyecek olursanız , işte bu sorunun cevabı hala belli değil.Bitireli 6 gün oldu ve ben hala Yalancılar'a puan biçmek adına kararsızım.

Kitabımız konu itibariyle tamamen tahmin edilir hikaye . Tabi ki tahmin edemeyenler olmuştur ancak kitabın birçok noktasında o malum "son" hakkında bariz ip uçları vardı ve ben kaçırmadım.

İşte Yalancılar'ın benim için eksik noktası bu.




Ve bu eksikliği de kitabın okuyucuya vermek istediği dersler noktasında giderdiğini düşünüyorum yazarın.
Sanki yazar kitabında da sık sık değindiği "mükemmeliyetçilik" kavramını gözle görülebilir şekilde , yazdığı hikayenin yanında kitabın tamamıyla da desteklemek istemişti.

Yalancılar mükemmel bir kitap değil anlayacağınız üzere.


Kendini mükemmel sanan ebeveynlerin mükemmel olmayan kırık çocuklarının hazin hikayesi.

Kitabın asıl bahsetmek istediği noktanın dışında sonuca ulaşmada etken olan , Irkçılık , Maddiyatçılık gibi kavramların da okuyucuya karakterler ile göz önüne serdiğini düşünüyorum. Hem de en acımasız şekilde .

Kitabın başından itibaren ana karakterin varacağı nokta o kadar bariz ki bir yerden sonra 241 sayfalık kısacık kitabın bitiş süresi uzayıp , okuyucuya ciddi anlamda büyük bir heyecan yaptırıyor .
Çünkü tahmin ettiğiniz o sonun nedeni kitapta atlanıyor , adı kesinlikle anılmıyor .

Ehh bu da kitabın akıcı bir şekilde , hızlıca okunmasına neden oluyor.

Kitapta en çok beğendiğim şey yazarın kelimelerle oyanıyışıydı.Zaten ana karakterinde de bu bariz bir özellik olarak belirtilmişti . Bir çok yerde kitabın şiirsel dilinin beni duygusal anlamda dibe ittiğini söylemeliyim.

Mesela yazar , "ağlamak" fiilini daha şiirsel bir ifade olan "kanamak" şeklinde kullanmış. Kanadım diyor karakter ağladığı zaman ve kitaba bir bütün olarak bakıldığında bu o kadar anlamlı bir fiil ki ana karakter için , kitabın kendi içinde bir şekilde özgünlüğü yakaladığınıda gösteriyor okuyucuya . 
Başından sonuna kadar bu şiirsel dil ile hüzünle okutturuyor kendini Yalancılar .

Büyüklerin çirkin dünyasının , küçük dünyaların masumiyetini nasıl acımasızca yıkabileceğini , kalp kıran derin bir hikaye ile okuyucuya sunuyor .

Kitaba puan vermeyeceğim çünkü kaç verirsem vereyim içim hiçbir şekilde içim rahat olmayacak. 
Sadece okurken dibine kadar hüzünlendiğimi , sonunda Sinclairlar gibi büyük dersler aldığımı bilin yeter.


1 Ocak 2017 Pazar

2016 FAVORİ KİTAPLARIM ~



Herkese merhabalar . Uzuuun bir aradan sonra bloguma bu seneki favori kitaplarımı yazmak için giriyorum. Üniversite son sınıf öğrencisi olduğum için yterince ilgilenemiyorum sosyal medya hesaplarımla. Ancak hepsini bir düzene oturtup, planlayarak gideceğim bundan sonra , umarım hiçbir şeyi aksatmam.


Gelelim fasülyenin faydalarına diyerekten... :)  Sizlere yavaş yavaş bu seneki favori kitaplarımı aktaracağım bakalım :)

2016 senesi okuma açısından benim için dolu dolu bir sene oldu. Hedefim 120 kitap okumaktı. 126 kitap ile bu seneyi bitirdim.

Bir çok yeni yazar keşfettim... 
Yeni kitaplara , yeni karakterlere aşık oldum.
Hayatım da okuduğum en iyi kitapları bu sene için de okumuş bile olabilirim.

Öncelikle hiçbir sıralama yapmadığımı , favorim olan bu kitapların hiçbirini en tepeye koymayacağımı söylemek istiyorum.
Bu listede ki kitapların hepsi benim için özel . 





İlk olarak bu sene psikolojik - gerilim türünde okuduğum , anlatılan konu itibariyle oldukça dikkatimi çeken kitaplardan biri olan Asla Ayrılmayacağız dan bahsetmek istiyorum . Bu tür , her satırı gerilim dolu , içinde hüznü ve heyecanı aynı anda barındıran kitapları çok seviyorum . Özellikle "okuyanlar bilirler " kitapta anlatılan asıl olay hep dikkatimi çeken noktalardan biri olmuştur. Sanırım bu tür kitaplar beni hep cezbedecek bir noktada . Her ne kadar sonunu tahmin edip , puan kırmama neden olsa da Asla Ayrılmayacağız elime aldığım da daima severek okuyacağım kitaplardan biri olacak.



Bu sene ki diğer favori kitabım Cora Carmack'ın Esinti 'si. Ben Esinti 'yi ilk önce E kitap olarak okudum ancak çok beğenince , şanslı bir takas sayesinde edindim. Esinti , bu sene beni en çok şaşırtan kitaplardan biri oldu öncelikle. Cora Carmack'in yazım tarzını , konu seçimini az çok okuyanlar bilirler. Genellikle genç yetişkin yazıyor
ve kalemi klişeye aşırı kaçan yazarlardan. Ancak Esinti bence Cora Carmack'in ustalık eseri. Fantastik türde bir kitap ve kendi içinde oldukça özgün olduğunu söylemeliyim . Hissedilebilir ve aşırı sevilesi Ana karakterleri var. Şans verilesi ve aşık olunası kitaplardan biri bence , okumayanlar için öncelikli önerilerim arasında .



Genç Elitler için bir şey söylemek istemiyorum, çünkü yazmaya başlayınca kendimi tutamıyorum. Zaten yorumumu okuyan herkes nasıl hayran kaldığımı , devam kitaplarını heyecanla beklediğimi biliyorlar. Arada sırada hala bazı sayfalarını açıp açıp okuyorum. Benim için aşırı özel kitaplardan biri olacak daima.


Bir diğer favori kitabım Kazanın Laneti . Hem özgün kurgusu hem de ana karakterinin keskin zekası ile gönlümü fethedenlerden. İlk başta Zengin kız fakir oğlan klişesi gibi gözüksede , sayfalar ilerleyip , gerçekler ortaya döküldükçe oldukça ilginç bir hale geliyor kitabımızı.


Başta da dediğim gibi bu sene bir çok yeni yazarla tanışma fırsatım oldu. Bunlar arasında en sevdiklerim Stefan Zweig , Hasan Ali Toptaş ve George Orwell. 

Stefen Zweig 'ın her kitabı benim için özel ancak Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu içimde tarifi imkansız bir yara bırakan , hayran olunası bir eser. 

Ben Bir Gürgen Dalıyım ise iç burkan , yürek sızlatan , yazarın naif kalemiyle gerçeğin masalsı anlatımına sahip okuduğum en iyi kitaplardan biri.Kısacık ama içinde bir çok derin şeyler barındırıyor. 


George Orwell'ın Hayvan Çiftliği ise çocuklar için yazılmış bir masal diye lanse edilse de büyüklerin dünyasını en sert şekilde anlatan yine okuduğum en nadide eserlerden birisi oldu.



Son olarak bu sene bir çok kişinin favori listesinde olan Outlander serisinin ilk kitabı Yabancı , 2016 favorilerim arasına girdi. Tarihi gerçeklik ve bilim kurgunun en iyi harmanlandığı eserlerden birisi. Karakterlerinin aklı başında oluşu , kurgusu hayran kalmama neden olan söylenebilecek nedenlerden sadece bir kaçı.



Evvettt , 2016 'nın favori kitapları benim için bu kadar değil tabi ki. Bunlar sadece en göze çarpanlar , en üstte olanlar benim için. Umarım 2017 de böyle dolu dolu geçer. Son olarak bana favorilerim hakkında soru sormak , kitaplar hakkında fikrini belirtmek isterseniz , yorum atmanız ve ya DM den iletişime geçmeniz yeterli.


12 Aralık 2016 Pazartesi

BAŞKA TÜRLÜ Bİ'ŞEY - KİTAP YORUMU




ARKA KAPAK



Yaratıcı yazarlık hocası, kurye, Starbucks baristaları, esas oğlanın en iyi arkadaşı, esas kızın oda arkadaşı ve bahçedeki sincabın ortak bir noktası var:
Hepsi Gabe ile Lea'nın birlikte olması gerektiğini düşünüyor.
Birlikte yaratıcı yazarlık dersi alan Lea ve Gabe aynı zevkleri paylaşır, aynı Çin yemeğini sipariş eder ve aynı mekânlarda takılırlar. Ne yazık ki Lea biraz kendi halinde, Gabe ise çekingendir ve ikisi de ilk adımı atabilecek gibi görünmemektedir. Fakat aralarında bir şeyler vardır ve onların dışında herkes bunun farkındadır. Yaratıcı yazarlık hocaları ikisini bir araya getirmeye çalışır, Starbucks'taki barista ilişkilerini dizi gibi izler, otobüs şoförü karısına onlardan bahseder, restorandaki garson onları hep aynı masaya oturtur. Hatta okulun bahçesindeki sincap bile iki gencin birlikte olması gerektiği kanısındadır. Peki, herkesin inandığı bu aşka Lea ile Gabe de inanacak mı?
“Akıcı ve tatlı bir aşk hikâyesi arayanlar için birebir.”
- VOYA 
“İki insan kavuşacaksa bu Gabe ile Lea olmalı... Aralarındaki çekim o kadar güçlü ki herkes bunu hissedebiliyor ve hikâyeleri de etraflarındaki bu kişiler sayesinde yazılıyor. Eğlenceli ve tatlı bir romantik komedi.” 
- School Library Journal


" Biliyorum ki eğer o anı kaçırırsam bunun için asla başka bir şansım olmayabilir. Ve eğer başka bir şansım olmazsa başta benim ona bakmakta olduğumu asla bilemez . Çünkü o öyle biri , kendisine bakmayı isteyeceğiniz türde bir insan 


YORUM;

Başka Türlü Bi'şey , birlikte yaratıcı yazarlık dersi alan ve aynı zevkleri paylaşan Lea ve Gabe ise birbirleriyle tanışma , hoşlanma ve açılma evrelerini 14 farklı bakış açısıyla anlatan ilginç bir kitap.
Ha bir şekilde orijinalliği de bu 14 farklı bakış açısıyla yakalıyor zaten.

Çiftimizin birlikte olma evrelerini oturdukları banktan , bindikleri otobüsün şoförüne , en yakın arkadaşlarından , kafedeki baristalara hatta yolda gördükleri sincaptan bile okuyoruz .
Çünkü yakıştırılan bu çift dışında herkes onların hislerini anlıyor , aralarındaki kimyayı farkediyor.

Kitabın sonuna kadar , hatta sonunda bile bakış açıları sürekli değişip okuyucuya herkesin gördüğü asıl olayı farklı düşünce tarzlarıyla sunuyor okuyucuya.
İlk başlarda , kitaba giriş kısmında bu bakış açılarının sürekli değişmesini ilginç bulsamda , kitabın sonuna doğru artık sabit durmasını , sadece çifte odaklanmasını, tek bir gözle hikayeyi bitirmesini istedim.
Bir yerden sonra anlam karmaşası , olay örgüsünü yakalayamama durumuna düştüm.



Yazar bence bütün romantik hikayelerin ana konularından olan "karşı cinse açılamama olayı" nı okuyucuya daha ilginç bir yönden lanse etmek isteyip , kitabı benzerlerinden başka bir yöne taşımak iştemiş ancak bu olay beni sıkmaktan başka bir işe yaramadı maalesef.

Kısacık , basit , eğlenceli bir kitabı herkesin gözünden okuyunca uzadı , uzadı ve uzadı. Bir yerden sonra "nolursunuz , ana karakterler konuşsunlar artık" demeye başlamış  olabilirim.

Victor unkini çok beğendim en Sanırım , bunların dışında farklı düşünce tarzlarından. Tamamıyla anlatıcı o olsaydı acayip hoşuma giderdi kitap . Onun bölümlerini okurken kahkahalara boğulmadım değil.

Normalde tatlı bulacağım , seveceğim bir hikayeyi sanırım bu bakış açısı karmaşası yüzünden sevemedim , keyif alamadım okurken .


PUANIM ; 3\5

7 Aralık 2016 Çarşamba

YABANCI - KİTAP YORUMU ( OUTLANDER #1 )




ARKA KAPAK

Sene 1945.

Eski bir savaş hemşiresi olan Claire Randall, evine dönmüştür. Tekrar bir araya geldiği eşiyle ikinci bir balayına çıkar. Salisbury Düzlüğü’nde bulunan tarihi taş çemberini ziyaret ederler. Bu taşlardan birine dokunan Claire birden kendini, savaş yüzünden yıkılmış ve gruplaşmış sınır baskınlarına maruz kalan İskoçya’da bir yabancı olarak bulur. Sene 1743’tür.
Anlayamadığı güçler tarafından zaman içinde geçmişe savrulan Claire, hayatı için tehdit oluşturabilecek mülk sahipleri ve casusların arasına düşmüştür. Cesur bir İskoç savaşçısı olan James Fraser, Claire’e öyle sınırsız bir aşk sunar ki, genç kadın sadakat ve tutku gibi iki zıt duygunun arasında sıkışıp kalır. Farklı zamanlarda yaşayan ve hiç ortak özellikleri olmayan bu iki adam arasında bir seçim yapması gerekmektedir.







'Kanın benim kanım, 
Kemiğin benim kemiğim
Bir olabilmemiz için vücudumu 
Ölene kadar da ruhumu sana sunuyorum...'

Hafifçe omuz silkti. 'Aslında diğer yeminlerle aynı, bu belki biraz daha ilkel...'

Sarılı bileğime baktım. 'Evet, bu konuda hemfikirim.'





'Evet, Sassenach,' dedi sesinde hafif bir keder vardı. 'Senin efendinim... Sen benimsin. Kendi ruhumu kaybetmeden seninkine sahip olmam imkansızdı.'







YORUM

Herkese Merhabalar!

Hayatınızda okuyabileceğiniz en duygusal , en tarihi , en fantastik , en aşk dolu , en tatlı , en entrikalı ve en acımasız yani kısaca içinde her türlü en'i barındıran kült serinin aynı adla çıkmış ilk kitabı Yabancı yorumuyla bugün sizlerleyim.

Asıl yoruma geçmeden önce kitabın bende bıraktığı duygusal yoğunluk ve yerine başka bir şey  konulamayacak şekilde derin bir izler bıraktığını söylemeliyim.

Kitabımız her ne kadar "olaylar" etrafında çevrelenmiş tarihi roman özelliği taşısada , duygu yoğunluğu, verdiği,vereceği o anlamsız hisler silsilesi açısından tam anlamıyla romantik ve dram kitabı.
Tarihi yoğunluk, ikili ilişkilerin anlamsız çekiciliği, hikayeye renk katarak zaman yolculuğu temasıyla Yabancı tam anlamıyla efsane kitaplardan biri oldu benim için.

Kitabı edinip , okunacaklar listemin en sonunda bir yerlere koyduğumda tek isteğim kitaba , seriye başlamak için deli cesaretiydi.
Ve bu deli cesareti ise 2016 yılının son ayında okuyacağım ilk kitap olarak Yabancı 'yı seçmemle ortaya çıktı
Seriye başlama korkum , serinin kitaplarının tuğladan hallice kalınlıkta olması ve çevreden duyduğum asılsız bilgiler ile "sıkılacaksın ! " kelimesini sıklıkla duymam ile başladı.

Ve şimdi sizlere bu yorumda anlatmak istediğim iki ana şey var ;
1) Tuğlalardan korkmamanız aksine sevmeniz gerektiği ve
2) Asla ordan burdan duyduğunuz sözlere inanmamanız gerektiğini vurgulamak 

Öncelikle Yabancı kurgusu itibariyle sürekli olay akışı içerisinde. Tarihi bir boyutu olduğu için de bu olay akışı hiçbir şekilde hız kesmeyip , o dönemin entrikaları, savaşları ve insanları nedeniyle daha renkli daha heyecanlı bir hale geliyor. Bu olaylarda kitabın başından sonuna kadar akıcılığı , sürükleyiciliğe sahip olmasının sağlıyor haliyle.
Kitabımızın,bir serinin başlangıç kitabı olmasına rağmen bir yavaşlığı, o klişeleşmiş ilk kitap da olan karakter tanıtımı, ortam tanıtımı amacı taşımıyor.

Direk kurgunun içine aniden dalıveriyorsunuz. Ana karakterimiz Claire ile o sihirli taşlara dokunmuş ve birden kendimizi onunla birlikte geçmişte bulmuşsunuz gibi.

Ve bu tarihi kurgu da bir nevi olayın içine çekilmenin için ana etkenlerden biri bence . Çünkü "gerçeklik" okuduğumuz anda bizi içine çekiyor , Claire'ın anlatımı  derin bilgisi ile bu olay taçlanıyor okuyucunun nezdinde .
Çünkü bu kurgu bir nevi gerçek..
.
Objektiflik konusunu hiçbir anlamda tartışamayız , kurgunun gidiş yönü tamamen farklı ama okuyucuya aktardığı gerçek olaylar silsilesi kitaba farklı bir gözle bakmamızıda sağlamıyor değil .

Yabancı bana göre "tezat" kavramınıen açık bir şekilde içinde bulunduran en nadide eserlerden birisi.

Konu çeşitliliği, birbirlerine zıt duyguların hepsini bir şekilde biz okuyoruz Yabancı'da.



"Sassenach"
"Evet."
"Sana anlattığım içimdeki kaleyi hatırlıyor  musun ? "
"Hatırlıyorum. "
Gözlerini açmadan gülümsedi. Bu arada elini bana uzatmıştı.
" Onu yeniden inşa etmeye başladım. Yağmurdan korunacak derme çatma çatısı bile var. "

Kitabın bir diğer harika yönü olgun , aklı başında karakterlere sahip olması.

Claire , kitaba en başından beri renk katan , olgunluğu ve zekası ile yön veren ,son derece hoşuma giden kendine bir takım tavırlarıyla hayran bıraktıran bir karakter.
Başına gelen talihsiz olaylarlardan sonra cesaretinin hiç kırılmadığına , ailesine , aşkına sahip çıkan bana göre oldukça fedakar bir karakter.

Aşkına da son derece saygı duyduğumu belirtmeliyim.

Bir diğer ana karakterimiz , gönüllerin efendisi , kalbimizin fatihi Jamie Fraser dan bahsetmeden geçersen sanki okuduğum kitaba ihanet olacakmış gibi geliyor .
Onun o güzel kalbi , düşünceleri , hayran olunası cesareti ve yaptığı o büyük fedakarlıklar, şuana kadar okuduğum tüm romanların erkek karakterlerini gözümde sildi sadece kendini bıraktı o derece 

Karakterlerin aralarında var olan yaş farkına rağmen birbirlerini son derece iyi tamamladıklarını düşünüyorum ben .
Jamie 'nin Claire başa çıkma sahneleri kitapta gerçekten sevilesi yerlerden biri oldu benim için.
İkisinde de var olan zeka ve olgunluk , düşünce tarzlarının aynı olmasına , hissettikleri o derin aşk ise kitaba renk katan tutkunun açığa çıkmasına neden olmuş.
İyi ki de olmuş 

Serinin diğer kitaplarında neler olur bilmem , tahminim de yok ama benim için , gerçekten hissedilebilen çiftlerden biri oldular.

Kitap da değineceğim bir diğer nokta ise yazılan her günümüz kitabının yüzde ellisinde mutlaka bulunan mükelleştirilmiş karakterler içermemesi.

Okuduğumuz hiçbir karakter mükemmel değil , karakterlerin kusurlarını yazar örtmemiş , apaçık bir şekilde göstermiş. İşte bu da bir yönden kurguyu başta da dediğim gibi inanılır ve gerçek kılıyor.
Son sayfalarda ki o ağır olayı ben gerçekten beklemiyordum. Tamam tahminim vardı ancak bu kadar ağır sonuçlar getirip, bir de karakterin psikolojik olarak çökmesini , okuyucunun üstüne ağır bir hüzün dalgası itip , bununla başa çıkmasını sağlamak bence cesaret işi.Ki öyle yenilir yutulur , hazmedilir bir olay değil , gözyaşlarını sel olduğunu , yüreğimin dağlandığını belirtmeliyim.

Eh böyle bir acı , böyle bir sınav bu kitap için gerekli miydi diye soracak olursanız ; takındığım tavır , istediğim şey her ne kadar gereksiz bir olay olduğu konusunu bana hatırlatsa da , kurgunun gidişatı yönünden gerekliydi.
Bir sınavdı , sonuçları oldu ve başa çıkıldı.En azından kitabın görünen kısmında başa çıkıldı ben hala olayı hazmetme aşamasındayım .

Sonuç olarak fazla uzatmadan enlerin , zıtlıkların , benzersiz kurgunun en nadide örneği Yabancı'yı sizlere önermeden geçemeyeceğim.

Bana her anlamda ikilemleri yaşayıp bir sayfasında kahkahalara boğularak ,diğer sayfasında salya sümük ağlatabilen ender kitaplardan birisiydi.

En önemlisi gerçek dışı bir hikayeyi son derece gerçek olaylar silsilesi ile birleştirip kocaman , devasa bir seri yazmak her yazarın harcı değil.


Sayfa kalınlığına, kitap fazlalığına aldırmayıp , benim gibi deli cesareti ile başlamayı düşünenlere hemmen başlamaları gerektiğini öneriyorum .




 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang