18 Şubat 2019 Pazartesi

Beni Yakma (Shatter Me #3) - Kitap Yorumu




ARKA KAPAK

Uyan! Tanıdığın herkes ölüyor!
 
Omega Noktası’nın kaderi belirsiz. Juliette’nin tüm dostları hatta tanıdığı herkes, ölmüş olabilir. Savaş daha başlamadan bitebilir.
Juliette, Yeniden Kuruluş’un önündeki tek engel. Kendisi hayatta kalmayı başarabilirse Yeniden Kuruluş’un var olamayacağını biliyor.
Ama Yeniden Kuruluş’u yıkmak ve az kalsın canını alacak olan adamı ortadan kaldırmak için Juliette’in aklının ucundan bile geçmeyen birinin yardımına ihtiyacı var: Bu kişi Warner.
Düşmanlarını yok etmek için birlikte mücadele ederlerken, Juliette bildiğini sandığı her şeyin -Warner, yetenekleri ve Adam- yanlış olduğunu da keşfediyor.
Tahereh Mafi’nin Bana Dokunma ve Beni Bırakma kitaplarıyla başlayan Juliette’in macerası Beni Yakma ile tehlikeli, romantik, macera dolu ve şok edici bir zirveye ulaşıyor!


YORUM

"Babanı öldüreceğim," diyorum ona, "Ve Yeniden Kuruluş'u yok edeceğim."
Hâlâ gülümsüyor.
"Yapacağım bunu."
"Biliyorum," diyor.
"O hâlde neden sırıtıyorsun?"
Yavaşça, "Sırıtmıyorum," diyor. "Sadece merak ediyorum, yardımımı ister misin?"


Bana iki ay önce gelip bir serinin çıkmış bütün kitaplarını 5 gün gibi bir sürede bitirebilir misin diye sorsanız sanırım kocaman bir hayır çeker, sizi lanetlemeyi düşünürdüm 😂

Ama şimdi düşüncelerimi yazmak için Beni Yakma'yı elime aldığımda iyi ki okumuşum, iyi ki şimdilik veda etmişim diyorum. Çünkü kendime bekleme eziyetini çektirmek Bana Dokunma serisi için imkânsız bir şey.

Vedalardan nefret ediyorum. Kitaplığımda yarım bırakılmış tonla seri var. Belki de en nefret ettiğim özelliğim bu ama iş bir şekilde serilerin son kitaplarına geldiğinde nutkum tutuluyor, elim gitmiyor.

Beni Yakma, önceden "final" kitabı olarak adlandırıldığı için kendimce yasakladığım bir kitaptı ama serinin ikinci kitabını okuduktan sonra kendimi durduramayıp elime aldım. Bütün takıntılarım ilk satırı okuyup kitaba saplanıp kaldığımda uçup gitti. Beni Yakma okumaktan deli gibi zevk aldığım en iyi seri sonu kitaplarından biriydi işte bu yüzden.

Serinin distopik kısmının çok zayıf olduğundan ve bir şeylerin tam oturtulamadığından diğer kitapların yorumlarındada da bahsetmiştim. Bu kitapta da distopik kısım toparlanamadı bana göre. Ne beklediysek, ne hissetiysek onlar oldu. Ama bu hissettirilen olayların işleniş biçimi kitabı bir üst noktaya taşıdı. 
Yazarın kalemini seviyorum, şiirsel bir dokunuşla hisleri, olayları ele alış şekline bayılıyorum. Karakterlerin gelişimini, aralarındaki ilişkileri çok basit ama bir o kadar da etkili bir şekilde işliyor. Özellikle duygular işin içine girdiğinde kalemi parlıyor bana göre. Özellikle Juliette ve Warner arasındaki o tutkulu bağı, okura o kadar gerçekçi hissetiriyor ki kitabı okurken karakterleri yanımızda hissediyoruz.

Çok sevdim, çok keyif alarak okudum ben Bana Dokunma serisini. Basit, ara sıra tutarsız, tahmin edilebilir bir hikâyeyi şiirsel bir kalem, etkileyici karakterler ile birleştirince bence çok güzel bir kitap dizisi ortaya çıkmış.

Eh sonuç olarak;

#teamwarner 😍

Beni Bırakma (Shatter Me #2) - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Geriye sayım başladı, çok az zamanın kaldı.


Juliette, sonunda Omega Noktası’na ulaştı. Onu seven ve özel yetenekleri olan insanların yaşadığı, yeraltı direnişinin merkezine. Yeniden Kuruluş’tan ve silah olarak kullanılmanın verdiği acıdan kaçmayı başarmıştı. Artık Adam’ı sevmekte özgürdü. Ama ölümcül dokunuştan asla kurtulamayacaktı; düşündüğünden de çok onu isteyen Warner’dan da. Bana Dokunma ile başlayan nefes kesici serinin bu bölümünde, Juliette yaşamını değiştirecek kararı vermek zorunda. Asıl istediği ile olması gereken arasında bir seçim yapmalı ve sonucun tüm yaşamını değiştireceğini unutmamalı. Kalbi ve Adam’ın yaşamı arasında korkunç bir seçim Juliette’i bekliyor.




YORUM

"İsmimi söylemen çok hoşuma gidiyor, aşkım," diyor. "Sebebini bilmesem de."
"Adın Warner değil," diye çıkışıyorum. "Adın Aaron."
Şimdi gülümsemesi biraz daha yayvanlaşıyor. "Tanrım, bu çok hoş."
"Adın mı?"
"Sadece sen söylediğinde."
"Aaron mı? Warner mı?"
Gözleri kapanıyor. Başını geriye atıp duvara yaslıyor. Gamzeleri beliriyor.

Bana Dokunma serisini ilk bitirdiğimde amacım aslında seriyi teker teker yorumlamak değil de bir bütün olarak düşüncelerimi aktarmaktı ama üzerine tekrar düşündüğümde her kitabının benim için farklı bir anlamı olduğunu keşfettim.

Normalde serilerin ikinci kitaplarında ilk kitabın yoğunluğundan sonra bir durgunluk olur ama Beni Bırakma kısıtlı bir zamanda olaysız bir kurgu işlediği için ilk kitabın bütün heyecanı ikinci kitaba geçmiş gibiydi. Üstelik hangi karakterin ana karakter olduğunu keşfettiğimiz, mükemmele yakın bir geçiş kitabıydı bana göre.

İlk kitapta ne keşfettiysem, ne düşündüysem bütün tahminlerim tuttu. Adam'dan geç, Juliette'in karakter gelişimine kadar kitaptaki birçok olay öngörülebilirdi. Sürpriz bir kurgu değil yazarın elindeki kurgu. Ama bunu nasıl işleyip okuyucu nasıl keyiften dört köşe yapacağını çok iyi biliyor bana göre.

Beni Bırakma'yı sevmemin iki faktörü var. 
Birisi Warner. Bir diğeri ise Kenji :')
.
İkisi de olayların bu kadar içinde olup nasıl dışarıda kalmayı beceriyorlar zerre fikrim yok ama kitabı Juliette'ten sonra bu ikisinin götürdüğün seriyi okuyan herkes söyleyebilir bana göre.

Çok keyifli bir kurgu üzerine, ilginç karakterler de işlenince çok güzel bir kitap olmuş Beni Bırakma. Zevkle okuyacağınıza bahse girerim :')

Bana Dokunma (Shatter Me #1) - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı.

En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte.

Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kalan bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir.

Juliette karar asamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi.

Tahereh Mafi, Bana Dokunma'da yürek burkan bir romantizmle distopya türünü bir araya getiriyor. Juliette'in iç dünyasını yenilikçi bir üslupla metnine yansıtan yazar, okurları Juliette'in zihninin içine davet ediyor.




YORUM


"...Nefret dolusun değil mi? Öfke? Hayal kırıklığı? Bir şey yapmak için can atıyorsun değil mi? Birisi olmak için?"
"Hayır."
"Tabii ki öyle. Tıpkı benim gibisin."



Bana Dokunma yıllar önce okuyup (yemiş de olabilirim, zerre hatırlamıyordum kitabı çünkü) devam kitaplarını merak etmediğim kitaplardan biriydi. Bana bir şey vermediğini, bir heyecan katarak bitmediğini düşünmüştüm bitirince, bunu net bir şekilde hatırlıyorum. Yeni baskıları satın alıp ilk kitabı ikinci kez okuduğumda bu düşüncem değişmedi çünkü yazar gerçekten okuyucu yerinden oynatan bir kurgu üretmemiş bana göre. Durgun, duyguların daha ön planda olduğu, karakter odaklı bir distopya. Hatta okuduğum en naif dile sahip distopya sanırım Bana Dokunma. En azından başlangıç kitabı olarak böyle olduğunu düşünüyorum. KÖTÜ ÇEVİRİSİNE RAĞMEN!

Normalde ben düşünce okumaktan nefret ederim ama kurgudan çok Juliette'in o sevgiye aç, yıpranmış iç sesini okumaya gerçekten bayıldım. Çok duygulu, böyle içimi darmaduman eden çaresizliğe sahip bir karakter, umarım onun kendini tamir etmesini de okuruz çünkü buna gerçekten ihtiyacım var :')
.
Bir diğer karakterimiz Adam'a karşı nötrüm sanırım. Ama bana çok fazla mıymıntı geldi.🙊 Bu da iki ve üçte Juliette'nin başına çorap öreceğini hissettiriyor bana 😂

Neyse sonuç olarak ikinci adamların, asilzade piçlerin, karaktersiz ama kalbi minnoş heriflerin kölesiyiz.

#TeamWarner

3 Ocak 2019 Perşembe

IŞILTI SARAYI - KİTAP YORUMU (The Glittering Court #1)



ARKA KAPAK

Vampir Akademisi* serisinin uluslararası çoksatar yazarı Richelle Mead’den tarihi bir atmosferde geçen  baş döndürücü, romantik bir seri.
*Mead bu sürükleyici, heyecan dolu mitolojik fantezide macera, gizem ve romantizmi buluşturuyor.*
- Voya
Richelle Mead Uluslararası çoksatar *Vampir Akademisi* ve *Kanbağı* serilerini yazdı. Hayatı boyunca iyi bir okur olan Richelle, kitaplarından kendini ayırabildiğinde, televizyon izlemeyi, seyahat etmeyi, ilginç kokteyller denemeyi ve kitap tanıtımlarında giyeceği elbiseler için alışverişe çıkmayı seviyor. Kendisiyle barışık bir kahve bağımlısı olan yazar, pijamalarıyla çalışıyor, tuhaf ve komik her şeye bayılıyor. Michigan’da doğan Richelle, Seattle’da yaşıyor ve yeni romanları üzerinde çalışıyor. 



YORUM
Ruhumu öldürdükten sonra lüks bir hayat sürmenin bana ne faydası dokunacaktı?

Işıltı Sarayı, çıkar çıkmaz almama rağmen bir türlü elimin gitmediği kitaplardan biriydi. Yazarla tanışma kitabım olan Vampir Akademisi serisini çok sevsem de ilk okuduğum kitaplardan olduğu için zevklerimin değiştiğini düşünmüştüm açıkçası. Bu düşünce ise kitaba başlayınca geçti çünkü yazarın fantastik olmayan tek kitap serisi Işıltı Sarayı. Bu yüzden de normal bir tarihi aşk kitabı gözüyle okuduğumda gerçekten zevk aldım okurken.
Amerika kıtasının keşfedilmesiyle "yeni dünya" da yaşayan zenginler için çöpçatanlık yapan bir şirket ,İngiltere de yaşamakta zorlanan genç kızlara bir tür evlilik okulu açıyor. Kahramanımız Elizabeth (Adelaide) ise iflas etmiş bir dükün kızı ve hayatını kurtarmak için zengin bir adamla evlenmek zorunda. Ancak bunu istemiyor, özgürlüğüne düşkün hayatını yaşamak isteyen bir karakter. Bir gün hayatının fırsatını yakalıyor ve Işıltı Sarayı'ı için çöpçatanlık yapan karakterimiz Cedric ile yolları kesişiyor.

Konunun ayrıntısına girmeyeceğim, bence bilmeyerek okumak daha doğru olur. Kitabı birçok yerde Seçim Serisi ile kıyaslamış okurlar ancak ben birkaç benzerlik dışında çok bir şey  bulamadım. Bir de kurgunun öyle bir yol ayrımı var ki bu benzerlik o yol ayrımında gerçekten sıfırlanıyor bana göre.

Kitabın en sevdiğim yönü klasik tarihi aşk romanlarından farklı bir yol izlemesiydi. Özellikle o dönemin erkek egemen toplumunda feminist unsurlarla bezeli bir dünya yazılması beni gerçekten mutlu etti. Tek sıkıntım ise ana karakter odaklı gelişen kurgunun aşk açısından inandırıcı gelmemesi. Bunların dışında keyif alarak okudum Işıltı Sarayı'ını. Özellikle bu türün seveniyseniz bence kaçırmamanız gerekiyor.
Ama birden kalbim benim yerime konuştu. "Ben seni nerede olsa tanırım. Yüzün görünmese bile. Başını tutuşundan anlarım. Yürüyüşünden ve... kokundan."

2 Ocak 2019 Çarşamba

| 2018 FAVORİLERİM |



2018'in başlarında okuma hedefim ile ilgili bir yazı yazmışım defterime.120 kitap okumak gibi bir hedefim varmış.Hatta bu hedefin yüzde ellisini klasik okuyarak geçirmek istediğimi yazmışım. Amacım hem güncel kitap okuyup hem de klasik okuyarak "yetkin" bir sene geçireceğimi  kendime kanıtlamakmış.

Bu yazıyı hazırlamak için defteri elime aldığımda bunları yazdığıma şaşırdım çünkü okuma hedefimi tamamlamama rağmen kendimi belli bir tür okuma yapacağım şeklinde kendimi kısıtlamam beni gerçekten üzdü.

Bu sene kitapları tükettim. Hızlı okumak istemesem de bitirene kadar mutlu olmadığı farkettim ve elime aldığım kitabı bitirmeden bırakmadım. Klasik okumak için kendimi zorlayıp, günün sonunda elime aldığım kitabın fantastik bir aşk kitabı olduğunu gördüğümde saldım gitti.😂

Kitap okumayı seviyorum. Bu sene, zevk almayacağım hedefler koyduğumda çok sevdiğim bu hobiden uzaklaştığımı anladım. Bu yüzden belli bir türe kendimi adamayıp, hiçbir türe yabancı kalmayacağım bundan sonra. Bu sene ki hedefim de bu, bunu buraya yazmak kendimi kısıtladığım gerçeğini yüzüme vurması açısından kanıt olarak burada duracak hep.

2018 yılı okuma açısından doyurucu olsa da favorilerime giren kitapların sayısı beni eksik hissettirdi diyebilirim. Ancak muhteşem yazarlarla tanışıp muhteşem kitaplar da okuduğumu değiştirmiyor bu durum.



Mesela 2018 yılında muhteşem bir seri okudum. Benim için gelmiş geçmiş en muhteşem fantastik roman olma özelliğini taşıyan Cadıların Keşfi serisinden bahsediyorum. Ama her seri de olduğu için bu seride de en kitabım var o da Gecenin Gölgesi. Bu yüzden fotoğrafta en çok sevdiğimden başlayıp çok sevdiğim şekilde dizildi seri :')


Serilerden bahsetmişken 2018 yılı içerisinde okuduğum favori seri devamlarından da bahsetmeden geçmek istemiyorum. Dikenler Ve Güller Sarayı serisinin ilk kitabını vasat bulmuştum ancak ikinci kitap benim için kusurlarına rağmen şahaneydi. Öyle ki kitabın son 100 sayfasını okumamak için direndim. Ama direnişim sadece 10 gün sürdü maalesef. Kazananın Öpücüğü her ne kadar veda etmek istemesem de sonucunda dayanamayıp okuduğum, seriye yakışan tam da istediğim gibi bir final olduğu için 2018 favori listemde. Beni Yakma ise Aaron Warner faktöründen dolayı listemde 🙊 (ayrıntılı hayranlık yazım çok yakında gelecek 😻🙊)


2018 işte bu yüzden güzel geçti ya! dedirten kitaplar ise Eleanor Oliphant Gayet İyi ve Rüya Dağıtan Çocuk. Her ikisininde ortak özelliği acıyla doyasıya dalga geçmeleri bana göre. İki muhteşem karakter iki muhteşem kurgu. Mutlaka okumanız gereken kitaplardan ikisi onlar.


Nefret Oyunu ve Kusursuz Elmas ise bu sene beni doyasıya güldürdükleri için ve beni mutlu ettikleri için 2018 favori listemdeler. Bu kitapları okuyupta mutlu olamayacak bir kişi bile düşünemiyorum çünkü kıkır kıkır gülmekten kendinizi alamıyorsunuz okurken. 🙊


2018 yılı benim için bir güzellik daha yaptı ve muhteşem iki çocuk kitabı ile tanıştırdı. Balino, hayallerimden yakalarken, Canım Kardeşim düştüğümde aile desteği ile kalkmamı, küçük kardeşime sımsıkı sarılmamı sağladı.



Acısıyla tatlısıyla okuma açısından gerçekten iyi bir sene geçirdiğimi düşünüyorum ben.Klasik okumayı da sevdiğimi anladım, Bestseller okumayı da. Berbat romantik romanlara, tutarsız polisiyelere, mantıksız fantastik kitaplara bayıldığımı bir kez daha anladım.Tezer Özlü ile tanıştığım için çok mutluyum mesela. Onun melankolik ruh halinden yansıyan yazılarını anlamamayı çok seviyorum. Kemik Mevsimi gibi aşırı durgun bir kurguyu okumak çok zevk aldığım bir durum oldu.

Umarım sizlerde 2018 yılını güzel geçirmiş, okuma açısından şahane bir yıl yaşamışsınızdır. 💜

9 Aralık 2018 Pazar

Rüya Dağıtan Çocuk - Kitap Yorumu



ARKA KAPAK

Acı bir olayla kesişen iki hayatın, apayrı dünyalara ait iki genç insanın umutsuz aşk hikâyesi… Christmas, İtalya’dan Amerika’ya göçtükten sonra fahişelik yaparak geçinen genç bir kadının gayrimeşru oğludur. Anne oğul, kendi ülkelerindeki toprak sahiplerinin zulmünden kaçtıktan sonra New York’ta çetelerin hüküm sürdüğü yoksul bir göçmen mahallesinde yaşam mücadelesi vermektedir.  Ruth, şehirdeki zengin bir Yahudi ailenin kızıdır. Bir gün korkunç bir şekilde tecavüze uğramış ve ağır yaralanmış halde bulunur. Genç kızı bulup hayatını kurtaran ise Christmas’tan başkası değildir.  Aralarındaki farklılıklar nedeniyle birlikte olmaları imkânsız görünse de Christmas, Ruth’a olan tutkusundan vazgeçmeyecektir. Her türlü tehlikeyi göze almaya hazırdır. Hayat şartları Ruth’u ondan kopardığında ise onu bulmak için elinden geleni yapacaktır.  Acaba Christmas, bir yandan radyonun ve Broadway tiyatrosunun büyülü dünyasında şöhret olma hayalini kovalarken, diğer yandan hâlâ kalbinde taşıdığı Ruth’a kavuşabilecek midir?  Peki Ruth, aldığı büyük yaralara rağmen hayata tutunup genç adamın aşkına karşılık verebilecek midir?  Rüya Dağıtan Çocuk, şiddetin, acımasızlığın ve yoksulluğun içinde yeşeren umudun ve hayallerin öyküsü… “Rüya Dağıtan Çocuk’u okumak çok özel bir yolculuğa çıkmak gibi. Acı ve şiddetin yanı sıra umutla dolu yaşamların öyküsüne tanıklık ediyorsunuz. Luca di Fulvio iyilik ve kötülüğün, dostluk ve ihanetin hikâyesini başarıyla anlatıyor. 




YORUM

"Ruth "Parmaklarımla sadece dokuza kadar sayabilirim," dedi zorla gülerek. Bu gülüşte, bir gece içinde büyümek zorunda bırakılmış küçük bir kızın olanları umursamamaya çalışan gerginliği vardı.


Christmas alçak sesle, "Eğer öğretmenin ben olsaydım..." dedi. "Matematiği senin için değiştirirdim."


Rüya Dağıtan Çocuk'u o kadar uzun sürede okudum ki sanki karakterlerle birleşmiş, onların olduğu ortamda onlarla birlikte yaşamış gibiyim. Ayrıntılı bir yorum yapmak istemiyorum çünkü kitap uzun bir okuma serüvenine sahip olsa da içimden sadece "Güzeldi be, yani güzeldi daha nasıl anlatılabilir ki." demekten başka hiçbir şey gelmiyor.

İyi insanları, kötü insanları, suçluları, fahişeleri, pezevenkleri, suç çetelerini, siyahileri, beyazları herkesi herkesin gözünden anlatıyor Rüya Dağıtan Çocuk. Hepsiyle birleşip bir bütün oluyoruz okurken, sonunda ise içimizdeki pislikleri bir bir temizleyip hayalleri için yaşayan bir adama dönüşüyoruz.

İlk başta yürek burkan bir hikaye ile başlayıp sonra yetmezmiş gibi kalbimizi parçalayıp ardından hiçbir şey olmamış gibi kalbimizi tamir eden ve içinde büyük bir umudu barındıran bu kitap sanırım hatırladıkça beni gülümsetecek. Her şeye rağmen var olmanın bu kadar acı bir yolculuğu olduğunu okumanın beni bu kadar ağlatıp kalbimi kuracağını tahmin etmiyordum ben. Çok sevdim, o kadar sevdim ki uzun bir süre ne anlatacağım ki, kimseye anlatmayayım sadece bana özel olsun deyip durdum. 🙊 Ama sevdiğim bir kitabı sizinle paylaşmazsam da içim hiç rahat etmezdi.


Umarım okuyup sizler de benim kadar seversiniz. 😍

Tut Ki Seni Seviyorum - Kitap Yorumu


ARKA KAPAK

Lisede canlandırmak istediğim rolü biliyordum.
Tüm zorlukların üstesinden gelen kız olacaktım.
 
Herkes bir zamanlar “Amerika’nın En Şişman Genci” olarak bilinen Libby Strout’u tanıdığını sanmaktadır. Ama kimse onun kilolarının ötesine bakmamış, gerçekte nasıl biri olduğunu öğrenmek için uğraşmamıştır. Libby, annesinin ölümünden sonra bir yandan dağılan hayatının parçalarını birleştirmeye, bir yandan da kalbi kırılan babası ve kendi hüznüyle başa çıkmaya çalışır. Ancak artık hazırdır: Liseye, yeni arkadaşlara, aşka ve HAYATIN SUNABİLECEĞİ TÜM FIRSATLARA. 
 
Büyüleyici olacağım. Komik olacağım.
Kimseyle yakınlaşmayacağım.
 
Herkes, bu sözleri mantra belirlemiş Jack Masselin’i de tanıdığını sanmaktadır. Evet, Jack havalıdır ama insanlara istediklerini verme ve ortama ayak uydurma sanatını da mükemmel bir şekilde icra etmektedir. Üstelik kimsenin bilmediği bir sırrı vardır: Yüz körüdür. Kendi kardeşleri bile ona yabancıdır. Eline geçirdiği her malzemeyle yepyeni mühendislik harikaları yaratabilse de kendi beyninin nasıl işlediğiyle ilgili hiçbir fikri yoktur. Bu yüzden havalı görünmeye karar vermiştir.
Her şey Libby’yle tanışınca değişecektir. Acımasız bir eşek şakası yüzünden Libby ile Jack’in başı belaya girince danışmanlık almak ve kamu hizmeti yapmak zorunda kalırlar. İkisi de durumdan hiç memnun değildir ancak şaşırtıcı bir şey gerçekleşir. Birlikte vakit geçirdikçe daha az yalnız hissetmeye başlarlar.
 
Çünkü bazen birisiyle tanıştığınızda dünya değişir…




YORUM


"Hareketlerini biliyorum. Bana bakışını biliyorum.Beni gördüğünü görüyorum ve bana o şekilde bakan bir tek sen varsın. İster yakınında ister uzağında olayım, bunu düşünmek veya yapbozun parçalarını birleştirmek zorunda hissetmiyorum. Sadece sensin. Bildiğim tek şey bu."


Tut Ki Seni Seviyorum, Prosopagnozi yani yüz körü olan bir oğlanın ve "Amerika'nın en şişman genci" diye bilinen kızın kendilerini bulma hikâyesi diye kısaca özetlenebilir bence.

Jennifer Niven'ı ben de herkes gibi Hayatın Kıyısında kitabı ile tanıdım. Hayatın Kıyısında'nın değindiği durumları falan beğenmiştim ama bende büyük etki denilen o hissi bırakmamıştı. Ben de elimde diğer kitabı varken bir kez daha yazara şans vermek istedim ve iyi ki vermişim dedim Tut Ki Seni Seviyorum'u bitirince.

Yazarın kalemini seviyorum ben. Güncel dizilere atıflarını, dünya edebiyatından kitaplara kitabında yer vermesine de bayılıyorum. Bu onu hem özgün hem de hoşlanılabilir kılıyor gözümde. Cümlelerle oynayışı, eğlenceli ve tuhaflık derecesinde yumuşacık kelimelerini okurken bir ara bulutlarda süzüldüm diyebilirim.

Ama bu naif kalemi haricinde kitabın bende bu kadar yer edinmesinin nedeni karakterleri. Libby ve Jack kendilerine has yaratılmış iki karakter. Tanışmaları, kaynaşmaları, birbirlerine olan desteklerini okuması kalbimi patlatacaktı neredeyse 😂 Jack'ın akran zorbalığından kaçarken Libby'nin bu durumla kıyasıya mücadelesi okuması en keyif veren olaylardan biriydi. Tek sıkıntım "beden olumlaması" yaparken yazarın bunu gözümüze gözümüze sokakarak Libby üzerinden devam ettirmesi. Ben bu tür destek konulu kitaplarda olumsuzluğun göze sokarak değil de yavaşça hikâyenin içine yedirilerek verilmesi taraftarıyım. Ama bu durum yine de kitabı delicesine sevmeme engel değil tabi ki.


Bitirdiğimde de kitapla ilgili küçük bir alıntıya denk geldiğimde hissettiğim tek şey beni çok mutlu ettiği olacak Tut Ki Seni Seviyorum'un. Gerçekten mutlu olmak isteyip eğlenceli, naif bir kurgu arıyorsanız bu kitap bence tam aradığınız kitap. 
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang