Deborah Harkness etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deborah Harkness etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2018 Pazartesi

GECENİN GÖLGESİ - KİTAP YORUMU (All Souls Trilogy #2)

ARKA KAPAK

Tarih ile büyünün zengin dünyasında kök salan aşk hikâyesi, geçmiş ve tutkuyla örülmüş bir masala sürükleniyor.
Düğüm yavaş yavaş çözülüyor…

Her şey Cadıların Keşfi’yle başladı… Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinden ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Diana, Bodleian Kütüphanesi’nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew’la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.

Güvenli bir yer arayan Diana ile Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra’sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe’nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot’ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır.
Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra’sının altını üstüne getireceklerdir.





“...bunun ne anlama geldiğini ya da kim olduğumu bilmiyorum.”“Sen Diana Bishop’sın, bir tarihçi ve bir cadı.” Omuzlarımı kavradı. “Önceden ne olduğun veya gelecekte ne olacağının hiçbir önemi yok. Senin kim olduğun belli. Sen benim hayatımsın.”“Senin karınım,” diye düzelttim.“Hayatımsın,” diye yineledi. “Sadece kalbim değilsin, onun çarpmasısın. Daha önce bir gölgeydim, Alsop Nine’nin gölgesi gibi.” 

YORUM 

Gecenin Gölgesi, serinin ilk kitabı Cadıların Keşfi'ne göre daha canlı, daha fantastik ve daha karakter odaklı başladı. Genellikle seri devamları, bilirsiniz, ilk kitabın sonu kafa karıştırıcı bitmişse onu ilk iki bölümde tamamlar, soru işaretlerini okuyucunun kafasından silip yeni bir olayla birlikte ikinci kitabı devam ettirir. Ancak Gecenin Gölgesi bu klişeleşmiş devam kitabı çizgisini alt üst etti.

İlk kitabın yorumunu okuduysanız eğer bu kitabı okumak başlı başına bir serüven demiştim. Hah, işte bu durum Gecenin Gölgesi'nde artarak devam etti. Soru işaretleri okuyucunun kafasından bir an bile gitmedi çünkü cevabı ortada da olsa tam olarak gösterilmedi. Olay çerçevesinde açıklama yapılsa bile tekrar yeni bir muamma yaratıp kurgusunu hiç sekteye uğratmadan devam ettirdi yazar.

İlk kitabın sonunda verilen zaman geçişi,  (spoiler değil kesinlikle rahat olun) beni rahatsız etmişti açıkça söyleyeyim. Bazı yazarlar sadece geleceği iyi yazarken bazıları da geçmişi daha iyi yazarlar bana göre. Yazarın kaleminin yatkınlığının bu tarihsel geçiş olayında başarısız olacağını düşünmüştüm ben. Ama tabi ki her zamanki gibi beni yanılttı kitap, sevgili yazarımız hakkında ne düşünsem bir sonraki kitabında o düşünceyi yerle bir etme özelliğine sahip.

Gecenin Gölgesi, yer yer aşırı bilimsel ve tarihsel ayrıntıya girip okuyucuyu sıkma eğilimi gösterse de olay üstüne başka bir olay yaratılması ile bu anlatımsal durgunluğu devam kitabında da aşmıştı. Yazarın karakterler üzerinden verdiği duygusal yoğunluk ile de birleşince okumak hepten güzel oldu.

İlk kitabın sonunda karakterlerimizi bekleyen büyük bir yolculuk vardı. Bu yolculuk hem kendi ilişkilerinin sınavı hem de var olan türlerin gizemini kaldıracak birtakım ipuçları olarak dönecekti okura.

Matthew'e ilk kitapta bayılmıştım hatırlarsanız, onun yüzeyde vampir aristokrat tavrı, gizemli alfa yırtıcılığı ile birleşince mükemmel bir karakter tiplemesi oraya çıkmıştı. Okuması zevkliydi, kitabın romantizm kısmının Diana odaklı değil de Matthew odaklı olmasına bayılmıştım.

İkinci kitapta ise bu durum tam tersine döndü. Kadın karakterimiz olan Diana'nın zekâsının ve güçlü kişiliğinin âşık olduğu adam için her türlü fedakârlığı yapacak bir kadına dönüştürmesini okuduk. Çok güzel yansıtılmıştı bu durum bana göre, birden bire sahiplenici, affedici bir kadın olmadı Diana, yedire yedire onunla birlikte bir ilişkinin evrelerine şahit olduk.

Son olarak söylemek istediğim şey ise kitabın benim için gerçekten güzel olmuş dedirten fantastik kısmı. İlk kitapta fantastik boyut biraz azdı, gelişim evresindeydi ve okuyucu hâlâ birtakım olayları anlamakta zorluk çekiyordu. Ama ikinci kitap ilk kitaptaki fantastik olayların bir nevi açıklaması gibiydi. Birçok yerde aşırı heyecanlandım, şaşırdım; beklemediğim, hayretle okuduğum yerler oldu. Her açıdan doyurucu bir kitap olmuştu Gecenin Gölgesi.


Üçüncü kitap için heyecanlıyım ama bir süre ertelemek durumundayım. Ama aklım, kalbim daima okumak ister hâlde. Yorum (yorum olmadı aslında bir nevi hayranlık yazısı) yazarken bile ara ara göz atıyorum, okusam mı acaba ya diye. 😂 Her açıdan doyurucu, karakterleri (her türden yan sağ sol) kurgusu harika bir seri okumak isterseniz bu seriyi öneriyorum sizlere. Üçüncü kitabı okuyup bitirdiğimde bile daima hatırda kalacak birçok özelliği mevcut çünkü.


19 Nisan 2018 Perşembe

CADILARIN KEŞFİ - KİTAP YORUMU (A DİSCOVERY OF WİTCHES #1)


ARKA KAPAK

Olağanüstü güçlere sahip bir cadı, imkânsızlıklara direnen yasak bir aşk
ve her şeyi başlatan gizemli bir elyazması
Oxford’un Bodleian Kütüphanesi’ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana’nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana, yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakârlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır.





 ”Onu affetmek zorundasın. İncinmeni istemiyordu.”
“Ben çocuk değilim, Diana. Annemin beni kendi karımdan koruması gerekmez.”
“Bir şey mi kaçırdım? Biz ne zaman evlendik?”
“Eve gelip sana, seni seviyorum dediğim anda. Belki mahkemede resmen kabul olmaz ama vampirler için biz evliyiz.
“Sana telefonda seni seviyorum dediğimde, senin de bana karşılık verdiğinde değil de yalnızca eve gelip yüzüme karşı söylediğinde mi oldu bu?”
“Vampirler, aslanlar ya da kurtlar gibi çiftleşir. Dişi, eşini seçer, erkek de onaylar, işte bu kadar. Hayat boyu çift kalırlar, topluluğun geri kalanı da onların bağını onaylar.”
“Ah,” dedim hafifçe.
“Ama sen vampir değilsin. Seni karım olarak düşünmemin sakıncası var mı?


Hani bazen kal gelir, bir süre kitap okuyamazsınız, kitaplar sizin için kaçış olurken okumak birden eziyet hâline gelmiştir. Heh, işte öyle bir dönemimde sadece küçük bir alıntı ile çekildim Cadıların Keşfi'ne. Açıkçası ne bitireceğimden ne de beğeneceğimden umudum vardı çünkü tamamen en kötü anımda elime almıştım, bir de açıkçası çok güvenmiyordum kurguya. Eh yani vampir mi kaldı artık, bir de cadılar varmış meh! deyip kitabı adeta harcamak için elime aldım.

M E H! D E D İ M ve tükürdüğümü afiyetle yedim.

Pişman da değilim!

Cadıların Keşfi, kısa bir zaman dilimi içerisinde geçse de kitaptaki ayrıntılı tarih ve bilimsel anlatıları nedeniyle geniş bir okuma serüveni içeriyor. Ha, bu şey değil tabi ki kurgu ilerlemiyor, yazar sadece bilgi verip okuyucuyu bu bilgiler ile sıkıp bunaltıyor. Karakterlerin ve kurgunun içine, hikâyeyi oluşturacak bütün ayrıntılı bilgileri yavaş yavaş okuyucuya sindiriyor. Her bir tarih bilgisi ve her bir bilimsel ayrıntı kitabın bir noktasında illa ki karşımıza çıkıyor. O yüzden kitabın hiçbir noktasında "sıkıldım" kelimesini dillendiremiyorsunuz, çünkü aklınıza bile gelmiyor.

Cadıların Keşfi, paranormal üç türün gizlice yaşamını sürdürdüğü dünyada her türü ilgilendirecek gizemli bir el yazması kitabı, genç bir akademisyen ve ayrıca cadı olan Diana'nın bulması ile başlıyor.

Bu keşif, köklü bir cadı ailesine mensup, güçlerine arkasını dönmüş Diana için çok önemli bir olay olmasa da, bilmeden bütün türleri karşısına almış ve bunu düzeltmek ve el yazmasının sırrını çözmek için düşman tür olan vampir ırkına mensup akademisyen Matthew ile birlikte hiç dâhil olmak istemediği olayların içinde kendini buluyor.

Aslında konumuz bu kadar kısa ve basit bir şekilde dillendirilse de okuması gerçekten zorlu, olay ve kurgu açısından âdeta kapağı kilitli bir kutu bana göre. Çünkü kitabın başında hâkim olduğumuz şeyler bilimsel ve tarihi olaylar ile desteklenince yalana çıkıyor ve tahmin ettiğimiz, bu olacak işte dediğimiz noktalar yüzünden kitap sonunda elimiz bomboş bir şekilde öylece kalakalıyoruz.


Cadıların Keşfi'ni okumak başlı başına bir serüven, bu yüzden de hızlı hızlı okumak yerine yavaş yavaş sindirerek okumanın daha doğru olduğunu savunuyorum. Çok bilgi çok detaylı kurgu ve bol karakter olunca hızlı okumanın hiçbir yararı olmuyor, unutup gidiyorsunuz ve illâ ki karşımıza çıkacak bir olayı unuttuğumuz için kafamızdaki soru işaretlerinden zerre kurtulamıyoruz.

Kitabın kurgusunu ne kadar konuşursam konuşayım boşluk bir şey bulamadığım için kitabın bana göre en farklı yönlerinden biri olan karakterlerine değinmek istiyorum.

Bazı kitap karakterleri bence kitabın kurgusunun içinde değil de haricinde düşünülmeli, eh işte bu karakterlerden birisi de sapyoseksüellerin tam anlamıyla gözlerinden kalpler çıkartacak, kalbimizi un ufak edip yerlerde tepinse bile sesimizi çıkarmayacağımız serinin ilk kitabının yıldızı Matthew bana göre.

Bir adam düşünün yüzyıllar (bin de olabilir bilmiyorum 😂) boyunca yaşamının tamamını bilime ve türlerin kökenini bulmaya adayıp vampir olduğu hâlde tıp ile ilgilenip kalplerimizi eriten bir tam zamanlı bir doktor, zekâsı ile hayrete düşüren bir bilim adamı, dehşete düşüresi koku algısı ile usta bir yarı zamanlı şarap tadımcısı, rahatlamak için yoga yapıp tam bir anne kuzusu, sevdiceğinin kedisine "ma petite" diyerek okuyucuyu tam anlamıyla bu kadar da olmaz dedirten dağlara taşlara haykırmamızı sağlayan aşık olunası bir herif. Ha işte bu adamı düşündünüz mü, çok tatlı ve hayran olunası, değil mi? Ama bunların dışında sizi çıldırtacak bir haberim var ki bu adam aşırı sahiplenici bir âşık, ayrıca gözleri ve kalbi kadınından başkasını göremediği için tamamen hata yapmaya meyilli bir karakter. Matthew tamamen kusursuz bir kusurlu olarak yaratılmış ve bu olay o kadar çok sevdiğim bir şey ki kitabın konusunu sevmeseydim bile sadece Matthew için beşi basabilirdim.

Matthew aşırı derece düz bir karakter (düz heriflere aşığım), eğrisi doğrusu yok. Kendi içinde sakladığı birçok yalanı ve sırrı olsa da bunu sadece sevdiği kişilerin yararı ve zararına göre ortaya çıkarıyor. Koruma iç güdüsü gibi bir şey bu. Bazen tam anlamıyla şapşal bir âşık bazen de tuttuğunu koparan bir alfa olması Diana'yı ne kadar kendine hayran bıraktıysa biz zavallı okurları bunun bin katı falan bırakmıştır herhalde. Kitabı bitirdiğimden beri kalbimde kelebeklerim eksik olmuyor.(Ah, zavallı minik Matthew'siz kalbim 😭)
.
Bir yazarın hem karakterlerini hem kurgusunu dengede tutmasına her zaman hayret etmişimdir. Deborah Harkness bunu tam anlamıyla başarabilen sayılı yazardan birisi bence.

Kurgunun gidişatı aşırı derecede merak edilesi, çünkü kitabı bitirdiğimde tam anlamıyla elim ve beynim bomboş kaldı.
Hakkında en ufak bir fikir yürütemiyorum, ne dersem yanlış çıkacakmış gibi his var içimde.

Zeki karakterler, zekice işlenmiş bir kurgu, kusursuzluğun aslında birçok kusuru beraberinde getirdiğini en iyi şekilde anlatan fantastik kurgu okumak isterseniz Cadıların Keşfi'ni okumanızı bütün kalbimle öneriyorum.

Lütfen okuyun.
Ama Matthew'e aşık olmadan.
O benim.
B E N İ M ! 😂
 

Hunharca Okuyan Kız Template by Ipietoon Cute Blog Design and Bukit Gambang